Bir siyasal kategori olarak gençlik: Cüret ve cesaret

Karanlığı tutuşturup bir köşesinden

                                                           Geceyi gündüze çevirenlere…

Bir siyasal kategori olarak gençlik üzerine burada çok yazıldı. Bir siyasal kategori olarak gençliğin devrimci potansiyeli üzerine… Elbette böyle bir potansiyel sadece sayılarla belirtilebilecek bir yaş aralığından fazlasını ifade ediyor. Genç olmak, geçmişin yenilgilerini sırtında taşımamak, “bir ihtimal daha var,” demek oluyor çoğu zaman. En gerçekçi olanı, kötünün iyisini değil; görkemli bir zaferi durmadan düşlemek, sürekli o zaferin peşinde koşmak ve o zaferin içeriğini yeniden ve yeniden tanımlama cüretidir. Bir bakıma büyük şairin dediği gibi, “evinde ağlayanların göz yaşlarını boynunda ağır bir zincir gibi”[1] taşımayanları ifade eder gençlik en çok.  Öyleyse, genç olmayı, Erasmusçu anlamda “deli” olmayı ve devrimci olmayı birbirine bağlayan görünmez ama kuvvetli bir tarihsel bağdan söz edebiliriz.

Gençliğin Türkiye tarihinde özel bir anlamı var. Ama bana kalırsa sadece Türkiye’de değil, dünya devrimci tarihinde de gençlik kategorisinin yeri doldurulamaz bir önemi var. Yukarıda belirttiğim gibi gençlik bir yaş aralığından fazlasını ifade ediyor. Oturmuş olanın, en doğru ve gerçekçi kabul edilenin sorgulanması; yeni ihtimallerin gerçeğe dönüştürülmesini ifade etmesi anlamında Jakobenlerden Bolşeviklere, Küba devriminin öncülerinden 68 kuşağına uzanan bir gençlik hattı var. İçeriklerinden ve farklarından bağımsız olarak hepsinin en net ifadesi yeniyi kurmak, onlardan önce ihtimal dışı kabul edileni gerçeklik haline getirmekti diyebilir miyiz? Yani genç olmak, “Shakespeare’den dahil lirique,/ Makedonya falanjistlerinden daha kahraman”[2] olmak değil midir?

Türkiye tarihinde ise bana kalırsa çok daha özel anlamları var genç olmanın. 600 yıllık bir “cihan imparatorluğunu” kurtarma “hayalinden” kurtulup yepyeni genç bir cumhuriyeti kurma cüreti örneğin genç olmaktan başka ne ile açıklanabilir? Burada “hayalcilik” ve cüret ile birleşen büyük bir gerçeklik de var. Sırf daha kolay olduğu için sultanlardan sultan beğenmek yerine Makedonya dağlarında halk adına savaşmak daha mı az gerçekçi?

Özgür’ün daha önce Yeni Yazılar’da değindiği gibi[3] genç olmayı özel bir siyasal kategori haline getiren daha nesnel sebeplerden de söz edilebilir. Gençliğin bilgi üretim merkezi olarak üniversiteye yakınlığı ve üretim ilişkilerinin dışında kalması… Bence bu iki özelliğin yukarıda sözünü ettiğimiz cesaret ve yeniyi arama ile yakından ilişkisi var- ki Özgür’ün yazısının iddialarından biri de bu sanırım. Mesela 68 kuşağından önce 50’lerde Demokrat Parti iktidarına karşı gençliğin direnişin kalesi olması yukarıda saydığımız özelliklerle yakından ilgili. Ama buna bir yenisini ekleyelim: Gençliğin özellikle böylesi karanlık dönemlerde bir buzkıran etkisi olduğundan söz edebiliriz. Zaten yeniyi deneme cüretinden söz ederken bununla bağlantılı bir noktadan söz ediyoruz. Gezi ise bunun Türkiye tarihindeki en görkemli örneği oluyor.

68 kuşağı ise, gençliğin başka bir özelliğini daha en berrak haliyle ortaya çıkaran bir kuşak: Düzeni kurtarmaya çalışmanın yetmediği noktada düzeni topyekûn değiştirme cüretini göstermeye işaret ediyoruz burada[4]. Laikliği ve cumhuriyeti, cumhuriyet düşmanlarından korumanın yetmediği, laikliği ve cumhuriyeti yeniden kurmak gerektiğinin bilince çıkması 68 kuşağının en önemli  özelliklerinden. Bu bilinç, bunun ancak sosyalist bir ülkede mümkün olduğunun fark edilmesiyle en görkemli halini alıyor. Yani gençliğin dün olduğu gibi bugün de işaret ettiği, iyi olanın korunmasının tek yolunun, yeni ve yıkılmayacak kadar kuvvetli olanın kurulmasıyla mümkün olduğudur. İşte bu yüzden gençlik için bugün burjuva devrimciliği gibi bir seçenek hiç mi hiç gündemde değildir! 90 kuşağı böyle bir ihtimali gündemine dahi almayacak kadar ülke ve gençlik tarihine hakimdir…

Öyleyse ülkenin tarihinde genç olanı ve gençliği birbirine bağlayan bir bağdan söz etmek mümkün. Örgütsel, ideolojik ya da siyasal bir bağdan söz etmiyoruz. Tam da genç kalmanın bir gereği olarak gerekli ve mümkün olanın örgütsel, ideolojik ve siyasal bağlamı değişse de gençliği birbirine bağlayan bitmeyen bir arayış, sürekli kendini yenileyen bir cüret, inat ve “imkansız” olanı istemek anlamında devrimcilik ve deliliktir. Yani şairin işaret ettiği gibi Makedon Dağları’nın özgürlük savaşçılarını, Kurtuluş savaşının bağımsızlık savaşçılarını, 50’lerin cumhuriyet savaşçılarını, 68’in ve Gezi’nin sosyalizm mücadelesine bağlayan “sesimizde(ki) deprem sesleri”dir!

“yürüyün çocuklar
siz bizi göremezsiniz
büyük yumruklar gibi sıkılı
içinizde bir yerinizdeyiz
çünkü sesimizde deprem sesleri var
sizin sesinizden
çünkü sizin gözleriniz bizim gözlerimiz
yürüyün çocuklar
siz bizi göremezsiniz”[5]

Yani bir anlamda Türkiye tarihinde gençliğe düşen görev, yakın zamanda Fikir Kulüpleri Federasyonu’nun açıklamasında belirttiğimiz gibi apolitizm ve pragmatizm arasında, başka her şeyi ihtimal dışı gösteren o çıldırtıcı seçimi yırtıp atmaktır. Gençliğin daha önce yaptığı gibi bugün de yapılması gereken ve yapılacak olan budur!

[1] Nazım Hikmet, “Güneşi İçenlerin Türküsü”

[2] Turgut Uyar, “Atları Seven Bir Çocuk”

[3] Savaşcıoğlu, Özgür, “Aydınlanma ve Gençlik”, Yeni Yazılar, sayı:1, s. 19

[4] a.g.y., s. 19

[5] Attila İlhan, “Ferda”

İlgili Haberler