Acılı Ezme Tadında

“Doğru bilgi yoktur, olsa da bilinemez, bilinse de aktarılamaz.” Bu söz MÖ 400’lerde yaşayan sofist Yunan filozof Gorgias’a ait.Bu üç basamaklı epistemolojik aşamayı bugün bir devrimci aynı şekilde sıralayacak olsa muhtemelen “Doğru bilgi vardır, varsa bilinebilir ama kolay kolay aktarılamaz.” şeklinde olurdu.

Türkiye solunda bu zorluğa karşılık iki yöntem karşımızda durmaktadır. İlki genç yaşta devrimci mücadeleye katılmak isteyenlere Maksim Gorki’nin Ana romanıyla başlayan uzun bir roman listesi sunan yöntem. İkincisi ise Marksizmi didaktik bir şekilde ele alan, Marksist yöntemi hareketten soyutlayarak belirli şablonlara oturtan giriş kitaplarını öneren yöntem.

Birinci yöntem Türkiye solundaki teorik derinliksizleşememe probleminin baş sebeplerinden birisi olmuştur. Yanlış anlaşılmaması içinbu genellemenin mücadaleye romanla başlayan devrimciler için yapılmadığını, devrimcileşme dönemini roman üzerine kuran eğilim için kullanıldığını belirtelim. Bu yöntem ayrıca teoriyi küçümseyen, devrimci mücadeleyi hareketin salt kendisine sıkıştırarak halka değmek adına plebyen tavırlar sergileyen uzantılarını da yaratmaktadır.

İkinci yöntem ise daha meşakkatlidir. Bu yöntemin temel sorunu ise başlangıçta şablon şeklindeki verilen bilgilerin bir süre sonra yöntemsel olarak yanlış olduğunu ve Marksizm’in temel yasalarına ters düştüğünü anlatmak zorunda kalınmasıdır.Başlangıçtaki bu çarpışık teorik durum düzeltilemediği vakit sonrasında çok farklı şekillerde kendini gösterebiliyor.

Marx’ın kendi ifadesiyle “Her başlangıcın zor olması, bütün bilimler için geçerlidir.” Bizce en sağlıklı yöntem ise budur; yolculuğa çıkılırken bazı zorlukların göze alınarak yola çıkılmasıdır. Bugün ise genç kuşakların bu zorlukları göze almakta daha çekingen olduklarının farkındayız. Ancak yazının sınırları itibariyle detaylı bir “x, y,z,alfa” kuşak tartışmasına girmeyeceğiz.

Bu kuşağın temel özelliği bilgiyi en kolay ve ham şekilde sevmesidir. Marksist yöntem ise bu tarz bir öğrenme metodu ile taban tabana zıttır. Bizim karşımızda duran temel problem burada durmaktadır; Marksist yöntemi basit ve tüketilebilirbir hale mi getirmek (bu yöntemin Marksizme vereceği zararı tartışmaya bile gerek yoktur) yoksa bu kuşağın yapısını göz ardı ederek aradan çıkacak tekil örnekler üzerinden Marksist bir damar mı oluşturmak.

Konuyu uçsallaştırdığımızın farkındayız. Bu iki ucu bir potada eritmeyi hedef olarak önümüze koyacak olursak bunun parolası “basitleştirmeden sadeleştirmek”olmak zorundadır.

Taner Timur’un Devrimler Çağı kitabı ise bu yöntemin vücut bulmuş hali olarak kısa süre önce Yordam Kitap’tan çıktı. Taner Hoca 1848-1871-1917 Devrimlerini klasik tarihçi yöntem(belge,kaynak) ile anlatmak yerine o dönemin ürünleri olan eserler üzerinden bir tarih anlatımı yapmayı tercih ediyor. 1848 Devrimlerini Komünist Manifesto ve 18 Brumaire üzerinden, 1871 Paris Komünü’nü Marx’ın güncel yazılarından, 1917 Devriminin öncesi ve olgunlaşma dönemini Doğu Sorunu üzerinden anlatıyor.

Taner Hoca kitabındaki süreklilik-kopuş anlayışınışablonculuğa savrulmadan, iyi bir şekilde kitabın temeline yedirmiştir. Kitap bize sadece tarih anlatmakla kalmıyor, o dönemin devrimcilerinin nasıl tutum aldıklarını gösteriyor ve  bu yöntem ile teorinin nasıl oluştuğunu çok sade bir şekilde gözler önüne seriyor. Türkiye solunda genel bir tahribat olan teori ile pratiğin arasına çekilen çizgiyi başlangıçta silerek başlıyor işe.

Taner hoca’nın bu yöntemi Bonapartizm’in, devlet aygıtının rolü ve rejim tartışmalarının bir çoğunun yeniden güncel olarak yapılabilmesi için güzel bir zemin bir hazırlıyor. Bu zemin içinden geçtiğimiz süreçten kaynaklı bugün daha elzem bir hal almış durumdadır. Kitap, cumhuriyetin devletten tasfiye edildiği bir durumda Marksist açıdan devlet ve rejim tartışmalarında nasıl bir konum alınacağına ve AKP’nin Bonapartist bir yönetim olup olmadığı tartışmalarına dair güzel bir kaynak sunmaktadır.

Devrimcilerin pratikte verdikleri mücadele içerisinde oluşturdukları teorinin sağlamlığı, yanılmaz öngörülerin tamamının doğru çıkmasından değil; yanıldıklarında kendilerini yeni koşullara ve değişen fırsatlara göre konumlandırabilmelerinden gelir. Örneklendirecek olursak 1844 El Yazmaları, Alman İdeolojisi dönemini genç Marx, sonraki sürecinin olgun Marx olarak adlandırıldığını veya 1914-1915 yıllarında Hegel Defter’ini tuttuktan sonra Lenin’in düşüncelerinde köklü değişmeler olduğunu, daha ileri gidecek olursak Marx’tan çok Hegelci olduğunun öne sürüldüğünü biliyoruz. TanerHoca bu anlayışla kavga etmek yerine bu tarzı kitabına mahkum etmiş durumda.

Kitap boyunca tüm bu tartışmaların alt metinlere çok iyi şekilde yedirilmesi ve 18 Brumaire’in kelime anlamından tutun nereden geldiğine kadar, yeni başlayanlar için anlaşılır bir biçimde yazılması yazının en başında bahsettiğimiz basitleştirmeden sadeleştirmenin çok iyi bir şekilde yapıldığını gösteriyor.

Toparlayacak olursak, yeni kuşağın önünde duran problemlerin başında kuramsal gelişkinlik ve Marksist damar problemi geliyor. Bu sorunu aşmak için daha uzun bir tartışma süreci yürütmemiz gerekecek. Taner Hoca’nın bu noktada Marksizmle, devrimci mücadele ile yeni tanışan bu kuşak için tüm bilgeliğinin en öz halini damıttığı kitabı, paha biçilemez bir hediyedir bizim için.

******

Yazıyı bir anektodla bitirelim; kitap konusunda birikiminden şüphe duymadığım birisiyle kitap üzerine sohbet ederken kitabın bir hap gibi öz ve kolay tüketilebilir olduğunu, bu kuşak açısından bu yönünün çok iyi olduğunu vurguladı. Daha sonrasında ise bu değerlendirme üzerine düşünürken kitabın aslında bir haptan daha çok adana kebap yemeye gittiğimizde önden gelen güzel acılı ezmeye benzediği kanısına vardım. Kitabı bitirdiğimiz vakit Marksizm konusunda fikir sahibi olmamızı sağlıyor ancak bunun da ötesinde Marksizm konusundaki iştahımızı daha fazla kabartıyor. Acılı ezmenin kebapçılarda masaya gelmesinin asıl sebebi de müşterinin öncesinde iştahını artırarak daha çok yemesini sağlamaktır.Eğer genç kuşaklara Marksist bir damar aşılanacaksa bunun en iyi  yöntemlerinin başında Marksizme karşı iştah kabartacak bu tarz kitapların çoğalması ve okutulması gelmektedir. Yazının tümünde genç kuşaklara yönelik vurgular yaptık ancak Marksizm konusunda mesai yapanlar için son bir dipnot olarak eklemek gerekir ki profesyonel kebap yiyiciler, acılı ezmenin bir kısmını da kebabın yanına ve sonuna saklarlar.

 

İlgili Haberler