24 Eylül 2017 Pazar
3189_5

Bir Tartışmadan Hareketle: Troçki Trajedisi


Eren Cem Göksülük
Eren Cem Göksülük
erencemgoksuluk@gmail.com - Hacettepe Üniversitesi

Metin Çulhaoğlu’nun İleri Haber’de yayınlanan “Troçkizm, aydınlar ve tarihsellik” yazısı, yazılan karşı cevapları göz önüne alacak olursak şimdiden birtakım tartışmaları açmış gözüküyor. Burada bunların detayına girmek niyetinde değilim. Fakat bu polemik yazıları, beni bir konu üzerinde düşündürmeye itti ki, yazı boyunca temelde bunları açmaya çalışacağım.

E.H.Carr’ın “1917 Öncesi ve Sonrası” kitabının Troçki’ye ayrılmış bölümüne seçtiği başlıktan hareketle söyleyecek olursak; “Troçki’nin Trajedisi”.

*****

Troçki denildiği vakit daima bir takım sıfatlar ya da kelimeler belirir insanların zihinlerinde. Bu herkes için geçerli değil mi, diye sorulabilir ama Troçki için biraz daha belirgindir sanki. Kimileri için bu kelime “hain” ya da “dönek” iken, kimileri için “lider” ya da “öncül”dür. Kimi komplocular “ajan” der, orta yolculular ise “tarihsel şahsiyet”, mevzuya pek aşina olmayanlar içinse “Büyükada’yı çağrıştırır Troçki. Kendimin bunlardan azade olduğunu iddia etmeyeceğim ama belirli bir süredir Troçki denildiği vakit aklıma “trajedi” kelimesi geliyor. Eksik ve hatalarla, ileri çıkış ve geri düşüşlerle birlikte, bir aydın trajedisi.

Ne demeye çalıştığımı açayım.

*****

Eğer belirli bir tarihsel dönemi ve onun aydınlarını anlamayı düşünüyorsak işe daima bazı kilit kavramlar ile başlamamız gerektiği kanaatindeyim. Ekim devrimini gerçekleştiren ihtilalci kuşak söz konusu olduğunda kendimce görebildiğim üç kavram var.

*****

İlki elbette de “Devrim”dir. Şöyle bir o tarihsel kesiti düşünelim. Daha önce örneği olamayan bir işe, ilk kez kendi ellerinle kurma iradesine girişiyorsun. Bu müthiş bir sebat ve özveri örneği. Ama devrim kavramının önemi bu kuşak öznelinde daha da fazladır. Devrim onlar için her şey demektir. Daima onu düşünüp, onunla yaşarlar, varlıklarının tüm parçasına o bulaşmıştır.

Devrim için yaşayanlar, ‘normali’ pek de yaşamayanlardır aslında. Lenin örneğinde olduğu gibi, sevdiği bir müziği bile devrim mücadelesi için dinlememek özverisini gösterirler.

Buradan kavramın ikinci boyutuna geliyoruz, bu büyük düşün gerçekleşmesi. Burada tahayyül edilen ile mevcut gerçekliğin bir çarpışması gerçekleşir. O meşhur tahayyül-reel çelişkisi en şiddetli burada yaşanır. Deyim yerindeyse o güzel Devrim, bir çok sorunu getirip kucağınıza bırakır. İhtilalci ekim kuşağının kanımca ilk yıkımı burada gerçekleşiyor.

Ben Troçki’nin bu konu öznelinde iyi bir sınav verdiğini düşünenlerdenim, tıpkı Lenin ve Stalin gibi kendini adapte etmekte sorun yaşamıyor ve “sosyalizmin kuruluşu” işine girişebiliyor. Bunun böyle olmadığını düşünenler de var elbette, “kantarın topuzu 1917’ten sonra koptu” diye, tartışmaya açıktır.

Ek olarak şunu söylebilirim, burada bence Lenin faktörü oldukça belirleyicidir. Eğer “kuruluş” sürecinde Troçki öznelinde bir uyum sorunu ve yalpalama aranıyorsa, bunun gösterenleri, Lenin’in hastalandığının ortaya çıktığı 1922’den sonrası olarak belirlenebilir bence.

*****

İkinci kavram “Avrupa Devrimi”dir. Marx’tan bu yana, bütün Avrupa’yı saracak devrim dalgası fikri, o dönemin devrimcileri için oldukça önemlidir. Rus devrimcileri içinde böyle bu. Devrim ne kadar güzelse, Avrupa devrimi fikri bir o kadar daha güzeldir.

Troçki’nin ilk kırılması tam olarak burada gerçekleşir. Söz konusu sosyalizmin kuruluşu ise burada tahayyülü süreklileştirmek hayati önemdedir. Ama bir bu kadar elzem olan ise bunu yaparken reelden kopmamaktır. İşte Troçki ikincisini yapamıyor. Tahayyül konusunda daima gerçeklerle kavga ediyor.

İhtilalciliğin ön koşulu aşırılıktan kaçınmamaktır, Troçki bu konu da o ihtilalci ruhunu daima korur. Ama hayatta olduğu gibi bir ihtilalcide de her şey bir dengeye tabidir. Dengenin bozulması aşırı ucun daha da sivrilmesini doğurur. Yani bir ihtilalcinin en büyük özelliği, aynı zamanda onun en büyük hatasını da doğuracak olan zaafıdır. Troçki’ye de bu olmuştur. Bu nedenle de “trajedidir” zaten.

Burada bir parantez açalım. Stalin’in Troçki’ye oranla reel’den kopmadığı fikri doğrudur. Ama bunu abartıp Stalin’i adeta bir reel politiker olarak resmetmek doğru değildir. Eğer tahayyülde süreklilik ve aşırıdan kaçınmamak ise bunun en iyi örneği de yine Stalin’dir. Gerçekliğin sınırlarını zorlayacak derece de aşırıya gidebilmiştir. Geçerken bunu da not etmek lazım.

*****

Son kavram ise “parti içi dengeler” meselesidir. Lenin’in varlığı, partinin önde gelen isimlerinin kimi eksiklerini kapattığı için ilk başlarda bu eksikler büyük bir sorun teşkil etmiyordu. Lenin’in hastalığı dolayısıyla geri çekildiği süreçten ölümüne kadar ki süreçte ise bunlar gün yüzüne çıkmaya başladı. Örneğin bir parti yöneticisinin olayları ve insanları yönetme becerisi olması beklenir, Troçki ise üstün idare ve örgütleme becerisine rağmen, bu konularda rakiplerine oranla oldukça yoksundu. Bu ise zamanla hataları, yalpalamaları ve siyasi zamanlama eksiklerini doğurdu. Böylelikle Troçki gittikçe parti dışı konuma sürüklendi. Burada işi yalnızca bürokratik bir çekişme olarak okumamak gerekir, elbette işin bir ‘çekişme’ kısmı olduğunu kimse inkâr edemez, ama bunun dışında eldeki kadro ile partinin ihtiyacı ilişkisinin doğdurduğu bir ‘anomali’ olarak görmek gerek. İş bir noktaya geldikten sonra ise zaten geri döndürmek pek mümkün olmamıştır. Trajedinin bir diğer boyutu da bu olmuştur.

 

Sonuçta toparlayacak olursak, Troçki devrim mücadelesindeki bir aydının özgün bir trajedisini sunar bizlere. Kısır tartışmaları sürdürmek yerine, bu trajediden kimi dersler çıkarmak, belirli yaklaşımlar geliştirmek, mücadelenin geleceği açısından daha yararlı sonuçlar doğuracaktır. Ki yıllar sonra birileri de çıkıp “Sosyalistlerin Trajedisi” yazıları yazmasın.

 

*Edward Hallett Carr-1917 Öncesi ve Sonrası, Birikim Yayınları