19 Haziran 2018 Salı

68’in 50. yılında müziğin protest hali


Erva Gün
Erva Gün
Ankara Üniversitesi

68’in 50.yılını andığımız bugünlerde unutulmaya yüz tutmuş bazı noktaları hatırlatmak için oturdum yazının başına.

Bir sanatçı insanı ne kadar etkileyebilir? Müzik,devrimin habercisi olabilir miydi? Belki uçuk bir hayaldi bu lakin 68 kuşağı buna inanıyordu. 60-70’li yıllarda kapitalist toplumlardaki işçiler, öğrenci gençlik, başta ABD’de olmak üzere ezilen siyahiler, kadınlar, eşcinseller kısacası öteki konumuna düşürülen herkes isyan bayrağını çekmişti. O dönemlerde Vietnam Savaşı ile özgürlük ve savaş karşıtı söylemlerin artışı protestolara sebep olmuş, gençleri üniversite sıralarından sokaklara taşımıştı. Fransa’nın başkenti Paris’te Mayıs ayında patlak veren gençlik hareketi, Türkiye’de Haziran ayında üniversitelerin boykot ve işgal edilmeleri akıllarda kalan bazı sahnelerdir.

Üniversitelerden taşan gençlik hareketi zamanla halkı da kendi içine katarak kitlesel boyutlara ulaşmıştır. Uzun yıllar devam eden protestolar bir şekilde kültürü ve müziği de etkisi altına almıştı.  Öğrenci hareketleriyle başlayan başkaldırının dünyanın dört bir yanına hızla yayılması genel özellikleriyle o dönemin dünya müziklerini de etkilemesi ‘Muhalif/ Protest’ müziğin yani ‘Devrim’ müziğinin doğmasına da yol açmıştır. Toplumun muhalif kesiminin siyasal söylemleri ve yıllarca susturulmuş olmanın haykırışlarıydı protest müzik.

1960’ların başında Folk müzik ile tanışan gençler dünya barışının sağlanması, özgür ve eşit bir gelecek için bir araya geliyorlardı. Kitle iletişim araçlarının gelişimini de düşününce protest- folk müzik evrensel boyutlarıyla kitlelere ulaşıyor, insanlar müziğin çekirdeğinde bir amaç uğruna seslerini çıkartıyordu. Müzikle dünyayı değiştirmek söz konusu olamazdı lakin seslerini duyurmak için bir bileşendi. Dönemin politik söylemleri ve dinamizmi protest-folk müzik ekolünde pek çok müzisyen, şarkı yazarı ve daha nicesini yüzyılımıza kazandırdı. Bob Dylan, Joan Baez, Bob Marley, Beatless, The Rolling Stones, Jonis Joplin, Santana, Crosby, Stills, Nash & YoungRichieHavensJefferson Airplane ve daha nice adını zikredemediklerimiz.

Dylan’ın 1964 yılında yaptığı şarkı “The Times They Are a-Changin” savaş karşıtı gösterilerde marş niteliği kazanacaktı. Müzik ilk defa bu kadar politik söylemde kendisine yer edinmişti. Şarkının sözleri o dönem yaşanılan kaosu gözler önüne sermeye yetiyordu.​​​​​

“…gelin yazarlar, eleştirmenler, kalemleriyle bilgeleşenler/ iyi açın gözlerinizi, şans bir daha geri gelmeyecek/ acele etmeyin konuşmakta, çark hala dönmekte/ ve kimse söylemiyor kimde topun duracağını/ şimdi kaybeden sonra elbette kazanacak/ çünkü zaman değişiyor. Gelin senatörler, kongre üyeleri/ kulak verin çağrıma/ durmayın yolda, tıkamayın koridoru/ çünkü bugün incinen yarın koltukta olacak/ dışarıda bir savaş var ve kızışmakta/ yakında pencerelerinizi saracak ve duvarlarınız titreyecek/ çünkü zaman değişiyor…”

Dünya’da gerçekleşen olaylar Türkiye’de isehalkın yaşamı, mücadelesi, ideolojisi gibi konularlakendini müzikte hissettirmeye başlamıştır. Türkiye’de ezilenler ve ötekileştirilen insanlara bir armağandı bu. İnsanlar yaşamlarını, acılarını, mücadelelerini bir araçla aktarma yolu bulmuşlardı. Dünya’yı etkisi altına alan protest/muhalif müzik türüne yabancı olmayan yurdum insanı, geçmişten günümüze protest ögeler barındıran ozanlık geleneğiyle pek çok ozan yetiştirmiştir. Pir Sultan gibi büyük ozanların esin kaynağı olduğu Anadolu Rock ve Pop müzikte dönemin ekonomik ve politik etkileri açıkça görülmekte. 68’in etkisiyle yetişen ve bugünlere gelen; Mahzuni Şerif,, Aşık İhsani, Cem Karaca, Selda Bağcan, Ruhi Su, Erkin Koray, Moğollar, Ahmet Kaya ve adını sayamadığım daha nicesi. Bağımsız bir Türkiye için çaldılar ve söylediler. Ve bir nesle umut ışığı oldular.

Halk Ozanları Federasyonu tarafından dünyanın en büyük 3 ozanı arasında gösterilen, yüzyılımızın Pir Sultan Abdal’ı Aşık Mahzuni Şerif’ten birkaç dize aktarmak dönemin kaosunu gözler önüne serer diye düşünüyorum.

Döğüşmeyin Yiğitler

İşçiyi işçiye düşüren zalım      
Boynumuzda boza pişiren zalım
Bu kadar bardağı taşıran zalım
Gözümüz önüne serilmiyor ki

Yeni adı çıkmış sağ ile solun
Tarihte borcu yok kullara kulun
İki yanı birdir yattığın çulun
Bilirsin ölenler dirilmiyor ki

Türkiye’de bugüne kadar gelmiş olan iktidarlar,darbelerle veya faşist hamlelerle, halkı susturmuş ve sessizliğe mahkum etmiştir. 1981 darbesinden sonra Kürtçe, Arabesk ya da halkı galeyana getirdiği iddia edilen müzikler yasaklanmış, sanatçıların diline ve sazına kilit vurulmuştur. Bir dönem Alevilik inancı ile ilgili şarkılar yazan, Kürtçe müzikler söyleyen ve şarkılarında iktidarı eleştiren sözler bulunduğu gerekçesiyle pek çok sanatçı medya ve halk tarafından ya lekendi ya da vatan haini ilan edildi. Ne acıdır ki günümüzde iktidar, sanatsal veya kültürel olan her şeyin önüne geçmeye başladı. Sanatın gelişmesi için gerekli olan her şeye darbe vuran bu iktidar, gelişimin en büyük düşmanıdır. Her geçen gün okullarda sanata dair bölümlerin kapatılması ve kültür merkezlerinin yıkılma kararlarını görmek derin bir hayal kırıklığı yaratıyor insanda. Lakin şu bilinmelidir ki mücadele ruhuyla, yaşama sevinci ve isteği ile bu hayata tutunan sanatçının sesi susturulamaz. Sanatçı var oldukça halkın, ezilenin sesi duyulmaya devam edecektir.