24 Mayıs 2018 Perşembe
Anti-government protesters behind barricades and on an excavator clash with riot police as they try to march to the office of Turkey's Prime Minister Tayyip Erdogan in Istanbul early June 3, 2013. Turkish protesters clashed with riot police into the early hours of Monday with some setting fire to offices of the ruling AK Party as the fiercest anti-government demonstrations in years entered their fourth day. Turkey's streets were calm in the morning after a night of noisy protests and violence in major cities. REUTERS/Stringer (TURKEY - Tags: POLITICS CIVIL UNREST TPX IMAGES OF THE DAY)

’90 Kuşağı’nın Patlaması


Berat Karaaslan
Berat Karaaslan
Ankara Üniversitesi

Gençlik, her zaman baskılara karşı durmuş, sesi en çok kısılmak istenmiş ama en gür sesi çıkarmış, her türlü sıkıntıya karşı mutlak bir inanç ve bu inançlı kitleyi kanalize edebilen bir örgütlenme modeline sahiptir. Gençliğin dinamizmini ve ataklığını görmek için ta 1968’e, Denizlere, Mahirlere kadar gitmeye gerek yok. Bu sefer çok yakın bir süreçten konuşacağız. Üzerine çok şey yazılacak, çok tartışılacak yeni bir kuşak var karşımızda. Özellikle Haziran direnişi ile kendini açıkça ifade eden 1990’lı yıllarda doğan gençler şuanda üniversitelerde öğrenci örgütlerinde veya gençlik mücadelesinin içinde farklı örgütlerde aktif rol almakta. Türkiye gençliğinin 1980 sonrası süreçte apolitize edilmesi çabası tabii bir gerçeklik ama bu çabaların şu süreçte ters karşılık bulduğu ortada…

Üniversitelerdeki yoğun baskılar, kısıtlanmak istenen öğrenci faaliyetlerine karşı başlatılan direnişler şüphesiz ki ülke üzerinde AKP rejiminin baskıcı politikalarının gençlik üzerinde bir tezahürü ve gelinen süreç ise bir patlama noktası konumundadır.

15 Temmuz darbe girişimi ardından başlatılan cadı avı süreci sürekli açıklanan devlet içerisindeki paralel yapının temizlenmesi amacını çoktan aşmış ve sivil-resmi tüm kurumlarda muhalifleri temizleme seviyesine gelmiştir. İlan edilen OHAL ile tüm hukuksuzluklarına kılıf uydurmaya çalışan AKP/Saray rejimi içerisine girdiği çıkmazda boğulmakta ve kuru yaş ayırt etmeksizin tüm ülkeyi bir ateşin içerisine sokmuş durumdadır. İktidarda olduğu süre boyunca sürekli vasat oynayan dış politikaları ile ülkeyi savaşın eşiğine getiren, devleti gerici politikaları ile cemaatlere, tarikatlara meze yapan ve makam hırsı için, ülkenin her alanını savaş alanına çeviren cihatçı terör örgütlerine yol veren muktedir içinde bulunduğu çıkmazdan çıkamadığı için saldırganlığını arttırmış durumda. Basının üzerinde kurmak istediği hegemonya, siyasi partilere ve tutuklanan vekillere karşı yürütülen kara propagandalar tek bir muhalif söze bile tahammülsüzlüğün göstergesi.

İktidar cephesinde durum böyleyken bastırılan, susturulan, hapislere atılan, kurumları kapatılan ama yılmadan ayakta durup direnen muhalif kesim her zaman olduğu gibi gene inançla direnmekte. Liseler, proje okullar karşıtı eylemlerle ayağa kalkarken siyasi iktidar okul bahçesine soktuğu TOMA’ları ile “gücünü” gösteriyor. Toplumsal muhalefeti sırtlayan ve öncü rol oynayan gençlik ise işte tıpkı 1968’de olduğu gibi “Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye” mücadelesini sahiplenen ilerici, laik ve cumhuriyet kazanımlarını savunan aydınlanmacı çizgide mücadelesini sürdürmektedir. KHK’ler ile atılan hocalarına sahip çıkan gençlik, üniversitelerden rektörlük seçimlerinin kaldırılmasının ardından gene ayakta üniversitesini savunuyor.

Bir tarafta her türlü imkanıyla, gücüyle saldıran ama durduramayan, gittiği her yerde bir tepkiyle karşılaşan siyasi iktidar varken diğer tarafta gittikçe büyüyen bir toplumsal muhalefet ve gözü korkmayan bir gençlik var. O halde yapılacak şey tarihten gelen gelenek üzere kararlı bir biçimde her türlü baskı ve yıldırma politikalarına karşı örgütlü bilinçle karşı durmak ve toplumsal muhalefetin ilerici gücü olmak.

Gençlik bir patlamanın eşiğinde durmaktadır. Üniversite sorunlarına doğan tepkisini ülkenin sorunlarına çeviren 90 kuşağının gençliği olarak biz, aydınlanma değerlerine sahip çıkan ve bölge üzerindeki emperyalist politikalara karşı şüphe etmeden hürriyet kavgasına atılan bir kuşak olarak üzerimize düşeni yapmalıyız.

Varsın siyaseti parmak kaldırmak olarak görenler bizim söylemlerimizi anarşist ithamlar olarak nitelendirsinler. Varsın sözüm ona milli ve manevi değerleri savunmayı duvarlara üç hilalli yazılama yapmak olarak anlayanlar siyasi iktidarın koltuk değnekliğini onurla yapsınlar. Varsın yitip gidenleri anarken bile siyaset yapmaktan geri durmayanlar anma yapılacak ölüleri bir çeşit kaygılarla seçme ihtiyacı hissetsinler. Herkes sussa herkes korkup gözünü yumsa aydınlanma değerlerine savunacak bir kişi kalmasa bile gençlik, her şartta, her alanda yaşanan zulümlere karşı susmayacak, gözünü yummayacak ve inatla iki kere ikinin dört ettiği haykırmaktan vazgeçmeyecektir. Sebep ise çok açık: Çünkü bu mücadelenin bizden önceki neferleri ölüm karşısında bile başlarını eğmediler. Bu değerleri savunan kuşak olarak bizlerde asla geri adım atmamalıyız. Atmayacağız da…