Bize doğru gelen büyük tehlike: Küresel ısınma-3

Küresel ısınma dünyamızı tehdit ediyor. Sera gazları havayı ısıtıyor ve ısınan hava iklim değişikliğine neden oluyor. Küresel ısınma “sera gazı” olarak tarif edilen gazların atmosferdeki miktarının artması sonucunda gerçekleşiyor. Sera gazları içerisinde en etkili olanlar ise CO2 ve metan(CH4)  gazları. Fosil yakıtlar CO2 ve metan gazının oranlarını ciddi miktarda arttırır. Şu an da dünyamızda CO2 miktarı milyonda 410 parçacık civarında(1). Küresel iklim değişikliği sınırı ise CO2 miktarını milyonda 400 parçacık üzerine çıkmasını engellemek için konulmuştur.Ama görüyoruz ki bu sınır çoktan aşılmış durumda.Daha önceki iki yazıda da dünya ülkelerinin CO2 salınımını azaltmasını ve yenilenebilir enerji kaynakları kullanması gerektiğini söylemiştik. Dünya ülkeleri CO2 salınımı konusunda bir çaba göstermezken, görünüşte çevre dostu olan yeni bir kaynağa yöneldiler: Nükleer enerji. Bu yazımda sizlere nükleer enerjinin göründüğü kadar temiz olmadığından bahsedeceğim.

Dünya üzerinde en çok bilinen Greenpeace ve Friends of the Earth gibi çevre örgütleri uzun yıllardır nükleer enerjiyle mücadele ediyor. Nükleer enerji dünyaya gerçeğiyle yansıtılmıyor. Dünya üzerindeki rekabet kapitalistleşen ülkeleri haliyle ekonomik olarak sadece kendisini gözetmeye sebebiyet veriyor. Ancak bilinenin aksine nükleer enerji diğer yenilenebilir enerjilerden daha az enerji üretiyor.

Literatürde sera gazı salınımı olmadan enerji elde etme yollarına temiz enerji kaynakları deniyor. Nükleer enerji sera gazı salınımı yapmadığı için temiz enerji kaynağı olarak nitelendiriliyor. Ama nükleer enerji karbon salınımını azaltmıyor(2). Nükleer santrallerin doğrudan sera gazı salınım yapmıyor olmaları, nükleer enerjinin üretiminden tüketimine kadarki süreçlerde hiç sera gazı üretilmediği şeklinde algılanmamalı. Nükleer enerji iklim değişikliğine giden yolu tıkıyor. Sistem merkezi olarak yapılandırılmaya devam ediyor ve bu durum baz yükü santrallere ihtiyacı arttırıyor. Kısacası, daha fazla nükleer santral daha fazla kömür santrali demek.

Nükleer enerji daha az enerji üretmekle kalmayıp bünyesinde çevre ve insanlık adına alınamayacak kadar büyük riskler taşıyor. Bunun örneklerini Çernobil ve Fukuşimafelaketlerinde görmüştük. Ukrayna’nın kuzeyinde Kiev yakınlarındaki Çernobil Nükleer Santrali 26 Nisan 1986’da patladı(3). Bakıma alınan santralin dördüncü reaktöründe meydana gelen patlamada, Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarını 200 kat aşan bir etki yarattı. Santraldeki patlamaya müdahale eden ekiplerin önemli bir kısmı birkaç dakika içinde maruz kaldıkları radyasyon nedeniyle hayatını kaybetti. Ayrıca bu felaket 1986 yılıyla da sınırlı kalmadı. İzleri bugün hala görülmekte; hala doğan çocukların yüzde dördünde tiroit kanserinin olması gibi. Ukrayna’daki bu nükleer felaket bölgeyle de sınırlı kalmadı, Türkiye’denİskandinavya’ya geniş bir coğrafyada etkiler yarattı. Bu durum hakkında konuşan bilim insanlarının radyasyon hakkında yaptığı açıklama ise gerçekten korkutucuydu. Çernobil’in yakınındaki Pripyat kentinde günümüzde ölçülen radyasyon düzeyi normalin 40 kat üzerinde ve bilim insanlarına göre tüm radyoaktif kalıntıların temizlenmesi için 48 bin yıla ihtiyaç var.
Bir nükleer santralin kurulmasına karar verildikten sonra tamamlanması ortalama 10 yıl sürüyor. Üretime başladıktan yaklaşık 40 yıl sonra ömrünü tamamlıyor ve oldukça masraflı olan kapanma ve söküm süreci başlıyor. Ayrıca Greenpeace’nin yaptığı enerji dağılımı araştırmasına göre nükleer enerji sadece elektrik üretebildiğinden ısınma ve ulaşım gibi taleplere doğrudan cevap vermiyor(5). Dünya üzerinde enerji ihtiyacının %60’ından fazlası fosil yakıtlardan karşılanıyor. Nükleer enerji, enerji ihtiyacını %15 civarında karşılıyor ve bu oran git gide azalıyor. Oysa diğer yenilenebilir enerjilerin kurulum süresi çok daha kısa. Nereden bakarsak bakalım nükleer enerjiyi savunacak bir yan bulamıyoruz. Fakat ne yazık ki dünya ülkeleri nükleer enerji konusunda ısrar ediyor. Nükleer enerji kullanan ülkeler kısa vadeli ekonomik çıkarlarına odaklanıp nükleer enerjinin kendi ülkelerine ve dünyaya vereceği hasarı ve uzun vadelisonuçları düşünmüyorlar. Çernobil ve Fukushima gibi felaketlerden ise ne yazık ki gerekli dersler alınmıyor.

Nükleer santrallerin diğerlerinden farklı madde kullanması diğer santrallerden daha fazla güvenlik önlemi alınmasını gerektirir. Nükleer enerji uranyum madeninden elde ediliyor. Ancak dünyada karbon yakıtlarının yerini tutacak kadar uranyum yok(4). Nükleer enerji madenin çıkarılması, taşınması, işlenmesi ve atığın depolanması gibi her aşamada zehir üretmektedir.

Nükleer santraller ayrıca nükleer silahlar içinde bahaneye sebep olmakta1950’den beri nükleer bomba üreten tüm ülkeler; İsrail, Hindistan, Çin, Pakistan ve Kuzey Kore sivil nükleer santralleri ile işe başladılar. Görüldüğü üzere nükleer santraller sadece enerji elde etmek için kurulmuyorlar. Küresel boyutta bir silahlanma için nükleer santraller araç olarak kullanılıyor(6).

Bu noktada uluslararası kamuoyunun gözardı ettiği gerçek ise bu kadar büyük bir riski almaya gerek yok. Nükleer enerji ve kirletici enerjilere mahkum olmadan enerji ihtiyacımızı karşılayabiliriz. Dünya üzerinde şu an 31 ülkede aktif 437 nükleer reaktör bulunuyor. Ayrıca 14 ülkede 68 nükleer reaktörün inşaatı devam ediyor. Bu rakamlar gözle görülebilir şekilde insanların hayatıyla oynuyor. Ancak diğer yenilenebilir enerji kaynaklarıyla hem küresel ısınma üzerindeki yükümüzü azaltabiliriz hem de insanların hayatıyla oynamamış oluruz.

Avrupa Yenilenebilir Enerjiler Konseyi(EREC) ve Greenpeace’nin birlikte hazırladığı Enerji Devrimi raporuna göre, 2020 yılında daha az maliyetle on yedi nükleer reaktörün üreteceği elektriği rüzgar ve güneş gibi temiz kaynaklardan sağlayabiliriz. 2050 yılına gelindiğinde birincil enerji talebinin (yani ulaşım, ısınma , elektrik, sanayi vb.) %60lık kısmı yenilenebilir enerji kaynaklarıyla karşılanabilir. Nükleer enerjinin dünya elektrik ihtiyacını en yüksek düzeyde karşıladığı yıl 1993’tü(7). Üstelik bu rakam sadece %17’ydi. 2012 yılına gelindiğinde ise bu oran %10’a düştü. Nükleer enerjinin dünya birincil enerji üretimi içindeki payı sadece ticari üretim sayılsa bile %5’i geçmiyor. Nükleer enerji bilinenin aksine enerji üretmekte yüksek verim sağlamamakta(8).

21. Yüzyıl teknolojisi ve bilim insanlarının araştırmaları küresel ısınma ve küresel iklim değişikliğinin sonuçlarını ortaya koydu. Hükümetler üstüne düşen görevi yerine getirmedi ve bunun sonuçlarını tarihte olduğu gibi yine halk çekiyor ve eğer müdahale edilmezse de çekecek. Kapitalizmin direttiği politikalar, hükümetlerin vurdumduymazlığı birçok neslin tükenmesine neden oldu. Okyanuslar büyük tehlike altında. Kacak avlanma ve çeşitli kozmetik ürünlerinin yapımı için canlılar avlanıyor. Kutup ayıları eriyen buzullar yüzünden tutunacak buzul tabakası bulmak için yüzerken boğuluyorlar. Dünyada bu kadar tehlike varken bir de nükleer tehlikesi her şeyi daha da fazla karmaşık hale getiriyor. Nükleer atıklar doğada binlerce yıl yok olmuyorlar. Nükleeri kabul etmemeliyiz ve bunun için mücadele etmeliyiz.
KAYNAKÇA
1-https://www.donanimhaber.com/diger-bilim-ve-teknoloji/haberleri/Atmosferdeki-karbondioksit-miktari-insanlik-tarihindeki-en-yuksek-seviyeye-ulasti.htm
2-http://www.greenpeace.org/turkey/tr/campaigns/nukleersiz-gelecek/
3-https://www.cnnturk.com/turkiye/cernobil-faciasi-neydi-turkiyeyi-nasil-etkilemisti?page=1
4- Jonathan Neale, Küresel Isınmayı Durduralım Dünyayı Değiştirelim, Yordam Kitap s.136
5- https://www.greenpeace.org/turkey/Global/turkey/report/2009/1/enerjiguvensizligi.pdf s.3

6- Jonathan Neale, Küresel Isınmayı Durduralım Dünyayı Değiştirelim, Yordam Kitap​ s.137
7- Jonathan Neale, Küresel Isınmayı Durduralım Dünyayı Değiştirelim, Yordam Kitap s.139
8- https://www.greenpeace.org/turkey/Global/turkey/report/2010/4/nukleer-enerji-isv.pdf s.3

İlgili Haberler