Bataklığı kurutan çıkış: Devrimci sinema-1

Türkiye sinemasının yaklaşımlarını ele aldığımızda düzen içi aktörlerle kavga etmeyen, hesaplaşma kaygısı taşımayan ve yerleşik düzenin kültürel, siyasi ve ideolojik kodlarına karşı cephe almayan büyük bir yığın ve birikimin olduğunu görürüz. Özellikle Dünya’da Yeşilçamlar’ın ve melodramların artan etkisi düşünüldüğünde Türkiye’de de kapitalist düzenin üst yapısal ilişkilerini yeniden üreten, yaygınlaştıran ve pompalayan bir sinema ruhunun uzun yıllar boyunca Türkiye’de sinema salonlarını kasıp kavurduğunu ve bir ruh haline geldiğini kabul etmek gerekiyor.   Fakat Ekim Devrimi’nin ardından Sovyet Rusya’da Vertov akımının doğuşu, dünyadaki birçok sinemacıyı içerik-biçimsel anlamda etkileyen bir gelişme olur. Yine 68 Dalgası’nın içinden gelen Godard ve Fransız Yeni Dalgası da sinemadaki devrimci arayışlara yol gösteren ve aşmayı öğreten bir miras bırakır. Ülkemizde de 60’lı 70’li yıllar devrimci sinemaya dair tartışmaların yoğun şekilde yapıldığı, kapitalist, pre-kapitalist düzenin yerleşmiş anlayışlarına savaş açan ve yeni bir ülke, yeni bir sinema düsturuyla hareket eden bir kuşağı yaratmıştır.

Sinemada mevcut anlayışın sorgulandığı, toplumsal olana ilginin gitgide arttığı ve bu yönde adımlar atıldığı dönem de bu yıllara denk düşmektedir. Öncesine baktığımızda kültür ve sanat alanının görece durağan olduğu, sinemanın da bundan payına düşeni aldığı görülür. Fakat 68 Mayıs olaylarının tüm dünyada yankı bulması kültür, siyaset ve sanat alanında arayışları ortaya çıkarmasıyla birlikte Türkiye’de egemen olan sinema anlayışının yerine ‘’yeni bir sinema’’ ortaya koyma çabaları gözükmeye başlar. Fransa’da ‘’Cahiers du cinema’’ dergisinin ortaya çıkışı ve Godard’ın sinemadaki özgün, aykırı tavrı, gelişmemiş ve az gelişmiş ülkelerdeki sinemacılara da ilham kaynağı olur. Özellikle Sovyetler Birliği ve genç cumhuriyetin uzun yıllar boyu süren ilişkisi de, toplumda olduğu gibi sinemada da toplumcu, bağımsızlıkçı ve millici fikir akımlarının doğmasına kaynaklık etmiştir. Yaşananlardan Türkiye sineması da payına düşeni almış ve birbirinden farklı sinema anlayışları doğmuştur. Devrimci Sinema anlayışı da ülkenin değişme ihtiyacından beslenen ve bu ihtiyacı sanat alanında karşılamak için dönemin sinemayla uğraşan, yazan gençleri tarafından ortaya atılmış bir anlayıştır.

Türkiye sinemasına dair siyasi tartışmaların, devrimci arayışların 50’li 60’lı yıllar arasında sürdüğü gözükse de somut olarak ilk çıkışın Türk Sinematek Derneği’nin kuruluşu ve bunu izleyen yıllarda derneğin ‘’Yeni Sinema Dergisi’ni’’ çıkarması gösterilebilir.

Aynı yıllarda sinema kulüplerinin kurulması ve sonrasında ‘’Sinema Kulüpleri Federasyonu’nun’’ kurulması da dönemin önemli olayları arasındadır. Bu dönemde ‘’Gecelerin Ötesi’’, ‘’Susuz Yaz’’, ‘’Hudutların Kanunu’’, ‘’Denize İnen Sokak’’ gibi filmlerin üretildiğini görürüz. Fakat bu filmlerin genç ve yeniyi arayan sinemacılar tarafından tam olarak kabul edilmediğini, misyon ve taraf olma durumunun yadsındığını da görürüz. Örneğin bir mahallede yaşayan altı genç insanın sınıf atlamak için benzin istasyonunu soymaya çalışmalarını anlatan Metin Erksan yapımı Gecelerin Ötesi filmi yaratıcısının deyimiyle ‘’Her mahalleden bir milyonerin yanında başka şeyler de çıkabilir’’. Görüldüğü gibi siyasi misyondan uzak bir görüş hakimdir dönemin filmlerinde.

Toplumsal düzeni ve bunun sinemadaki mevcut anlayışını devrimci bir perspektifle aşmak ve sinemayı toplumla birlikte değiştirmek isteyenlerin ilk adımı olarak Onat Kutlar önderliğindeki Sinematek Derneği’nin (1968) kuruluşu gösterilebilir. İçerisinde sosyalist-devrimci genç sinemacıları, yazarları barındırması yönüyle de siyasi bir kurum niteliği taşımaktadır aynı zamanda Sinematek Derneği. Dernek her yönüyle ticarileşmeye, kültürsüzleşmeye ve depolitizasyona karşı çıkmış, hazırladığı bildiride de bunu ortaya koymuştur. Aynı adla dergi de çıkarmaya başlayan genç sinemacılar, derginin içinde ‘’Devrimci Sinema Bildirisi’’ başlığıyla, maddeler halinde görüşlerini savunmuşlardır. Bildiride yer alan maddelerden birkaçı şöyledir:

‘’ Genç Sinema, Türkiye’de elli yıllık bir deneyden sonra,Türkiye’de sinema olayının yeniden ve kökten ele alınması gerektiği kanısındadır. Bu hesaplaşmanın tek amacı devrimci, halka dönük ve bağımsız bir sinemanın yaratılmasıdır.(…)
2) Genç Sinema, var olan bu sinema düzenine karşı çıkar.Onun içinde bulunduğu toplumsal düzene karşı çıktığı gibi.Çünkü her iki düzen de insanı açıklamaktan, insanı amaçlamaktan uzak düşürmüştür. Halkı hem maddi hem de manevi açıdan sömürmekten başka işlevi yoktur. (…)
3)Genç Sinema yeryüzündeki bütün Yeşilçamlar’a kesinlikle karşıdır. Yeryüzünün neresinde olunursa olunsun gerçekte tek bir düşman vardır.Bu anlamdaki evrensellik, ulusallık düşüncesiyle el eledir. Genç Sinema sağlam, yerine oturmuş ve gerçek sanat değerleri taşıyan bir ulusal yapıtın kendiliğinden evrensellik taşıyacağını savunur.(…)

Görüldüğü gibi Genç Sinemacılar kendilerini bir bildiriyle tanıtarak, ellerine kalemlerini ve kameralarını alarak sokağa çıkmışlardır. Toplumsal yaşamı, her türden ezen-ezilen ilişkisini kameralarına çekmişlerdir. Buradan hareketle; Genç Sinemacıların tıpkı farklı ülkelerdeki örnekleri gibi kamera-kalem tekniğini benimseyerek Türkiye’de de sinemayı bir ‘’salon eğlencesi’’ olmaktan kurtarıp sokakla bütünleştirdiğini görürüz. Teknik anlamda ve malzeme anlamında ücretlerin çok yüksek olduğu düşünüldüğünde materyal yetersizliği çekmelerine rağmen Sinematek var gücüyle sinemacıları desteklemeye devam etmiştir. Aynı süreçte güvenlik güçleri ve iktidar sahipleri de boş durmamakta, devrimci sinemacılara baskı uygulamaktadır. Bütün baskılara ve imkansızlıklara karşın Kanlı Pazar, Anayasa Yürüyüşü, Gerze Tütün Mitingi ve birçok grev, boykot vb. olayları belgelerler. Takip eden yıllarda dernek de payına düşeni alacak ve 12 Mart Darbesi ile dağılma sürecine girecektir. Uzun yıllar boyunca varlık göstermeye çalışsa da başarılı olamayacaktır. Nitekim 1978’de çektikleri filmleri DİSK’e teslim etmeleriyle Genç Sinema Hareketi son bulmuş olur. Bu son buluşu bir bitiş-tükeniş olarak değil aynı zamanda yeni bir kuşağın doğuşuna da önderlik etme olarak okumak gerekir kanımca.

Genç Sinema hareketinin Türkiye’de devrimci sinema anlayışına yaptığı katkıya baktıktan sonra bu hareketin bir parçası olmasa bile devrimci sinemanın en değerli örneklerini Türkiye’ye ve geleneğe kazandırmış bir isimden bahsetmek gerekiyor. Haftaya yayınlanacak olan Bataklığı Kurutan Çıkış Devrimci Sinema-2 bölümünde Yılmaz Güney’i, fimlerini ve Türkiye toplumsallığını ne kadar sade ve yalın biçimde aktarıp etkilediğini anlatmaya çalışacağım.

 

 

İlgili Haberler