12 Aralık 2017 Salı

AKP’nin Yerli ve Milli Müzik Müfredatı: Çok Sesli Şarkılar Yerine Mehter


Her geçen gün iktidar tarafından daha da büyük bir gericileştirme hamlesine maruz kalan ülkemizde şüphesiz ki en büyük hamleler eğitim alanına yönelik yapıldı. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL ve akabinde çıkartılan KHK’lar ile özellikle akademi başta olmak üzere devlete bağlı birçok kurumda adeta “cadı avı”nın gerçekleştirilmesiyle ilerici birçok eğitimci ve sanatçı da görevlerinden ihraç edildi. Özellikle akademiye yönelik yapılan bu hamle ile akademinin bilimden yoksun bırakılmak istendiğini AKP yandaşlarının usulsüz şekilde üniversitelere rektör olarak atanmasının ardından bir kez daha görmüş olduk.

 

Özellikle akademiye yönelik yapılan bu gericileştirme hamlesinin ardından üniversitenin bir alt basamağı olan liselere ve ardından da ortaokullara yönelik yapılan müdahaleler de çok gecikmedi. Kindar ve dindar bir nesil yetiştirmeyi başlıca hedeflerden biri haline getiren AKP’nin saldırıları, yeni müfredattan “Mustafa Kemal” ve “Evrim Teorisi” gibi konuların çıkartılıp yerine “15 Temmuz destanları”, ”cihat övgüleri” ve “çocuk gelinler” gibi konuların eklenmesinin ardından TEOG’un da hiçbir sebebe dayandırılmaksızın keyfi şekilde kaldırılması ile yeni bir boyut kazandı.

 

Birçok dersin müfredatında yapılan değişikliğin yanı sıra, müzik dersinin müfredatına da müdahaleden geri kalınmadı. Yeni müzik dersi müfredatında “dini günler” adı altında yapılan değişiklikler ile öğrencilerin ilkokuldan itibaren “ilahi” eğitimi alması zorunlu kılınmış, 7. sınıf müfredatında ise “Tekbir ve Salât-ı Ümmiye (Itrî)’nin doğru şekilde seslendirilmesi sağlanmalıdır.” ibaresi yer almıştır. Ayrıca yeni müzik dersi müfredatında “çoksesli çağdaş Türk müziği”, Türk müziği türleri arasında sayılmamış; “düzeyine uygun çoksesli şarkılar ve kanonlar” yerine “mehter” ve “dini müzikler” getirilmiştir.

 

Yeni programın 10. sınıf kazanımları arasında yer alan “Çoksesli müzikleri tanır./  Dinletmek üzere seçilen eserler iki sesli düzenlenmiş türkü ve şarkılar ile iki sesli kanon biçimleriyle sınırlıdır.” kazanım ve açıklamasına göre 10. sınıfa gelmiş öğrenciler iki sesli kanon, türkü ve şarkıları bile seslendirmeyecek; yalnızca dinleyecektir. 10. sınıfın “dinleme – söyleme” kazanımları içinde çokseslilik konusunda başka bir açıklama yer almamaktadır. Oysa iki sesli kanonlar ve şarkılar ilkokulda dahi rahatlıkla seslendirilebilen, grup çalışmasını teşvik eden, bireyin müzikal olarak gelişiminde önemli uygulamalardır. Buna ek olarak müfredatın hiçbir bölümünde enstrüman çalma becerisi ve kazanımına dair bir maddeye yer verilmemiş olması da ayrıca dikkat çekicidir.

 

Bunun yanı sıra ilkokuldan liseye kadar olan tüm müfredattan “Barış Manço, Neşet Ertaş, The Beatles, Bob Dylan” ve Türkiye’yi 19. yüzyılda Batı müziğiyle tanıştıran kişi olarak bilinen “Donizetti” gibi birçok isim çıkarılmış; yerine eklenilebilen tüm maddelere “Sultan II. Mahmud Han, Sultan Abdülmecit Han, Sultan Abdülaziz Han, Sultan V. Murad Han” gibi isimler eklenmiştir. Geçtiğimiz seneye kadar müfredatta yer alan “Atatürk ve müzik” konusunun olduğu bölüm tamamen çıkarılmış, “uluslararası sanat müziği” kavramı ise kısaca “Batı müziği” olarak geçirilmiştir.

 

Cumhuriyetin AKP’li yıllarda nasıl tahrip edildiğine eğitim ve kültür-sanat alanından verilebilecek en yakıcı örneklerden biri de 77 yıl önce ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere açılmış bir genç cumhuriyet kurumu olan Köy Enstitüleri’dir. Köy Enstitüleri’nde tüm öğrencilere bireysel şekilde verilen enstrüman eğitiminin yanı sıra öğrenciler tarafından Mozart gibi bestecilerin eserlerinin çalındığı konserler düzenlenmiş; Shakespeare, Anton Çehov, Gogol gibi yazarların oyunları yine öğrenciler tarafından sahnelenmiştir. Ayrıca enstitülerde hazırlanan programlar, toplumun sanat ve kültür hayatına katkıda bulunulması amacıyla çevre il ve köylere de götürülerek sergilenmiştir.

 

Yaklaşık beş yıl boyunca cumhuriyet değerlerinin bilinciyle binlerce aydın öğrencinin yetiştiği Köy Enstitüleri, tıpkı günümüz okullarında olduğu gibi iktidar ve saltanat sevdalılarının müdahalesine maruz kalmış; bir süre sonra da tamamen kapatılmıştır. Özellikle 1950’li yıllardan bugüne kadar olan süreçte eğitim alanında mütemadiyen yapılan çeşitli müdahaleler ilericilik ve laiklikten uzak, cumhuriyet kazanımlarını değersizleştirmeye yönelik olmuştur.

 

Devlet aygıtının gücünü halka karşı kullanan iktidarların kindar ve dindar nesil yetiştirme hedefiyle tüm araçlarını sonuna kadar kullandığı dönemlerde ise gençlik, karanlığa teslim olmayacağını cumhuriyetin ve aydınlanmanın en temel unsurlarından biri olan kültür-sanat alanında da birçok örneğiyle göstermiş ve göstermeye devam edecek; AKP/Saray rejiminin gerici, aydınlanma düşmanı politikalarına karşı yeni bir cumhuriyet kurma mücadelesini yükseltmek için üretmeyi sürdürecektir.