20 Kasım 2017 Pazartesi

FKF GYK üyesi Malik Toplu yazdı: ”Yarınımız: Cumhuriyet”


 

Coğrafya bir yandan olanaklar yaratırken bir yandan kısıtlamalar getirir. Geçmişten miras alınan toplumsal kurumlar, teorik birikim ve pratikler tarihsel bağlamı oluşturur. Merkezileşmiş devletlerin kuvveti (Çarlık Rusya), burjuvazinin gelişimini engellerken, bir yandan da Avrupa’da bulunan (İngiltere/Almanya) feodal devletlerin zayıflığı ise Batı tarafında aksine bir etki yaratarak burjuvazinin gelişimine olanak verdi. Kapitalizmin Avrupa dışındaki ülkelerde neden geç kalınmış burjuva devrimleri yarattığına verilen en temel cevaplardan biri de budur. 1923 Cumhuriyet’i ise bunun bir örneğidir.

Türkiye’de ise geç kalmış Cumhuriyet devriminin eksikliklerinden bahsedebiliriz. Ancak feodalizmden kapitalizme, şeri hukuktan çağdaş hukuk düzenine geçişin, dinselliğin kamusal alandan bireyselliğe indirgenmesi, saltanatın ve hilafetin tasfiyesi, aydınlanma düşüncesinin bu topraklarda gelişmesi, laik eğitim sisteminin yansıması olan Tevhid-i Tedrisat Kanununu Cumhuriyet’in kazanımları olarak nitelendirmenin yanında Osmanlı toplumu için radikal bir adım olduğunun da farkında olmak gerekiyor. Bu kazanımların tohumlarını da 1923 Cumhuriyet devriminin kapısını açan, Türkiye modernleşme serüveninde en büyük uğrak olan 1908 Devrimi’nde arayabiliriz. Yani Jön Türkler ile İttihat ve Terakki hareketleri üzerine derinlemesine araştırmalar yapan Erik-Jan Zürcher’nın da açıklıkla belirttiği gibi Cumhuriyet devriminin temelleri devrimden on yıllar öncesine dayanıyor. Örneğin siyasal anlamda Cumhuriyet’in kurucularının kafalarında bir Türkiye modeli var olmasına rağmen İttihat ve Terakki’de bu modelin ve kurgunun olmaması bütünsel bir iktidar perspektifinden uzak kalmasını sağlamış ancak cumhuriyet yöneticileri ve kadroları için bir okul görevi görmüştür.

İttihat ve Terakki ise çeşitli reformlar yaparak bu okul görevini üstlenmiştir. Örneğin sermaye birikimini destekleyen, ekonomide kapitalist ilişkilerin egemenliğini destekleyici bir iktisat politikası izlemiştir. Anonim şirketlerin kurulma süreci kolaylaşmıştır. Ticari kanunlar değiştirilerek tarımda ticari ortaklıkların kurulmasına yol açılmıştır. 1908 sonrası basın-yayın alanında da büyük bir artış yaşanmıştır. Devrim sonrası sayıları yaklaşık 1000’e varan gazete ve dergi ile birlikte sosyalist basın da faaliyet göstermeye başlamıştır. Kültür alanında 1914’ten itibaren her yıl bir devlet resim sergisi açılmış ve başta resim olmak üzere tüm sanat dalları yaygınlaşmıştır. Bu nedenle İstanbul’da biri kadınlar, biri erkekler için iki konservatuar kurulmuştur.. Aynı zamanda devlet, kültür ortamına paralel olarak tiyatronun gelişmesi için İstanbul’da bulunan tiyatrolara maddi yardım yapmakla birlikte bir aktör yetiştirme okulu da açmıştır.

Cumhuriyet, buraya kadar örnek verdiğimiz reformları miras alarak yoluna devam etmiştir. Bundan dolayı 1908-1923 dönemi Türkiye siyasal hayatı için oldukça kurucu bir rol oynamıştır. Bu dönemi incelerken tarihsel bakış açısından yoksun kalma, tarihsel sürecin işleyişini anlayamama gibi durumlar olayların birbirine karşılıklı bağımlılığını gözden kaçırabilir ve Cumhuriyet devrimine bakış açısının,aynı zamanda tarih yazımının sağlıklı olmamasına yol açabilir.

Örneğin George Orwell’in 1984’ünde totaliter yönetim destekçilerinin sloganlarından biri “Geçmişi kontrol eden geleceği de kontrol eder.” şeklindeydi. Bu söz muhafazakar ve liberal tarih yazımının parlak yansımasıdır. Bu yansımayı Türkiye ölçeğinde konuşursak tüm kötülüklerin kaynağının 1923 Cumhuriyet’i olduğunu ve bu sorunların ‘İkinci Cumhuriyet’ ile çözülebileceğini, Türkiye’nin de ancak bu yolla düze çıkabileceğini iddia etmiştir. Bu tarih yazımının öncülüğünü üstlenen uluslararası kapitalist-emperyalist düzenin sömürü mekanizmalarını meşrulaştırma aygıtı olan siyasal islamın temsilcisi Saray Rejimi’nin, Cumhuriyet’i ve Cumhuriyet’in tüm kazanımlarını tasfiye etmekle birlikte meşrulaştıracak bir simge arayışına girmiştir. 15 Temmuz darbe girişimi de Saray Rejimi’nin, liberal-muhafazakar tarih yazımının simgesi ve kalbi olmuştur.

 

Son olarak siyasal düzlemdeki sıkışıklık artarken bir yandan toplumsal düzlemdeki sıkışıklığın azalması ve bununla birlikte olanakların artması bugün ortaya koyduğumuz yeni bir Cumhuriyet iddiamız, toplumun itibarının ve bireylerin kuklalaştırılmasıyla değil, Ekim devriminin bir sonucu olan  eşitlikçi paylaşım deneyimimizle gelecektir.Bu iddia Türkiye’nin ilerici birikimine saldıran, eğitim sistemini tarikatlaştıran, ağzında çıkan tek bir söz ile eğitimi kuklalaştıran AKP’ye karşı siyasal aracın reçetesi olabilir.

 

Eduardo Galeano’nun Kadınlar kitabındaki bölümünden bir alıntı yaparak kapatalım:

‘’1919’da devrimci Rosa Luxemburg Berlin’de katledildi.

Katiller onu dipçik darbeleriyle öldürüp bir kanalın sularına attılar.

O esnada ayakkabısının teki yere düşmüştü.

Bir el ayakkabıyı çamurun içinden aldı.

Luxemburg ne özgürlük adına adaletin ne de adalet adına özgürlüğün feda edildiği bir dünya istiyordu.

Bir el her gün, tıpkı o ayakkabı tekine yaptığı gibi, bu bayrağı çamurun içinden çıkarıyor.’’

Türkiye’de yeni bir Cumhuriyet mücadele iddiası olduğu sürece bir elin tıpkı o ayakkabıyı çamurdan çıkardığı gibi biz de Cumhuriyet’i ve Cumhuriyetin kazanımlarını bu enkazdan çıkaracağız.

 

 

*Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Siyasal Hayat-Yordam Kitap