24 Mayıs 2018 Perşembe

“Büyük İnsanlığın” büyük şairi Nâzım Hikmet


1902’de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşımda Halep’te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova’da komünist Üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova’da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim

kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
                                               ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
                                               ben hasretlerin

hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık gırevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
                                                            verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırağ’dan Havana’ya

Lenin’i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924’de
961’de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır

partimden koparmağa yeltendiler beni
                                            sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim

951’de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52’de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo’ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın

içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
              ama durup dururken de yalan söyledim

bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
            çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21’den beri
            camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
            ama kahve falıma baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır
            Türkiye’mde Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha
yakalanmam da şart değil
başbakan filân olacağım yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin’de kederden gebermekte olsam da
                                           insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım
                             başımdan neler geçer daha
                                                                kim bilir.

                                                                11 Eylül 1961 / Doğu Berlin.

(Onur Bayrakçeken – Genç Gazete) “Büyük İnsanlığın” büyük şairi Nâzım Hikmet’i, aramızdan ayrılışının 52. yılında, dünyanın dört bir yanından sanatçıların Nâzım şiirlerinden bestelediği şarkılarla anıyoruz…

1) Pete Seeger – I Come And Stand At Every Door (Kız Çocuğu)

Gelmiş geçmiş en önemli protest folk müzik sanatçılarından biri sayılan ve 2014’ün ocak ayın yitirdiğimi ABDli devrimci Pete Seeger, Nâzım’ın “Kız Çocuğu” şiirini bir İskoç türküsünün melodisiyle bir araya getirişini, The Sands Family adlı İrlandalı bir grupla verdiği konserinde şu sözlerle anlatır: “Türkiye’de mahpusta bir adam vardı, ama mahpusta bu adam Hiroşima’yı duydu ve bir şiir yazdı… New Yorklu birisi bu şiiri İngilizce’ye çevirdi ve ben de bir başkasından duyduğum, şimdi dinleyeceğiniz melodiyi bu şiire kattım.”

Pete Seeger’ın bu şarkısını daha sonra birçok önemli grup ve müzisyen de yorumlamıştır. Bu yorumlardan en meşhuru da, 60ların ünlü grubu The Byrds’ün “Fifth Dimension” albümünde yer alan yorumudur. En az Seeger’ınki kadar güzel ve hüzünlüdür. Denebilir ki, kalbi insanlıkla atan her sanatçı, Nâzım’ın duyduğu gibi duymuştur Hiroşima’da ölen çocukların acısını yüreğinde.

Pete Seeger & Sands Family:

The Byrds:

2) Manos Loizos – Kerem Gibi

Belki de Nâzım şiirlerinin -Türkçe’den sonra- en güzel tınladığı dildir Yunanca. Yunanistan’ın devrimci sanatçısı Manos Loizos, kuşkusuz, Nâzım’ın kavgasını, faşizme karşı savaşan Yunan partizanlarda da duymuştur. Özgürlük mücadelesi göçmen bir kuş gibi kalpten kalbe, sokaktan sokağa, meydandan meydana konar… Bu yüzden “Kerem Gibi”yi söylerken Loizos içinizi kabartır; Yunan partizanlar ile Türkiyeli devrimcilerin mücadelesi içiçe geçer.

3) Maria Dimitriadi – Mikrokosmos

Nâzım şiirlerini Yunanca dillendiren bir başka sanatçı da Maria Dimitriadi’dir. 1975 tarihli “Siyasi Şarkılar” albümünde Nâzım’ın çeşitli şiirlerini söyleyen Dimitradi, onun Mikrokozmos şiirine de yer vermiştir. Nâzım’ın en güzel şiirlerinden biridir bu ve Dimitriadi’nin de en güzel şarkılarındandır… Zincire vurulan Kalkütalı Benerci’nin şiiri, zincire vurulmuş ‘Yunan Benerciler’in şarkısı olur. Benerciler dünyanın her yerinde.

4) Maria Dimitriadi – Simanve Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin

Dimitriadi’nin yine “Siyasi Şarkılar” albümünde yer alır bu parça. En az Cem Karaca’nın “Şeyh Bedreddin Destanı” kadar güçlü ve heyecan vericidir. Çünkü dili farklı da olsa her toprakta özgürlük mücadelesinin yüreği aynı atar.

5) Jacques Bertin – Les Chants des Hommes

Jacques Bertin, 1982 tarihli “Changement De Propriétaire” albümünde Nâzım’ın “İnsanların Türküleri Kendilerinden Güzel” diye bilinen şiirini söylemiştir. Pek bilinmez. Halbuki tıpkı şiir gibi, hüzünlü ama daima ümitli bir şarkıdır.

Bonus: Nazım Hikmet Şarkıları Belgeseli (Yönetmen/Senaryo: Mehmet Eryılmaz)