19 Haziran 2018 Salı

Ahlat Ağacı: Yalnız ve şekilsiz


Gamze Ertem
Gamze Ertem
Ankara Üniversitesi

Nuri Bilge Ceylan filmleri;  gerçeğe en yakın , ama karanlığın kontrolunde , fotografik anlatıya ve gerçekçi sinema diline yakın bir duruş sergiler. İklimler ve Uzak filmlerinden sonra daha çok taşraya, kente, insanın iç buhranlarına yönelen Ceylan; Kış Uykusu , Bir zamanlar Anadolu’da ve Üç Maymun’da öyküsel-metinsel anlatıda ustalaşmaya çalışır . Görüntüler ve diyaloglar arasındaki bu çekişmede aynı zamanda da anlatmak mı ya da göstermek mi soruları arasında buluruz kendimizi NBC sinemasında. Sinema dilini , insana dair en basit ,en yalın olanı , görüntüler ve anlatıyla birlikte sonuna kadar türkiyeli ve en evrensel haliyle bize sunar. Fotoğrafçı geçmişine gönderme yapan nefes kesen görüntüler ile birlikte Tarkovsky sinemasının gizemini ve durağanlığını görürüz. Zaten her fırsatta Tarkovsky’ye olan hayranlığını dile getirir. Onun sinemasını anlatırken John Berger’in sinema üzerine söyledikleri tam da ifade etmek istediğimiz yere düşer; ‘’ İçinde yaşadığımız kayıplar çağında , ruhumuza küresel bir iltica imkanı sunan sinemanın , cazibesinin de yarattığı daimi özlem duygusunun özü de işte burada saklı.’’ Çünkü Berger’e göre sinema daimi bir ayrılıktır . O ise sinemasını şöyle özetler ‘’Olayda çok bir şey olmuyor, ancak sanki bütün hayatın orada olduğunu hissediyorsun.” Ahlat Ağacı’da tam olarak hayatın orada  olduğunu hissettiğimiz bir film.

Nuri Bilge Ceylan’ın; ”Sevelim veya sevmeyelim bazı özelliklerimizi babalarımızdan alırız. Zayıflıklarımızı ,alışkanlıklarımızı ve daha bir çok şeyi, film babanın ve oğlunun aynı kaderi paylaşmasıyla oluşan kısır döngüyü acı veren deneyimlerden oluşan bir seriyle anlatacağız’’ yorumunda bulunduğu Ahlat Ağacı , Kış Uykusu’ndan dört sene sonra sinema severlerle buluştu. Nuri Bilge Ceylan’ın meskeni haline gelen Cannes’da dakikalarca ayakta alkışlanmasıyla konuşulan film, Nuri Bilge Ceylan sinemasında alışık olmadığımız , uzun soluklu diyaloglara , bazen kahkahalara , güneşin rahatsız edici ışıklarına ama yine de kayboluşa , yalnızlığa , uzun yürüyüşlere , ve bizim büyük çaresizliğimize yer veriyor. En çok sustukları anlarda konuşan karekterlerin yerini edebi olana yakın halde konuşan karekterlere bırakıyoruz Ahlat Ağacı’nda. Komedyen asıllı başrol Doğu Demirkol’un muazzam oyunculuğuyla hayat verdiği Sinan’ın hikayesi tıpkı diğer bütün hikayeler gibi eve dönüşle başlıyor. Çanakkele’de eşlik ediyoruz Sinan’a kendi söylemiyle diktatör olsa atom bombası atacağı Çan köyünde babasının hataları , başarısızlığı , kumarı , annesinin yalnızlığı iç çekişi bekliyor Sinan’ı evinde. Bir Zamanlar Anadolu’dan dahi daha büyük bir taşra çözümlemesi var ‘Ahlat Ağacı’nda . Şehirin ışıklarının , kalabalığının bastırmaya çalıştığı varoluşsal sancıları , taşrada , ahlat ağaçlarının arasında hissetmemek mümkün değil Sinan için .Yazılan her bir karakteri Sinanın sorularıyla tanıyoruz taşra yalnızlığında . Sinan sayesinde köyündeki herkesle konuşuyoruz kutsal olan üzerine ,kutsal olanı yerle bir eden teknoloji üzerine , aşk üzerine ve tabi ki kaybetmek üzerine … Birbiriyle çelişen bu diyaloglarda her anı çelişen hayatı anlamaya çalışıyoruz bizde. Ancak belki de en çok konuşmak, yüzleşmek istediğiyle konuşamıyor Sinan.  Babasıyla; kaybeden , başarısız, hatalarla dolu, onu utandıran en büyük gerçeği olan babasıyla. Kuşaklar arası çatışmanın her halini bu baba-oğul çıkmazında görüyoruz. Annesiyle olan diyaloglarında , öfkesinde oedipus kompleksini zekice yazılmış diyaloglarda saklıyor Nuri Bilge Ceylan . Ben politiğim diye bağırarak değil , birey eninde sonunda politik olandır ile birlikte işsizliği ,ödenemeyen gaz fatularını , öğretmenden satılık arabayı, gelecek kaygısını , yazar olmak isteyen ama belki de polis olacak olan Sinan’da görüyoruz . Ve annenin gözyaşlarına eşlik eden Yılmaz Güney sinemasına da selam gönderiyor apolitik olduğu iddia edilen yönetmen . Fotoğrafçılık geçmişini bildiğimiz Nuri Bilge Ceylanın , her biri karpostal niteliğindeki mevsimlerinin arasında bir kabullenişe denk geliyoruz filmin sonunda, babanın yıllardır su çıkartmaya çalıştığı kuyudan , o yaşam suyundan , zerre kadar umut yok , babanın sitemi en büyük kabulleniş aslında : ‘’Bir şey çıkmadı .Köylüler haklı çıktı .Yine onlar haklı çıktı.’’Bu sözlerden dakikalar sonra , uykusundan uyanan baba oğlunu yanında bulamıyor , kuyudan gelen sese yöneliyor , bizde Sinan’ın ipe asılmış ,sallanan bedenini görüyoruz, hayal mi gerçek mi sorusunda vakit kaybetmeden diğer sahneye geçiyoruz , su çıkmayacağını bildiğimiz halde kuyuyu kazmaya çalışan Sinan’ı görüyoruz.Babanın çaresizlikle çırpınan oğluna bakışında , tanrının yaşam için çırpınan kullarına keskin ve öfkeli bakışı var şüphesiz. İşte tam o sahnede Albert Camus’nun Sisifos söylenini hatırladım birden. Tıpkı Ahlat ağacı gibi şekilsiz ve yalnız , uyumsuz olan Sinan ‘da , Sisifos’un kabullenişi . Sisifos tanrılar tarafından lanetlenip cezaya çarptırılmış ilk insandır mitolojide, cezası da bir kayayı her sabah Olimpos dağının eteklerinden iterek yukarıya çıkartmaktır ama her gece kaya tekrar dağın eteklerine düşmektedir ve bu şekilde sisifos da bu kısır döngüyü her gün yaşamaktadır. Albert Camus’nun kitabında ‘’Çünkü tükeniş onun icin bir gerekçe değildir. Razı olmayı benimsedikten sonra uyumsuzluğu da benimser. Çünkü intihar başkaldırının mantıksal bir sonucu değildir. İntihar, içerdiği razı oluş sebebiyle onun tam tersidir, en son noktasına götürülmüş bir kabullenmedir. ‘’ diyerek açıkladığı ruh halini , Sinan’ın gözlerinde görebiliriz ,insan sevmediğini hatta kadınlardan zerre kadar haz etmediğini söyleyen ama neden edebiyatla uğraştığı sorusuna cevap veremeyen Sinan’da.

Üç saat boyunca insana dair ne varsa aradık Sinan’la , en çok konuşmak istediklerimizle konuşamadık , müthiş başarısızlıklar yaşadık , hayat bize günümüzü gösterdi ve hayatı bu yüzden bir kez daha sevdik . Nuri Bilge Ceylan sinemasında hissettiğimiz melankoliyi bu kez bir anneye söylenebilecek en güzel sözde, Sinan’ın bastırabildiği ancak kimsenin okumadığı kitabını annesine hediye ederken dindirdik ‘’Her şey senin sayende ve sadece senin için. ‘’ Film bir başyapıt mı bunu bilemem, özellikle gündüz sahnelerindeki ışık hataları çokça konuşuldu , mükemmel bir sinematografiyle karşı karşıya değiliz, mükemmeliyetçi Nuri Bilge Ceylan’ın filminde ancak sinema eleştirmeni Cüneyt Cebenoyan’ın de söylediğine katılmamak mümkün değil ‘’ Bir Ceylan filmi bir Ceylan filmidir, en kusurlusu bile bütün bir yıl göreceğiniz filmlerin yüzde doksanından iyidir.’’