23 Ekim 2017 Pazartesi

Çalıntı özgünlük devamlılık kapsamında somut örnekler ve tutumlarla: Merkez Türkiye


Murad Karabulut
Murad Karabulut
Ankara Üniversitesi

“Anadolu’nun kalkınması”, “Mükemmel bir proje”, “Ekonomik olarak çok büyüyeceğiz Osman Dayı, Çok!” bu ve bunun gibi cümlelerle anılmaya başlanan bir CHP projesi var. Yüzyılın projesi diyebilirsiniz, Merkez Proje diyebilirsiniz ya da Türkiye Ekonomik Yükseliş Projesi de diyebilirsiniz. Bunların hepsi aynı kapıya çıkar. CHP’nin ne kadar iyi bir proje yapmış olduğundan bahseder, göbeğinizi kaşır, tekrar ballandıra ballandıra CHP projesi anlatırsınız. CHP’nin bu seçimlerde ne kadar iddialı olduğundan bahseder ve keyifle arkanıza yaslanırsınız. Tabiki CHP üyesi, kendisini CHP’ye yakın hisseden biri ya da oyunu nereye atacağını bilmeyen kararsız biriyseniz. Yalnız biz sosyalistlerin kötü(!) bir huyu vardır. Olayları ve olguları sadece olduğu an durumuyla değil; olayın-olgunun doğuşunu, gelişimini ve etrafındaki olay-olgularla durumuna göre inceleriz. Sermaye-emek çelişkisi üzerinden düşünür bunu iktidar-birey perspektifine kadar açarız. Bu yüzdendir ki CHP’nin “Mega kent projesi” ni de aynı titizlikle ele alacağım. Sıkılan olursa parmak kaldırsın.

Çalıntı mı? Özgünlük mü? Sorularına Devamlılık yanıtıdır: Merkez Türkiye.

CHP’nin projede Anadolu’da bir şehir ele alınacağını, bu şehri Ortadoğu’nun en önemli lojistik, ar-ge şehri yaparak onu “mega şehir” haline dönüştüreceğini söylemektedir. Şehir sadece kendisine “müslüman” bir şehir olmayacaktır. Aynı zamanda etrafındaki şehirlere büyük bir kalkınma sağlayacak, iş imkânları verecek, Türkiye’nin refahını arttıracak bir şehir olacaktır. Pazar yolları arasında depolama merkezi olacak, bu depolama için gereken malları üretecek, ürettiği malların araştırma-geliştirmesini de yapacaktır. Böylelikle maliyet Kılıçdaroğlu’nun deyimiyle en az %15-20 düşecektir. Ayrıca bunların daha hızlı yapılabilmesi için bürokratik işlemler kalkacak, yasaları kendisine özel olacaktır. En önemli yanlarından birisi de özel şirketlerin devlet tarafından desteklenerek “trenin kaçırılmaması” sağlanacak olmasıdır.

CHP’nin bu projesini açıkladığı zamandan kısa bir süre sonra Mehmet Şimşek Twitter’dan birkaç düşüncesini paylaştı. Paylaştığı gönderilerden birisinde CHP’yi Onuncu Kalkınma Programı olan “Ulaştırmadan Lojistiğe Dönüşüm Programı Eylem Planı” ‘nı çalmakla suçluyordu. “CHP zihniyeti engel olmasaydı İzmir limanı Çin ve Asya’nın Avrupa pazarına giriş üssü olmuştu. Çinli firma Yunanistan’a gitti. Liman özelleştirmelerini engelleyen, İstanbul 3. Havalimanı ve 3. Köprü karşıtı, Ulus devletçi CHP zihniyeti. 2035’te değil 2019’da Türkiye Merkez Üs olacak” diye de bitiriyordu.

Onuncu kalkınma planı nedir? Bu planın içerisinde neler vardır? Plan kaç yıllık yapılmıştır? Bu gibi sorularla birlikte “çalıntı” olduğunu söylediği ve 2019 gibi bir de yakın tarih verdiği bir projeyle daha tanışıyoruz. Plan; Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı-Kalkınma Bakanlığı tarafından Kasım 2014’te sunulmuştur, dört yıllıktır. Planın tam adı: “Ulaştırmadan Lojistiğe Dönüşüm Programı Eylem Planı” dır. Planının hedefi giriş kısmında üç madde ile: Türkiye’nin lojistikteki uluslararası konumunun güçlendirilmesi, sanayi ürünlerinin toplam maliyeti içindeki lojistik maliyetin yükünün azaltılması, nihai ürünlerin tüketim pazarlarına ulaşım süresinin kısaltılması olarak sunulmuştur. Kalkınma planı İstanbul Küçükçekmece’deki Halkalı Gümrük Müdürlüğü temel alınarak Türkiye’deki bütün limanları ve yolları birbirine bağlayarak Türkiye’yi baştan aşağıya bir lojistik ülke haline getirecek merkezler ve bu merkezlerdeki özel şirketlerin rekabetiyle artan ekonomi üzerine çıkılmıştır. Plan dâhilinde on dokuz şehrin ismi geçmektedir. Bunlardan birisi Kılıçdaroğlu’nun “Samsun çok önemli bir şehir olacaktır” cümlesini yalan çıkarmamak için Samsun’dur. Yine diğer şehirler arasında CHP’nin videosunda da yer alan Mersin ve Hatay-İskenderun limanı ayrıca öneme sahiptir. On Gümrük ve iki gümrük müdürlüğü de plan dâhilinde olacaktır. Çünkü gümrüklerdeki yığılmalar çok zaman kaybettirmektedir. Bunların çözümü küresel bilgi ağlarıyla donatılmış altyapıya sahip olan bir gümrüktür. Tırlar gümrüğe geldiği zaman bütün bilgileri ve risk analizleri önceden yapılmış olacaktır. Ne hız ama! Bayım, size şunu itiraf etmeliyim ki: ben ve gözlerim, üçümüz de size inanamıyoruz. Bunların hepsi bizim için mi?

CHP’nin projesi ve AKP’nin kalkınma planı arasındaki çok benzerlik vardır. Hangisinin hangisinden “çalmış” olduğunu ya da CHP’nin plana eklediği nelerdir sorularını bir süreliğine kenara bırakalım. Bunları birbirinden ayıracak olan nedir, sorusu ise bizi planın çıkış noktasına götürmektedir. Yani merkezi bir “mega kent” ya da Türkiye’nin lojistik ülkeye dönüşmesi. Rivayet edilir ki 1970’lerin sonlarına doğru Dünya yeni bir şeyle tanışıyordu: neo-liberalizm. Bu neo (böyle mahalle aralarında beş bin liralık arabaların altına bir de iki bin liraya takılan neonlar vardır, ondan değil ama) liberalizm kapitalizmin yeni bir sermaye biriktirme şeklinden başka bir şey olmamasına karşın insanlar bunu bir çıkış kapısı olarak refah politikalarının daha fazla paternalistleşmesiyle benimsediler. Aldılar yataklarına kadar soktular. Koyun koyuna yattılar. Sınırsız bir ekonomik özgürlükten bahsediliyordu. Hani Mehmet Şimşek’in dediği “ulus devletçi CHP” var ya işte tam olarak o söylem buraya oturuyor. Ulus devletlerin merkezi politikaları burjuvazi için artık bir engel oluşturmaya başlamış, üçüncü dünya ülkelerinde ucuz iş gücü peşinde koşan burjuvazi ulus devletlerin otoriteleri altında devinme imkânı bulamamıştır. Bu nedenledir ki artık hangi devlet olursa olsun burjuvazinin kendi ana üssünden çıkacak olan politikayı her tarafta özgün şartlarda aynı hedefle uygulamak zorundadır. Vizyon meselesidir. Anlayamazsınız. Biz ise 24 Ocak 1980 kararları ile ve Turgut Özal’ın başbakanlığı, tabi daha önce “binaenaleyh” ayak sesleri duyuluyordu, sırasında tanıştık. Sonra da hiç bırakmadı peşimizi. Artık sürekli olarak bir ekonomik büyümeden bahsediliyordu. Evde, çarşıda, işyerlerinde… Hatta bu neo-liberalizm bir aralar kendine o kadar güveniyordu ki “Allah’ı bize emanet etti”.

Peki devam etmeyen nedir ya da devam ettirecek olan nedir, sorusu bize son on üç yılımızı önümüze koyarak sorgulatıyor. AKP’nin büyük demokrasi(!) ve ekonomi vaatleriyle gelmesi, Graham’dan alo alo sesleriyle “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” ve Davutoğlu’nun komşularla sıfır sorun politikası adı altında yeni Osmanlıcılık hayalleri ile başlayan bir süreç. Demokrasilerin kendisini sıkıştığı yerde faşizme devşirmesini tarihten görmüştük ama sıkışan demokrasinin kendisini yeni Osmanlıcı politika adı altında sünni bir ümmetçi anlayışına devşirdiğini de sadece Türkiye’de gördük galiba. AKP’nin oligarşik zaafları olan yöneticileri, bölgesel enerji politikalarının kaygan zemini ile birlikte ilk önce bütün komşularla kızlı erkekli fotoğraflar; arkasından da adı yabancılaşan eski dostlar ve içeride-dışarıda kaybedilen meşruluk bir Gezi Parkı vuruşuyla nakavt olmuştur. İşte burada CHP’nin yeni “Merkez Türkiye” projesinin önemi ortaya çıkmaktadır. Yani proje küreselleşmeyle birlikte gelen politikaların tam gaz devamını sağlamaktadır. AKP’nin kalkınma planı 2023’te net olarak bir sonuç verebilecekken (ki bu Kalkınma Planı raporunda da bir yerde 2023 olarak geçmektedir) CHP 2035’i hedef göstermektedir. Çünkü CHP, AKP’nin arkada bıraktığı siniri-kızgınlığı bir şekilde sönümlendirmek zorundadır. Bu da işte CHP’nin raporunun “özgünlüğünü” yani “çalıntı” olmamasını sağlayan şeyi ortaya çıkarmaktadır: uygar insanlar, kültür, asgari ücret artışı… Bu da zaman ve ek olarak para kaynağının sadece projeye gitmesi değil aynı zamanda biraz da halka dağıtılması demektir. Bu yüzden iki plan-proje arasında on iki yıl vardır.

Bir mercek olarak: KOMŞULARLA SIFIR SORUN – CHP SURİYE TUTUMU

CHP projeyi açıkladıktan sonra Davutoğlu da bu benim projem, benim kitabımda yazıyordu diye miting alanında bağırıyordu. Proje’nin ikinci bir “çalıntı” olma iddiası da işte böyle ortaya atılmış oluyordu. Yalnız proje ve plan arasında dikkat edilmesi gereken nokta CHP projeyi bir “mega kent” etrafında şekillendirirken AKP kalkınma politikasında merkezlerden bahsederek ülkedeki önemli limanlar ve onlara bağlanan yollar etrafında geliştirmektedir. Şimdi diyelim ki Davutoğlu’nun kitabında bu proje yazıyordu. Burada tarafsız bir bakış açısı sunmak istediğim için varsayımdan yola çıkıyorum. Peki, Davutoğlu yani AKP hükümeti bunu uygulayabilecek midir? Kalkınma planında adı geçen on gümrük kapısından dört tanesi Suriye tarafındadır. Suriye’nin içerisine muhalifleri eğitip-silahlandırarak yollayan AKP hükümeti bu kalkınma planı dâhilinde bir yandan iç savaşın devam etmesini sürdürürken bir yandan da Suriye’ye: “Ehe, ehe benim bir fikrim var, çok güzel. Bak bi dinle. Bak gerçekten çok güzel” diye gidebilecek midir? Diyelim ki Suriye ülke ekonomisi açısından buna sıcak baktı. Burada tırların ve yol güzergâhının güvenliğini kim sağlayacaktır? Zaten Suriye’nin Türkiye sınırında ne kadar kontrolü vardır? İşte bir kez daha Clark CHP mega kent’iyle gökyüzünden uçarak gelir. CHP Türkiye’nin Suriye politikasını sadece eleştirmemiştir, ayrıca yeri geldiğinde Esad hükümeti ile görüşecek bir grup da göndermiş ve alttan alta ya da direk Suriye’ye şu mesajı vermiştir: “Sizinle ilgili işlediğimiz bütün savaş suçları, uluslararası hukuk ihlalleri AKP hükümetinin suçudur. Aynı kafada değiliz. Biz geldiğimiz zaten sizi meşru kabul ederek işbirliği yapacağız.” Bu yüzden kalkınma planından çalınmış bir proje değildir Merkez Türkiye aynı zamanda o planın büyük ölçekte devamlılığının garantisidir.

Bizde sermaye denirdi eskiden fahişeye
Buna göre sermayedar da…

Yukarıdaki cümleler Can Yücel’in şiirinden alıntıdır. Kendisine çok büyük bir şairdir diyerek hem tarihsel yalakalığımı yapmış olmanın hem de anti-diyalektik tez argümanlarımı biriktirmenin mutluluğu içerisindeyim. Projenin nereye oturduğunu gösterdik. Peki, bu projeye sermaye sınıfı-burjuvazi nasıl bakacaktır? Zaten neo-liberal politikalar onların istediği gibi şekillenen politikalar değil miydi, böyle söylemiyor muydun, dediğinizi duyuyorum. Ben ondan bahsetmedim. Bahsettiğim şudur ki Türkiye burjuvazisi bu projenin neresindedir? Bu konuyu çok dallanıp, budaklandırmadan anlatmayı ve burjuvazinin kesin(!) tavrını bir Can’da iki cümle ile zaten açıklamış oldum. Hem kalkınma planında açıkça TÜSİAD ve TOBB’un görev yerleri belirtilmiş hem de Kılıçdaroğlu özel sermayenin, projenin özüne atıfla, yardımını alacağını belirtmişti. Türkiye burjuvazisi ve yardımcı kanalları projenin tam kalbindedir. Mösyö, o eli bi indir. Bak oğlum, o eli bi indir! İndir lan!

SOMUT BİR ÖRNEK, PROJE DEĞİL GERÇEK: MERKEZ İZMİR/ALİAĞA – ENGEL DEĞİL YARDIMCI CHP

“Merkez Türkiye” projesi ile kendi göbeğini kendi kesebilen lojistik altyapılı bir mega kent ya da kalkınma planları ile birlikte bütün Türkiye’nin lojistik bir üs haline getirilmesi olanaklı mıdır? Önümüzdeki günlerde CHP popülizmle suçlanacaktır ama bıçağı yanlış taraftan tutan Şimşek gibiler hem CHP’yi hayalcilikle suçlayacak hem de biz zaten bunu yapıyoruz diyerek projeye heves besleyen oyları kaybetmemeye çalışacaktır. İşte bu arada da ortaya bir gerçeklik çıkar: Aliağa. Engelci Cehape zihniyetinin nasıl cici CHP’ye dönüştüğüdür. Altmış anayasası ile sanayi kenti ilan edilen Aliağa’nın burjuvazinin ilerici yönlerini(!) kaybetmesiyle yavaş yavaş nasıl bir İzmit/Dilovası gerçeğine oturduğunu, termik santral için Danıştay’dan verilen iptal kararlarının nasıl uygulanmadığı görünecektir. Türkiye Cumhuriyet’i anayasası Aliağa’daki burjuvazi için geçmez. Bu da aynı “Merkez Türkiye” projesinde olduğu gibi kendine ait yasaları var demektir. Aynı şekilde Aliağa üzerinde yasalarca belirlenen söz hakkına sahip olan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin (CHP/Aziz Kocaoğlu) yine bakanlık kararıyla çıkartılan Aliağa’nın özel bölge ilanı kararına hak ihlali davasını neden çektiği de önemlidir. Bu son bilgiye göre CHP’yi engel gören Mehmet Şimşek Kalkınma Planı’nda Çandarlı ve Aliağa için Büyükşehir’in verdiği tavizlerden beslenmiyor mu? Ne yani, şimdi bürokrasi de mi aradan çıkarıldı? Aliağa’nın özel bölge ilan edilmesi ile artık Aliağa’ya yapılacak yatırımların hepsi doğrudan bakanlık izni ile veriliyor. Proje-plan arasındaki bir diğer fark da burada çıkıyor: AKP hukuku ve bürokrasiyi kendi istediği yerde istediği zaman sıfırlayabiliyorken CHP bunu sadece bir kentte, mega kentte yapma sözü veriyor. Tabiki burada Aziz’in hayaleti çıkıyor ve üç defa tıklatıyor. Tık tık tık. Buradayım Kılıçdaroğlu.

Sizi İzmir’e kadar getirmişken bir midye ısmarlamadan bırakmam. Hem de yanında Edip’in bir birasını da açalım. Tokuşturalım bardakları da sansürlenen şiirlerin köpükleri taşsın. Fazla taşmasın yalnız İzmir sele karşı çok dayanıklı değildir. Hatta dün bir abimiz sele kapılmış gitmiş. Soruyorlar ne hissettiniz o anda. Kameraya bakarak şunları söylüyor: “Eşimi, çocuklarımı ve borçlarımı düşündüm.”

Dip Not: Aliağa bölümü Can Kaderoğlu’na ithafen yazılmıştır. Genç Gazeteye Aliağa ile ilgili bir şeyler yazmamı istemişti.