Ercan Bölükbaşı yazdı: Raydan çıkanlar kabinesi

 

Seçim sonrası iki haftayı görece sessiz geçiren Türkiye’de, son üç günde can yakıcı ve önemli gelişmeler yaşandı.

Önce, iktidarın başından beri düşmanlık beslediği uzunca zamandır da ciddi bir tehdit olarak gördüğü ODTÜ’ye çevrildi gözler. Artık bir gelenek haline gelen mezuniyet pankartları dert oldu, yıllar önce mahkemece aklanmış ‘Tayyipler Alemi’ karikatürü suç unsuru sayıldı, rektörlüğün de hedef göstermesi ile öğrenciler gözaltına alındı. Öğrenci Temsilcileri KonseyiBaşkanı’nın evi basıldı. Tüm bunlara tepki göstermek için yapılan eylemi engellemek için okula polis sokuldu. Erdoğan, düzen cephesinden gelen “herkesin cumhurbaşkanı ol” seslerini ciddiye almadığını bir kez daha gösterdi. Türkiye’de ilerici ve aydınlık birikim adına ne varsa hedef alacağını, yok etmeyi görev bellemiş olduğunu tekrar ilan etmiş oldu.

Tren raydan çıktı. Dört yıl önce hepimize yutturulan olağanüstü ‘PR’ çalışması ile ortadan kaldırılan meslek olan yol bekçiliği yeniden hatırlandı. Tatile gidememesine üzülmüştük yol bekçilerinin. Mesleği ortadan kaldırarak değil, daha fazla insan çalıştırılarak bu sorunun çözüleceğini söylemedi hiçbirimiz. Kontrol yapacağı iddia edilen otomatik makinelerin gerçekten var olup olmadığını sorgulamadık bile. Özel sektörün insafına terk edilen yapım ve bakım çalışmaları meyvesini verdi, çok temel mühendislik bilgilerinin yeterli olacağı bir durum sonucu rayların altı boşaldı, insanlarımız can verdi. Yol bekçiliğine iktidar son verdi, ihale yasasını iktidar düzenledi, görevlerinden birisi teknik birikim gerektiren işleri denetlemek olan TMMOB’u iktidar görevsizleştirdi; sonuçta suç yağmura atıldı. Göz göre göre gelen katliam kaza ilan edildi, iktidar aklandı. Muhalefet partisi CHP, kazayı siyasal malzeme haline getirmeyeceğiz dedi. Yani muhalefet etmeyeceğiz, iktidarı bu konuda biz de aklıyoruz demiş oldu.

İktidarı döneminde ikinci tren faciası yaşanan kendi dünyasının lideri ise şatafatlı törenine hazırlanmak ile meşguldü. Kendi deyişi ile Türkiye tarihinin en önemli günüydü ya bu, bırakın katliamı kaza ile anılması bile olacak iş değildi. Yayın yasağı geldi. Ulufe dağıtıp dağıtmadığını bilemeyiz ama adına para bastırmayı ihmal etmedi haşmetli…

Törenin ardında ise bir raydan çıkarma kabinesi yatıyordu. Türkiye’yi tam anlamıyla raydan çıkaracak ve uçuruma götürecek kabine açıklandı. Patronların kabinedeki ağırlığı kapitalist bir ülke için bile yüksek düzeyde tutulurken çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı aile bakanlığı ile birleştirilerek fiilen kaldırıldı. Sadece bu tercih bile iktidarın önümüzdeki dönemde emekçilere çalışma koşulları ile ilgili herhangi bir vaat sunamayacağını, sosyal yardımlarla durumu geçiştirme niyeti taşıdığını kanıtlıyor.

Kabinede en dikkat çeken isimler ise ekonomi, savunma ve eğitim alanında yer alıyor.

Birleştirilen Hazine ve Maliye Bakanlığı’nı damada teslim eden Erdoğan, ekonomi alanında da bildiğini okumaya devam edeceği mesajını verdi, Türk Lirası anında değer kaybetti. Bol patronlu kabine ilk iç tartışmasını ekonomi alanında yaşamayı garantilemiş oldu. Bu tercih zaten başı dertte olan Türkiye ekonomisinin daha da dibe batırılması, ileriki bir tarihte gerçekleşmesi bizce kesin olan IMF programının çok daha güçlü ve yıkıcı bir biçimde emekçi halkın tepesine bineceğini gösteriyor.

Yeni Milli Savunma Bakanı, saatler öncesinin Genel Kurmay Başkanı Hulusi Akar ise, darbe girişiminde ne yaptığı, nasıl ve hangi pazarlıklar sonunda konum aldığı belirsiz karanlık bir isim. Akar tercihi, ordudaki dönüşümün tamamlandığını gösteriyor. Yetmez ama evet çığırtkanlığı ile başlayan “sivilleşme” vurgusu, ordunun AKP’nin tam kontrolü altına alınması ve Genel Kurmay Başkanlığı’nın bakanlık için bir basamak haline dönüşmesi ile nihayete erdi.

Bize göre en dikkat çekici ve tehlikeli isim ise yeni Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk. Açıklanmasının hemen ardından daha önce yaptığı sosyal medya paylaşımları gündeme gelen eğitim tüccarının MHP kontenjanından kabineye girmiş olduğunu tahmin ediyoruz. Epey zamandır dershanelere ve temel lise adındaki özel okullara alıştırılmış toplum kesimi, eğitimde çok daha bütünlüklü bir özelleştirmeye hazırlanmış oldu. Özelleştirme saldırısına gelmesi muhtemel tepkiler, yeni bakan sayesinde görece modern bir eğitim verileceği izlenimi ile soğurulabilir; ücretsiz eğitim hakkının gaspı toplumda ciddi bir tepki yaratmadan sağlanabilir.

Tüm bu gelişmeler Türkiye’nin AKP’den ve saraydan bir an önce kurtulması gerekliliğini tekrar hatırlatmış oldu. Yaşadığımız gerilim ise açık. Bir an önce kurtulmamız gerekiyor, fakat kurtuluşun kolay ve kısa bir yolu yok. Bir önceki yazımızda bahsetmiştik, kolay yol arayışları ya siyasetin dışına çıkmaya ya da bir şekilde mevcut olana entegre olmaya çıkıyor.

Yani gerilimden kaçış yok. Hem devrimci kalmak hem de siyasete müdahale arayışımızı korumak istiyorsak eğer, öyle veya böyle bu gerilimi yaşamak zorundayız.

Toplumu diri tutmak, diri tutmak için diri kalmak, diri kalmak için ise hemen sonuç alınamayacağını bilsek bile karşı çıkmak zorundayız. Yürüyoruz demiştik. Karşı çıkmak bizim yürüyüşümüzdeki ilk adımımız olacak. Yıkıcı adımımız…

İkinci adım ise kurucu bir adım olmalı. Karşı çıkarken biriktirmeyi ve güçlenmeyi de sağlayacak bir adım. Yapacağımız düşünsel ve pratik üretimi yoğunlaştırmamız gereken başlık kuruculuk olacak.  Saltanata son vermek için nasıl bir araca ihtiyaç olduğunu tarif edecek, somut gereklerini yerine getireceğiz. İktidarın Türkiye’yi soktuğu rotanın tek gerçek alternatifi olan sosyalizmi “güzel günler gelecek” slogancılığından çıkaracak, Türkiye’nin önüne getirilen her başlıkta somut ve devrimci politikaları tarif edeceğiz.

Hamasetten uzak duruyoruz, sosyalist hareketin düştüğü durumu göz ardı etmeyeceğiz. Ancak Türkiye kapitalizminin yaşadığı sancı da herkesin malumu. Doğru ve planlı ilerlediğimiz takdirde başarıya ulaşmamak için herhangi bir neden görmüyoruz.

 

İlgili Haberler