12 Aralık 2017 Salı

Beyoğlu Sineması’na Veda Ederken


Reyyan Karacalar
Reyyan Karacalar

Bilgi Üniversitesi


Cadde-i Kebir, Büyük Cadde, Grande Rue de Péra, yani İstiklal Caddesi, 19. Yüzyıldan beri İstanbul’un en ünlü caddesi. Caddenin tarihi Bizanslara kadar dayansa da ünü Tanzimat ile birlikte yükseldi. Osmanlı toplumunun reformlar ile Batı’ya açılması, aydınların, soyluların ve zenginlerin alafranga bir yaşama yönelmesi sonucu cadde şık binaların yapıldığı, Avrupalı dükkanların, eğlenme ve dinleme yerlerinin açıldığı önemli bir merkez haline dönüştü. 20. yüzyılın ilk yarısında ise cadde çok sayıda dilin konuşulduğu, yabancıların gezdiği, alışveriş yaptığı eğlendiği son derece kozmopolit bir yerdi. Yakın bir zamana kadar da Türkiye’nin istisnasız en kozmopolit bölgesi olma özelliğini kaybetmedi.

2014 yılına kadar hem caddenin kendi tarihi hem de çok farklı kültürlerden gelen insanların bir arada olması İstanbul’da yeni bir kültürün ve sanatın gelişmesini sağlıyordu. Öyle ki Babylon’da konsere gelecek izleyici Asmalımescit’te vakit geçiriyor, orada ayrı bir eğlence kültürü oluşuyor, buradan yeni sanatçılar çıkıyordu. Babylon’dan sonra açılan konser mekanları yerli ve yabancı sanatçılarla başarılı işlere imza atıyorlardı. Underground olmalarına rağmen turistlerin etkinlik için gelip, hafta sonunu İstanbul’da geçirip döndükleri bir dönemi başlattılar. Aynı zamanda İstiklal Caddesi hem cadde üzerinde hem de yakın çevresinde toplam dokuz sinemaya sahipti (Emek Sineması, İnci Sineması, Majik Sineması, Alkazar Sineması ve Rüya Sineması, Sinepop, Cine Majestik, Atlas Sineması, Yeşilçam Sineması) ve günümüz sinemacıları veya eleştirmenlerinin ilk okulları bu sinemalardı. Bağımsız yerli filmler, salonun dolmaması kaygısıyla, tekelleşmiş dağıtım sektöründe kendine yer bulamazken, yönetmenler filmlerini bu salonlarda gösterebiliyorlardı. Bu sayede izleyiciler, yüksek bütçelerle çekilen vizyon filmlerinin yanı sıra, festivaller dışında da hem yerli hem yabancı bağımsız filmleri izleyebiliyorlardı.

İstiklal Caddesi tarihiyle, kültürüyle halihazırda bir hedef halindeyken 2013 Haziran’ında yaşanan Gezi olayları ile iktidarın tahammül edemeyeceği bir bölgeye dönüştü. Çünkü artık insanlar için Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi’nin anlamı çok farklıydı. 2017 yılında ise İstiklal Caddesi, hem inşaatlarla, hem açılan yeni dükkanlarla Batılı görünümünden “Ortadoğu” görünümüne büründü. Bununla birlikte İstanbul’daki saldırılar nedeniyle İstiklal Caddesi insanların daha az vakit geçirdiği bir yer oldu. Maddi olarak zorlanan mekanlar ayrıca vergi, yasak gibi baskıları kaldıramayıp birer birer kapanmaya başladı. Böylece istenen dönüşüm daha da hızlandı. Emek zaten yıkılmıştı, Babylon Bomonti’ye taşındı, Salt Beyoğlu belge eksiği neden gösterilerek kapatıldı. İstiklal Caddesi’nin yarattığı kültür artık az kişi tarafından bilinen ve gidilen birkaç mekanda kendini var edebiliyor. Bu mekanlardan biri olan Beyoğlu Sineması ise 30 Haziran’da kapanacağını duyurdu.

 

Peki Beyoğlu Sineması’nın önemi nedir?

Öncelikle sinema AVM’de değil, sokakta, hayatın aktığı yerde olmalıdır. Bunun nedenini en iyi Yusuf Atılgan’ın sinemadan çıkmış insan betimlemesi ile anlayabiliriz:

 

 

 

 “Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umulur. Ama beş-on dakikada ölüyor. Sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar.”1

 

Sinemada film izlemek sadece sinemada geçirilen süre değildir, salona girmeden öncesi ve sonrası da bu deneyime dahildir. Filmin etkisiyle İstiklal Caddesi’nde ya da Kadıköy’de insanların arasında olmakla yemek katına çıkmak hiçbir zaman aynı olamaz, olmayacaktır.

Moda Sineması ve Beyoğlu Sineması’nın kuruluşlarındaki asıl amaç izleyiciler ile sanat filmlerini buluşturmaktı. 12 Eylül sonrası Türkiye sineması erotik sinemaya kaymıştı. Bu dönemde farklı bir sinema anlayışı getirmek üzere 1985’te Moda Sineması kuruldu. Moda Sineması fazlaca rağbet görünce 1989’da Avrupa yakasındaki ayağı olarak Beyoğlu Sineması kuruldu. Beyoğlu Sineması’nın işletmecisi Temel Kerimoğlu bu iki sinema için “Dönemin ailecek gidilebilecek iki sinemasıydı.” diyor. Amerikan filmleri Türkiye’ye girmeye başladığında ise bu iki sinema, Amerikan filmlerini değil bağımsız sanat filmlerini göstereceklerini söyledi ve kapanana kadar iki sinema da bu sözünden dönmedi.

Ayrıca günümüzde İstiklal Caddesi’nde kalan dört sinemadan (AVM sinemalarını saymazsak) biri Beyoğlu Sineması’ydı.

Tarihi sinemaların maddi sıkıntılar yaşaması sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil. Türkiye’de bu mekanlar yok edilmeye çalışılırken, böyle yardımlar yapılmasını beklemek gülünç olacaktır elbet. Ancak benzer durumlarda farklı ülkelerde neler yapılmış, bilmek ve karşılaştırmak yararlı olacaktır.

Öncelikle böyle tarihi mekanların yerlerini koruyabilmesi için kâr etmesi gerekmiyor. Zaten kuruluşlarından itibaren gelir/giderin birbirine çok yakın olduğu mekanlar. Dünya çapında kamusal desteklerle korunan, kamu yararına işletilen, özel gösterim ve festivallerde gelir elde eden tarihi mekanlar var. Bu duruma örnek vermek gerekirse:

Avusturya Film Arşivi: Avusturya Film Arşivi ülkenin işitsel-görsel mirasını korumak için 1954 yılında kuruldu. 1956’dan beri film gösterimleri düzenleyen kurum, 2002’den itibaren bu gösterimleri Viyana’nın en iyi sinema salonu olarak kabul edilen MetroKino’da yapıyor. 18. yüzyılda inşa edilen bu salon, günümüze kadar korunan ahşap iç yapısıyla Avusturya’nın sinema mabedi olarak kabul ediliyor.

Polonya Ulusal Film Arşivi: 1955’te Varşova’da kurulan arşiv merkezi Avrupa’nın en büyük koleksiyonlarından birine sahip. Kültür Bakanlığı merkezin yıllık bütçesinin yüzde ellisini karşılıyor. Hem film müzesi hem de sinema salonu olarak Polonya’nın en eski sineması olan Iluzjon Sineması kullanılıyor. Bu sinemadaki ilk gösterim 1950’de yapıldı. 1996 yılında salonun kira sözleşmesi iptal edilip başka bir yere taşınması söz konusu olduğunda binlerce üniversite öğrencisi bu kararın iptali için Varşova sokaklarında protestolar düzenledi. Karar

 

değişmeyince gösterimler başka bir salonda yapılmaya başlandı. Daha sonra Iluzjon, Polonya Ulusal Film Arşivi tarafından sahiplenildi, restore edilerek yeniden açıldı.

Yunanistan Film Arşivi: Yunanistan Film Arşivi 1950 yılında Yunanistan Film Eleştirmenleri Birliği tarafından kuruldu. 1963 yılında devletin de desteğiyle ticari amaç gütmeyen büyük bir film merkezi haline dönüştürüldü. O günden beri film gösterimlerine ve festivallere ev sahipliği yapıyor. Arşiv halen Kültür Bakanlığı ve Avrupa Birliği tarafından desteklenmekte.2

 

İktidarın kültür politikaları bir yana, bu durumun salt sorumlusu olarak iktidarı ya da sistemi eleştirmenin yanlış olduğuna inanıyorum. Özellikle Emek Sineması’nın son halini gören bizlerin bu zamana kadar Beyoğlu Sineması’na sahip çıkması gerekirken bunu ne yazık ki yapmadık. Evet, Beyoğlu Sineması’nın şartları AVM sinemaları ile eşit değil, koltuklar daha rahatsız ya da projeksiyon daha kötü. Ancak bunların sponsorsuz ya da seyircisiz çözülemeyecek sorunlar olduğu da açık. Bundan ötürü özellikle meselenin sadece kapanan bir salon olmadığını bilen gençler olarak böyle salonlardan kaçmamamız aksine bu salonları tercih etmemiz gerekiyor. Artık yapmamız gereken ise kaybettiklerimizin arkasından üzülmek değil, elimizde olanları savunmak.

“Kabullenmemizin mümkün olmadığı, tek renkliliğe gidişten kurtulmanın yolunu bulanlar da olacaktır, umarız.”3

 

  1. Yusuf Atılgan, Aylak Adam. Yapı Kredi Yayınları. İstanbul (2000) S.18
  2. İlksen Başarır, Fırat Yücel, Emek Sokağa Açıldığında (2013), Altyazı Dergisi
  3. Beyoğlu Sineması’nın kapanış duyurusu, 2017