Dursun Doğan yazdı: Cinayet, iktidar ve siyaset

 

Çorlu’da gerçekleşen cinayet, herkesin bildiği ve bu sefer herkesin engellemeye çalıştığı bir cinayetin ne sonu ne başıdır.

16 yıllık AKP iktidarının, inşaat sektörüne dayalı büyümesi, duble yollar ve ulaştırma ağı üzerinden yapılan büyüklük anlatıları, kamu kurumlarının özelleştirilmesi, yandaşa aktarılan ihaleler, tecavüzler, vakıflar, oğullar, gemiciklerİşlenen bir cinayetin toplumsal ve siyasal zemini. Devrilen ve cinayete kurban giden Türkiye’nin yeniden inşası.

Yeni dönem ! Üzerine çokça yazılar makaleler, kitaplar,yazıldı. Peki çarpıcı olarak iktidarın karakteri bir cinayetin anlattıkları değil midir?

Bir tarafta onlarca aileyi yasa boğan, yandaşa işletilmiş temel mühendislik kurallarının hiçe sayıldığı bir cinayet bir tarafta dün gece yapılan “görkemli” devletlu tören. Bir tarafta onlarca kişinin ihracını da içeren KHK’lar bir tarafta yandaşlara devleti peşkeş çekmenin önünü açacak yeni KHK’lar, bir tarafta muhalif oldukları için daha dün gözaltına alınan öğrenciler bir tarafta kötü söz kavanozu üretenler, bir cinayetin anlattıklarının listesi elbette uzayıp gider.

AKP iktidarının karakteri ise tam olarak listenin bittiği yerde başlamaktadır. Kendi çizgi ve sınırlarının dışında olan herkesin düşmanlaştırılması ve yok sayılması; aynı anlama gelmek üzere kendi paradigmasının dışında kalan kesimleri devletin dışına itmesi üzerine ilerlemekte merkeze kendi paradigmasını koyarak ittifaklar denemektedir. Bu durum dışarda geniş ve dağınık toplumsal kesimlerin oluşmasına zemin sunmaktadır. Artımız da eksimiz de tam olarak buradadır.

Karakteri gereği toplumsal uzlaşıya en kolay varılacağı anlarda bile kendisinden ödün vermeyen tabiri caizse kelle vermeyen bir iktidar, yönetememe durumunun bir sonucu olarak mı böyle davranmaktadır yoksa böyle yönetme niyetini mi göstermektedir?

Uzatmadan cevap verelim. Böyle yönetme niyetini göstermektedir. Kendi paradigmasını oluştururken bunun dışından kalan unsurları yönetme niyeti olmadığını, öyle yada böyle sisteme entegre yollarını yaratacağını düşünmekte bunun için çeşitli araçlara başvurmaktadır. Ama bu araçlar içerisinde asla uzlaşı içinde yönetme yer almamaktadır. Kimilerin beklediği veya talep ettiği normalleşme bir sürü sebebin yanında bundan dolayı da imkânsızın beklentisidir. Bülent Tezcan’ın “Faciayı siyasetin konusu yapmayacağız” söylemi ise paradigmanın dışında kalma korkusunun tezahürüdür.

Sahi ya hangi cinayet ne zaman siyasetin kendisidir? Bir cinayet işlenmiştir ve artık işlenmemiş gibi davranmanın kimseye faydası bulunmamaktadır. Normalleşmeyi, AB’den, ABD’den veya geleneksel sermaye gruplarından bekleyenler ise Godot’yu beklemeye devam etsinler. Üst aklın veya başka grupların Türkiye’de çeşitli ellerle normalleşmeyi hedeflediğini düşünenler ve gemiyi karaya çıkaranlarsa süt liman günleri beklemeye devam etsinler.

Peki kim bu paradigma dışında kalan toplumsal kesimler? Biz ne yapacağız?

Tersten cevap verelim; Doğan grubu değildir, Koç Holding hiç değildir, milliyetçi  seküler! güçlere oynayan Akşener yanından geçmez, popülizm ile sağı sola estirenler evet onlar da değillerdir.

Peki kim?

İşte bu da herkesin cevabını bildiği ama söylemekten, etkisinden korktuğu, kimi zaman kestirme yol aradığı, kimi zaman ikame ettiği, kimi zaman kaçtığı kesimlerdir.

Dün itibari ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçmeyenlerdir.

Yeni bir ülke de buradan başlayacaktır.

 

İlgili Haberler