24 Mayıs 2018 Perşembe

EN SONUNCU KAVGA: EMEK KAVGASI VE 1 MAYIS


Berat Karaaslan
Berat Karaaslan
Ankara Üniversitesi

1 MAYISIN TARİHÇESİ
“Toplumların tarihi sınıf savaşlarının tarihidir” der Karl Marx manifestoda. Böyle başlar söze. Biz de böyle başlayalım. Tarihin gelişim süreçleri hep bu kavgaya sahne olmuştur. Bir yanda üreten sınıf diğer yanda üretimde verilen emeği sömüren, dünya üzerindeki kaynakların üstüne çöreklenmiş bir güruh vardır. Özellikle kapitalizmin gelişmeye başladığı dönemde yaşanan sömürünün boyutu tarifi imkansız bir kıyım içermektedir. İşte bu kıyım ve zor koşulların içerisinden proletaryanın marşlarda en sonuncu kavga diye tanımlanan mücadelesi doğmuştur. Engels, İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu adlı kitabında proletaryanın yalnızca acı çeken bir sınıf olmadığını; aslında onu dayanılmaz bir biçimde ileriye iten ve nihai kurtuluşu için savaşmaya zorlayanın içinde bulunduğu utanç verici ekonomik durum olduğunu söylemektedir.
1880’li yıllar, ağırlıklı olarak kol emeğinin kullanıldığı ve çalışma şartlarının çok kötü olduğu yıllardı. 1881’de ABD’nin Chicago kentinde 40 bin tekstil işçisinin gerçekleştirdiği eylem kanla bastırıldı. Aynı kentte bir iş yerinde günde sekiz saat çalışma koşulları sağlanması talebiyle greve çıkan 1400 işçi işten atıldı. Aynı tarihlerde greve çıkan işçilere ateş açıldı ve dört işçi yaşamını yitirdi. Saldırılara tepki olarak ABD ve Kanada’da birçok işçi örgütü 1 Mayıs 1886’da 350 bin işçiyle greve çıktı. Bu tarihlerden sonra tüm işçi grevlerini sertçe bastıran ABD hükümeti bu olaylardan sorumlu tutulan sekiz işçi hakkında idam kararı verdi.
ABD’de yaşanan olaylardan sonra II. Enternasyonel 1889’da Paris’te düzenlediği kongrede, Amerikalı işçilerin direnişine destek olmak amacıyla bir dizi eylem örgütleme kararı aldı ve 1 Mayıs’ı Uluslararası Birlik, Dayanışma ve Mücadele Günü olarak ilan etti.
Anadolu topraklarında ise işçi hareketinin tarihi Osmanlı’nın batıcı gelişmeler ışığında gittiği ilk sanayileşmeye kadar uzanır. Ancak, gelişmiş Avrupa kapitalizmine dayanamayan ve yarı sömürge konumuna düşen merkezi feodal Osmanlı Devleti kapanan imparatorluklar çağından nasibini alır. 1850 Kırım Savaşı’ndan sonra Baltalimanı Antlaşması ve sonrasında Duyun-u Umumiye ile birlikte Osmanlı resmen yarı sömürge olur ve üretimini tekelci burjuvazinin hakimiyetine verir. I. Emperyalist paylaşım savaşıyla ülke resmen Avrupa kapitalizmininin hakimiyetine girmiş ve toprakları emperyalistler tarafından işgal edilmiştir. Bu tablo içerisinde Anadolu topraklarında ilk 1 Mayıs 1905 yılında İzmir’de kutlanmıştır. 1920 yılında işgal koşullarında ve Osmanlı idaresinin yoğun baskısı altında da olsa 1 Mayıs bayramında işçiler İstanbul’da Haliçten başlayıp Karaköy üzerinden Beyoğlu’na ellerinde ‘’Bağımsız Türkiye’’ yazılı pankartlarla yürürler.
Cumhuriyet’in ilanından sonra yapılan kutlamalar uzun süre yasaklanmıştı. 27 Mayıs sonrası yaşanan süreçte Türkiye’de işçi hareketinin tekrardan yükselişe geçmesi ile başta 15-16 Haziran işçi direnişi olmak üzere 1 Mayıs günleri aktif bir şekilde kutlanmaya devam edildi. 1977’de 37 kişinin hayatını kaybettiği kanlı 1 Mayıs gününde ise Taksim Meydanı’nda 500 bin işçi bulunmaktaydı.

12 EYLÜL SONRASI
12 Eylül öncesi yükselen işçi sınıfı hareketi, tarihsel düşmanı burjuvaziyi tehdit edici seviyede örgütlü bir mücadele hattı haline gelmişti. Kapitalist ilişkiler boyutuyla işbirliği içerisindeki sermaye ve devlet kanalı işçi hareketinin yükselişini ve ülkenin geleceğini hedef alan bir darbe yaparak yasaklamalara başlamıştı. Dünya kapitalizminin, en yüksek aşamasını, emperyalizm boyutunu yaşarken Türkiye’de kapitalizm yükselmeye devam etmekteydi. İşçi hareketi bu baskı altında nefes alma mücadelesi verirken 2000’li yıllara gelindiğinde Türkiye sol hareketi de bir yenilenme sürecine girdi. 1977’den sonra 1 Mayıs, 33 yıl sonra yeniden 2010 yılında Taksim’de makul bir sayı ile kutlandı. AKP ise sermaye ile işbirliği içerisinde olarak işçi hareketini sabote etmeye devam etti.
AKP iktidarı boyunca yaşanan tüm işçi grevleri yasaklanmış, işsizlik yüzdelerinde fazlaca artış meydana gelmiştir. AKP iktidarının ‘’Milli Güvenliği Tehdit’’ ettiği iddiasıyla yasakladığı grevler arasında; 21 Mart 2004 yılında yirmi ayrı fabrikada beş binin üzerinde işçinin toplu iş sözleşmesindeki hukuksuzluklar sebebiyle yaptığı grev, 1 Eylül 2005’te Türkiye Maden İş’in örgütlü olduğu Erdemir Madencilikteki grev olmakla beraber bir sürü grev bulunmakta. 2009 yılında TEKEL İşçilerinin 78 günlük grevi ise en sert müdahaleye maruz kalan işçi eylemlerinden biri olarak tarihe geçmiştir. Bu eylem 2000’li yılların en büyük işçi eylemi olma özelliğine sahip olmuş ve bu eylem, işçilerin geri adım atmayan iradeci tutumları ile Ankara sokaklarında polis baskısına karşı direnen işçiler ve desteğe gelen DİSK,KESK,TMMOB,TTB gibi kitlesel örgütlerin desteğiyle büyümüştür. Birçok ülkeden de TEKEL işçilerine destek için grevler yapılmıştır. 2014 yılında Soma’da meydana gelen maden faciasına karşı hükümetin tutumu ise sermaye iktidar işbirliğini bir kere daha ortaya koymuştur.
15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL’in ise bizzat Cumhurbaşkanı tarafından işçi grevlerini önlemek için kullanıldığı açıklandı. OHAL Sonrası süreçte İnsan Hakları Derneği verilerine göre iş cinayetleri %10 oranında arttı. KHK’lar ile bir sürü emekçi işlerinden atıldı ve itibarsızlaştırıldı. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verileri baz alındığında Türkiye’de 2017 yılında iş ile ilgili hastalıklardan dolayı 12 bin kişi, 2002 yılından itibaren ise totalde 20 bin 500 kişi iş ve işçi güvenliğindeki eksiklerden dolayı hayatını kaybetti.(1)
TÜİK’in 15 Aralık 2016 gününde açıkladığı iş gücü araştırmasına göre ümidini kaybeden işçi sayısı 666 bin olarak açıklandı ve bu sayı Luxemburg, Malta ve Kuzey Kıbrıs nüfuslarından daha fazladır.(2) Sigortalı işçi sayısı azalırken işsizlik sigortası başvurularında patlama yaşanıyor.

BİTİRİRKEN..
Kavganın, emek mücadelesinin çok zor şartlar altında devam ettiği ülkemizde 1 Mayıs’a günler kaldı. Sermaye-iktidar işbirliği tüm haşmetiyle işçi hareketinin karşısında dururken, emekçi sınıflar da var gücüyle bu kavgayı sürdürmekte ve yaşamın her alanında emeğin bayrağını yükseltmeye devam etmektedir. Yollar ne kadar tıkanırsa tıkansın, baskılar ne kadar artarsa artsın emekçi hareket “Biz başka dünya isteriz” sloganını haykırmaya devam edecektir. Üreten ve var eden milyonlar varken onlara zorla sahip olan, sömürenler bir avuçtur. Halk, hakkını gasp edenlerden alacaktır. Daha özgür, daha eşit ve sömürünün olmadığı; sınıfların ve sınırların ortadan kalktığı bir dünyada 1 Mayıs kutlamak dileğiyle…

KAYNAKÇA
1) https://www.evrensel.net/haber/343049/ihd-ohalde-is-cinayetleri-yuzde-10-artti
2) http://disk.org.tr/wp-content/uploads/2016/12/DISKAR_Istihdam_Issizlik_Raporu_Aral%C4%B1k_2016.pdf