23 Ekim 2017 Pazartesi

Anti-emperyalist çizgilerini sorgulamayın


Murad Karabulut
Murad Karabulut
Ankara Üniversitesi

Perinçek ve onun “şimdiki” çizgisi olan Vatan Partisi’nin yine “şimdilerde” yeni bir savı var. Bu sav Perinçek’in Tayyip Erdoğan bizim çizgimize geldi dediği, kendilerini ve AKP’yi anti emperyalist gördükleri bir konum içeriyor. Vatan Partisi’nin gençlik oluşumu olan Öncü Gençlik’in çekirdeğini oluşturduğu TGB ise bu savın en ateşli destekçilerinden. Çıkardıkları kitabın İstanbul tanıtım yemeğinde konuşan eski TGB başkanı İlker Yücel bu duruşlarını şu sözlerle tekrar altını çizmiştir: “Tayyip Erdoğan ile beraber Amerikan emperyalizminin Türkiye’de iktidar belirleme dönemi bitmiştir.” Yılmaz Özdil’e önsöz yazdıracak kadar teoriden yoksun olanlar için bu bir duruş meselesidir, doğrudur. Peki, ya gerçekte öyle midir?

Taner Timur 20 Mart 2016 tarihli Birgün Pazar ekinde yayınlanan yazısında Suriye’de yıllardır CIA ajanı olarak çalışan birisinin Le Monde gazetesine söylediklerini yer yer alıntılayarak yer yer de Türkiye içindeki gelişmelerden örnek vererek AKP ile ABD arasında 2012’den bu yana Müslüman Kardeşler ve ÖSO üzerinden bir ayrım yaşandığını ve bu ayrımın nereye vardığını anlatıyor. Timur yazısını bitiren paragrafa şu şekilde başlıyor: “Ne oldu, nasıl oldu? Yoksa ABD desteğiyle ANAP çizgisinde kurulmuş ve tüm liberalleri arkasına alarak iktidar olmuş bir parti sonunda ‘anti-emperyalist’ bir harekete mi dönüştü? Elbette ki böyle bir şey söz konusu olamaz. AKP’nin bugün vardığı çizgi Ortadoğu’da çok örneği görülmüş, hepsi de hüsranla sonuçlanmış ve son yıllarda İran’ın da kopmaya çalıştığı ilkel bir Batı düşmanlığıdır. Bir Ortaçağ İslamcısının dürtüsü ve tezahürüdür.”(1)

Timur’un bahsettiği Ortaçağ İslamcısının dürtüsü ve tezahürünün yirmi birinci yüzyıla nasıl aktarıldığını düşünürsek bunun en önemli durağının II.Abdülhamit olduğunu biliriz. Osmanlı’nın parçalanma sürecinde Almanların da etkisiyle halifelik makamını canlandırma hevesinde Osmanlı tebaasını Müslümanlıkta birleştirmek isteyen, Müslüman coğrafya üzerinde söz hakkına sahip olmak isteyen ve Müslümanlığı her zaman olduğu gibi bir kez daha siyasal bir biçimde kullanan II.Abdülhamit bugünkü Türkiye’de gericilerin cumhuriyete karşı eleştirilerinin en önemli yapı taşlarındandır.  Özellikle AKP II.Abdülhamit’e dışarıda İslamcı-emperyalist politikalarının, içeride de cumhuriyete karşı bu topraklara ait olmayan rejim olarak eleştirilerinin bir üreticisi olarak çok sık başvurmaktadır. AKP’nin II. Abdülhamit üzerinden yaptığı tarih okumasını da Timur’un yazıda sözü geçen makalesinden bir hafta sonra yine Birgün’ün Pazar ekinde Orkun Saip Durmaz Aydınlanma Düşmanlığının Gerici Kodları yazısında şu şekilde bahsediyor: “Yabancılaşmış bir aydın kuşağı Cumhuriyet’ten günümüze -kimine göre Tanzimat’tan itibaren- memleketin siyasal entelektüel ve kültürel yaşamını işgal etmiştir. Namık Kemal’lerden Mustafa Kemal’lere bu Jakoben kuşak sadece kendi değerlerine yabancılaşmakla kalmamış, aynı zamanda o değerlere karşı savaş da açmış; millete zulmetmiş, din düşmanlığı yapmış kötülükler abidesi bir kuşaktır.”(2)

Kendilerini Kemalist bir çizgide tanımlayan, sürekli olarak Tanzimat aydınlanmasına referans ve bunu bir erek haline getirerek “Mustafa Kemal’in Türkiyesi’ni” kurmak isteyenler nasıl oluyor da cumhuriyeti kuran kadrolara savaş açmış bir yapı ile aynı çizgiye gelebiliyorlar? Anti emperyalist olacağız derken basit bir Batı düşmanlığı tezahürüne kapılmış İslamcı çizgiye kaymak mı yoksa yeni bir Perinçek-Özdil vakası daha mı bunu ayırmak bugün için zor-bulanık, durdukları çizgi çok nettir.

(1) http://www.birgun.net/haber-detay/suriye-abd-turkiye-ve-musluman-kardesler-106781.html

(2) Fatih Yaşlı da AKP-Cemaat Sünni Ulus Üzerine tezler kitabında AKP’nin yeni bir rejim kurucusu olarak oynadığı rolü açıklarken aynı tarih okumasından bahsetmektedir. http://www.birgun.net/haber-detay/aydin-dusmanliginin-gerici-kodlari-istibdat-biat-ve-iktidar-i-mutlak-uzerine-107420.html