Cemaat – AKP kavgasından laik Türkiye çıkar mı?

AKP ile Gülen cemaati arasında yürütülen 10 yıllık suç ortaklığı, 17 Aralık 2014’te AKP’li bakanlara karşı yürütülen yolsuzluk operasyonu ile birlikte ciddi bir sarsıntı geçirdi. AKP karşı hamleler geliştirdi, son olarak 14 Aralık’ta AKP 17 Aralık operasyonunun intikamı olarak görülen bir operasyonla cemaat karşısında son kozunu oynamış oldu.

Kabul etmek gerekir ki suç ortaklığının düşmanlığa dönmesi, iki tarafın birbirine zarar verecek bir dizi adım atıyor olması, kafa karıştırıcı. AKP’nin rejim değişikliğinin yedek gücü olan liberallerin tezleri dikkate değer olmaktan çoktan çıktı. Basın özgürlüğü denerek cemaate sahip çıkma çabaları bir yandan cemaatin yaptığı hukuksuzlukları hatırlatarak AKP’yi günahlarından arındırmaya çalışanlar diğer yandan… Ancak bu tezlerin uzunca sayılabilecek bir süreden beri yalnızca liberaller tarafından dillendirilmediğini de göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Özellikle ikincisinin…

Cumhuriyetçi olarak adlandırabileceğimiz gruplar HSYK seçimleri, tezkere gibi bir dizi başlıkta AKP’yi destekleyerek bu toplumsal kesimlerle olan bağını koparacak hamleler yaptı. Bu adımların atılmasında kimi zaman Kürt düşmanlığı etkili oldu, kimi zaman ise işbirlikçi cemaate karşı anti-emperyalist, milli cephe (!) kurma çabaları. Bu adımlar, özellikle Aydınlık gazetesi ve İşçi Partisi çevresini uzunca bir süredir AKP yandaşlığı sayılabilecek bir noktaya getirdi. Aynı tavrı cemaate yönelik operasyon sonrasında da görmek mümkün. Haksızlık etmeyelim, AKP yandaşlığına düşmek İP için bir tercih değil, nesnellik olmuştur. Bunu anlamak için önce neden AKP ile cemaati ayırarak cemaat karşıtlığının dozunun arttırıldığına bakmak lazım.

Bizce 2 sebep sayılabilir: Birincisi İşçi Partisi çevresi, cemaatin ABD ile olan derin bağlarından yola çıkarak cemaat-AKP geriliminin neredeyse komprador burjuvazi-milli güçler kavgası raddesine getirmiştir. İkincisi – daha az açık olmakla birlikte- cemaatin geriletilmesinin toplumsal hayatta ve özellikle devlet kurumlarından (zira devlet bu kesimin kutsalıdır) dinciliği geriletebileceği savıdır. Her ne kadar birincisi daha açık bir biçimde işleniyorsa da ikincisinin toplumsal alanda etkisinin daha büyük olduğunu söylemek mümkün. Bugün Cumhuriyetçi kesimler arasında açık ya da örtülü bir biçimde bu kavganın ne ölçüde dinciliğe zarar vereceği en azından merak edilmektedir.

Cemaat- AKP gerilimi birkaç sebepten dolayı bu beklentiyi boşa düşürecek kanısındayım. Birincisi, ve belki de en önemlisi toplumsal alandaki etkisi, ekonomik gücü, devlet kurumlarındaki derin bağları ne olursa olsun bugün Gülen cemaati de dahil İslamcı örgütleri gerçek bir güç ve aynı anlama gelmek üzere tehlike haline getiren AKP iktidarıdır. Siyasi iktidarın sınırsız sahibi olunması sayesinde 4+4+4 sistemi getirilmiş, imam hatipler açılmış, türban serbestisi orta okul düzeyine kadar düşmüştür.

İkinci sebep kuşkusuz daha yapısaldır ve İkinci Cumhuriyetin karakterine içkindir. Uzun süredir dillendiriliyor, İkinci Cumhuriyet Türkiyesi kapitalizmin yüksek dozda İslamcılık olmadan yaşayamaz hale gelmiştir. Bu nedenle, AKP rejime dokunmayan diğer düzen içi arayışlar gibi bu da başarısız olmaya mahkum görünüyor. Bizim sayabileceğimiz üçüncü sebep ise Erdoğan’ın Mirzabeyoğlu ile görüşmesi, cemaat operasyonunun Nurcu kökenden gelen tek selefi örgüt olan Taşhiyecilere yapılan operasyon bahane edilerek yapılması, İslamcı sağda sokak gücü biriktirmeye yönelik kimi adımların atılması gibi verilerin de gösterdiği bir gerçektir: AKP’nin cemaat saldırısı bırakın dinin etkisini kırmayı daha uzun erimli islamcılaştırma projeleriyle iç içe yürütülmektedir. Yapılan dini cemaatlerin toplumsal meşruiyetine zarar vermek değil, Gülen cemaatinin yerini başka cemaatlerle kapatmaktır.

Yapılması gereken “ulan hepiniz ordaydınız be” demeye devam etmek ama yeniden laik bir cumhuriyeti kurmanın tek yolunun önce AKP iktidarını devrimek olduğunu akıldan çıkarmamak.

İlgili Haberler