Erkeklerin Sesinde Varolmaya Çalışan Kadınlar

Tarihe baktığımızda I.Dünya Savaşı birçok ülkede kadın hakları açısından dönüm noktası olmuştu. Birçok ülkede kadınlar erkeklerle birlikte cepheye inmiş, birlikte savaşmışlardı. Bununla beraber kadın ve erkeğin eşit olabileceği fikri doğmuştur. Yalnızca batıda değil Osmanlı’da da kadınlar gerek cephe gerisinde gerek cephede erkeklerle birlikte çatıştı. Bunu, Osmanlı Kadınları Çalıştırma Cemiyet-i İslamiyyesi ve I.Ordu Kadın Taburu’nun varlığından anlıyoruz.
Batıda dünya savaşı kadınların siyasi haklarını kazanmasına oldukça yarar sağlarken Osmanlı’da ise gelişmeler yalnızca yakından takip edilmişti. Bu savaş ve savaş sırasında yaşanan kadın erkek seferberliği aslında kadınların taleplerinin haklılığını göstermişti. Osmanlı Kadınları’da savaş sonrasında siyasi haklarını elde etmek amacıyla fırka kurmaya yönelmişlerdir. Bu durumun onlara daha geniş özgürlük ve alan tanıyacağını düşünmüşlerdir.(1)
Henüz Halk Fırkası kurulmamışken kadınlar 16 Haziran 1923’te Nezihe Muhiddin önderliğinde bir fırka kurdu. Bu fırkanın adı Kadınlar Halk Fırkası(KHF)’dır. Bu fırkanın genel sekreterliğini de Şükufe Nihal Hanım yapmıştır. Bu fırka Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk siyasi fırkasıdır. Fırkanın kuruluşu basında geniş yankı uyandırmıştır. Ancak özellikle erkek yazarlar tarafından fırka kelimesi yadırganmış, kadınların bunu yürütemeyeceği yazılmıştır. Nezihe Muhiddin ve 13 eylemci kadın bütün bunlara kulaklarını tıkayarak 30 Mayıs’ta İstanbul’da siyasal hakların alınması için mücadeleye başlamıştı. Bunun için ilk olarak bir kadınlar şu’rası toplamaya karar vermişlerdir. Bu şu’ra 15 Haziran günü Darülfunun konferans salonunda toplanmış, toplanan kadınlar Türk kadınının siyasi haklarını almaya doğru ilerlediğini belirtmişlerdir.
KHF ilk etkinlikleri olan Terbiye ve Maarif Kongresi hazırlıklarını tamamlamış, delegeleri davet etmiştir ancak tam bu sırada Maarif Vekaleti, ”Talim ve Terbiye Müessesesi’ni açarak kadınları Ankara’ya davet etmiştir. Böylece kadınların KHF kongresinde toplanması, KHF’nin kongreyi gerçekleştirmesi engellenmiştir. Bu sırada yapılan siyasi fırka başvurusuna hala cevap gelmemişti. Ağustos başında ise cevabın ertelendiği haberi yayımlanmıştır. Cevap beklenirken yılın son aylarında Nezihe Muhiddin ve arkadaşları yeni çıkacak yasa üzerine ve Hukuk-i Aile kararnamesi için bir kadın konferansı düzenlemiş bunun üzerine Medeni Kanun için bir hareketlilik doğmuştur.
Kadınların beklediği yanıt tam sekiz ay sonra gelmiştir. KHF programı hükümetçe kabul edilmemiş, fırkanın kuruluşuna izin verilmemişti.Gerekçeye göre siyasi hakları olmayan kadınlar siyasi parti kuramazdı. Ancak bunun en belirgin nedeni kadın haklarının modernleşmenin simgesinin olması ancak bu hakların boyutlarının kendilerinin belirlediği sınırlar doğrultusunda olması gerektiğini düşünmeleriydi. Bunun yanında kadın mücadelesini görmezden gelerek ”Kadınlara haklarını biz verdik” tutumlarını gerçekleştirmek istemeleridir. Ancak kadınların, öylece oturup haklarının verilmesini beklemediği çok açıktır. Bu tarihten sonrada defalarca kez bastırılmalarına rağmen haklarındaki mücadelelerden vazgeçmemişlerdir.
Bu reddedilişten sonra kadınlar ‘’Kadınlar Birliği’’ adı altında bir dernek kurmaya karar vermişlerdir. Görüldüğü üzere kadınlar bunu yine bir gereklilik olarak görmüştür(Daha sonra adı Türk Kadınlar Birliği olacak). 7 Şubat 1924 günü kurulmuş, bu defa izin alabilmek için programında bazı değişikliklere gitmiş ve siyasetle ilgili olmadıklarını belirtmişlerdir. Ancak Nezihe Muhiddin ve arkadaşları(Latife Bekir, Sabiha Sertel, Şükufe Nihal, Aliye Esad vs.) çalışmalarına hemen başlamışlar, Hukuk-i Aile kararnamesinin kadınlar lehine değiştirilmesi ve Medeni Hukuk’un kabulü için uğraşılmıştır. Basında geniş yankı bulan bu çalışmalarla aslında TKB’nin siyasetle ilgili olmadıklarını belirtseler bile kuruluşu gerçekleştirebilmek adına , dönemin koşullarına göre daha fazla tepki almamak için bunu söylediklerini görüyoruz. Bu sırada kadınların araba kullanabilmesi için kampanyalar düzenlemiş,kadınları çarşaf ve peçeden arındırmak için mücadele etmişlerdir.
1925 yılının Temmuz ayında ‘’Kadın Yolu’’ dergisi yayımlanmaya başlamıştır. Bu dergi TKB’nin en düzenli yayın organı olmuştur. TKB’nin yoğun çabalarıyla vapurlarda ve tünelde kadınlarınayrı bölümlerde oturması sona erdirilmiş, kadınlar yüzleri açık, şapka giyerek sokağa çıkmaya başlamıştır. 1927 yılına gelindiğinde TKB hala seçme ve secilme hakkı için mücadele ediliyordu.
TKB’nin, uluslararasında üç büyük kadın hakları cemiyeti ile iyi ilişkileri vardı. Nezihe Muhiddin’in dünya kadın hareketi ile de oldukça iyi ilişkiler içinde olması ve o dönem Nezihe Muhiddin’ in tebrik mesajları alması, derneğin Cemiyet-i Akvam’la olan ilişkileri hükümeti biraz çekinceye sürüklemiştir. ( Türkiye o dönemde Cemiyet-i Akvam’a üye değildi)
O yıllarda Medeni Hukuk’un değişimi büyük sevinçle karşılanmıştı ancak kadın erkek eşitliği sağlanmamıştı. Bazı çevrelerce’’bize haklarımız verildi ancak biz kullanmayı bilmiyoruz.’’ şeklinde düşünceler savunuldu ancak Medeni Kanun’daki cinsiyet hiyerarşisini asla göremediler. TKB’nin siyasal haklar savaşı Haziran’da başlamıştı. Kadınların yapılacak ilk seçimlere aday olması kararlaştırıldı. Kadınlar CHF’ye üye olup oradan aday olmak istedilerse de CHF bunu kabul etmedi. Gelen cevapta ise kadınların seçime katılmaları durumunun henüz olgunlaşmadığı yazılmıştı. Basında ise ağır eleştirilere maruz kalındı. Kadınların zaten erkeklerle eşit haklara saahip olduğu mebus olmayı da erkeklere bırakmaları gerektiği savunulmuştu. TKB, kadın adaylarını açıklamasına rağmen anayasa engeline takılınca mecliste kendilerine yakın hissettikleri Kenan Bey’i mebus adayı göstermişler ancak gelen baskılardan sonra Kenan Bey bu fikrinden vazgeçmiştir.
Bu sırada birlik oldukça büyümüştü. Üye sayısının 700-800 civarı olduğu öğrenilince bu büyüyen kadın hareketini kendi sınırları çerçevesinde yön verebilmek için bastırma zamanı yaklaşmıştı. Hükümet çevresince kadınlar, bu hakları onların bahşetmesini beklemek zorundaydı. 1927 yılından itibaren TKB’ye yapılan baskılar başlamıştı. Yapmak istedikleri etkinlikler engellenmiş,izin çıkmamıştır. Mart ayında Nezihe Muhiddin’e atılan dernekte zimmetine para geçirdiğine dair atılan iftira ile Nezihe Muhiddin’i tarih sahnesinden dışlamışlardır. Aynı günlerde ise Türk Ocağı’nda valilik emri ile bir kongre toplanmıştı ancak bu kongrenin valilik tarafından desteklendiği oldukça açıktır. Çünkü bu kongre ile TKB, kadın hakları politikasından uzaklaşmıştır. Bunu kendilerini hayır işlerine adamalarından anlamaktayız. 1929 yılında ise kadınlara belediye seçimlerine katılma hakkı açıklanmıştır. Bir süre sonra da 5 Aralık 1934 günü kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınması yasası TBMM’de kabul edildi. Bunun üzerine TKB, CHP baskısıyla kendini fesh etmiştir.
Buradan hareketle bu hakların kadınların haklı mücadeleleriyle alındığı çok açıktır. Kadınların evlerinden çıkıp kamusal alanda boy gösterebilmeleri, annelik rollerinden kendisini kurtarabilmesi bu haklı mücadelelerinin sonucudur. O dönemin kadroları da elbette kadınların sosyal yaşama katılabilmelerini çağdaşlık, modernleşme olarak görmüşlerdir ancak bu hareketlerin kendi istedikleri şekilde ilerlemesini istemiştir. Bugüne baktığımızda ise çeşitli yönleriyle eleştirdiğimiz modernleşme sürecinin gerisine düşülmüştür. AKP ve onun gericiliği kadınları eve kapatmak istemekte ve kadınların annelik vasfından başka bir şeye sahip olmamalarını sağlamaya çalışmaktadır. Kadınlara kendilerine göre makbul kadın tanımı yapmakta ve kadınları beceriksiz, işe yaramaz göstermeye çalışmaktadır. Nerede nasıl davranacaklarına, kimle oturacağına, ne giyeceğine, kaçta dışarda olamayacağına, kaç çocuk yapacağına kadar kadınların hayatında söz sahibi olmaya çalışılmaktadır. Kadınların susturulmaya çalışılmasına karşı bizim en büyük görevimiz kadınların bu haklı mücadelelerini her fırsatta dile getirmektir. Yüzyılları aşkın bir direniş vardır ve varolacaktır!
1) Zafer Toprak, Türkiye’de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm,syf 463
2) Yaprak Zihnioğlu, Kadınsız İnkılap
3) Serpil Sancar, Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti

İlgili Haberler