Çorlu tren kazası: İhmal ve cinayet

Türkiye alışık olduğu türden bir katliamla karşılaştı. İktidarın ilk yaptığı ise ihmallerin üzerini daha kolay örtebilmek için zaman geçirmeden yayın yasağı getirmek oldu. Uzunköprü-Halkalı arasında sefer yapan altı vagonlu yolcu treni, 8 Temmuz 2018 günü Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde raydan çıktı ve yolcu treninin son beş vagonu bir menfezin üzerinden geçerken raydan çıkıp sürüklendi. Kaza sonucu şuan ki bilgilerimize göre 24 kişi hayatını kaybetti, 300’ün üstünde yurttaş da yaralanarak hastaneye kaldırıldı.
Demiryolu hattının dere yatağından geçebilmesi için inşa edilen menfezin üst kısmı doldurularak hattın geçişi sağlandığı görülüyor. İlk incelemelerde ve olay yeri görsellerinde bu menfezlerin kapasitesinin yetersiz olduğu hatta yapılan dolgunun beton değil toprak olduğu ve yağmurdan etkilendiği dolayısıyla bu olayın düpedüz cinayet olduğu gözler önüne seriliyor.

Tren vagonlarının yarattığı yüksek dinamik etkiler yağmurun da yumuşattığı dolgu bölgesini ve dolayısıyla rayları etkilediği ve bunun sonucunda da vagonların raydan çıktığı görülüyor. Tarım arazilerinin geçtiği yerlerde taşıma gücünün zayıf olduğu ve yağmur yağmasının da olağanüstü bir durum olmadığı göz önünde bulundurulduğunda ise ‘kazanın’ tamamıyla demir yolunun bakımsızlığından kaynaklandığı açıktır. Bahsedilen hattın 150 yıllık olması da ihmalin ne denli büyük olduğunu gösteriyor.

Hattın her gün rutin denetimini yapan hat bekçisi kadrosu ‘emniyet tedbirlerinin maliyetli görülmesi’ sebebiyle kaldırılmıştı. Yerine gelen elektronik sistem kontrolünün ise günlük işleyen bir hatta günlük yapılması gerekirken ancak haftada iki gün yapılabildiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Mühendislerin bildiği üzere, eğer elektronik olarak kontrol sistemi her gün yapılamıyorsa, uzaktan kontrollü sistemler aracılığıyla, tümüyle hattın röntgenini çekebilecek fiber optik kablolar üzerinden kameralar aracılığıyla merkezden otomatik bir denetlemenin kurulabildiği bilimsel bir gerçektir. Bu sistemi kurmak da maliyet sebebidir. Mevcut düzende elektronik denetleme sisteminin ya da her gün çalışan hat bekçilerinin maliyetlerinin ise insan hayatının önüne geçtiğini görmüş olduk.

İktidarın rant ve para uğruna mühendisliği ayaklar altına alması ve yurttaşların canını hiçe sayması bizler için yeni bir durum sayılmaz. Önüne geçilmezse bu para ve rant hırsının daha çok kurbanı olacağı ise maalesef çok açık. Hattın düzenli kontrolü ve bakımı yapılsaydı 24 yurttaşımız hala nefes alıyor olacaktı. Dolayısıyla kazalara kader diyen ve gerekli önlemleri almayan yetkililerin hesap vermesini istiyoruz.

Kaza tarihinin Soma Davası karar duruşmasıyla aynı döneme denk gelmesi de bu olayların münferit olmadığını ve ‘Kaza değil cinayet’ sözünü tüm gerçekliğiyle hepimizin aklına tekrar getirdi.

İlgili Haberler