Gelelim fasulyenin faydalarına

*GSYİH’nin Reel Büyüme Hızı

1982-86         %5,3
1987-91       %4,3
1992-96       %4,4
1997-01       %1,5
2002-07         %7,2
2007-13         %3,5

Yukarıdaki tablo, AKP diktatörlüğünün Korkut Boratav’ın deyimiyle “Lale Devri”nin bittiğinin en büyük göstergesidir. Korkut Boratav son köşe yazısında** Türkiye’nin uzun ve kalıcı bir ekonomik durgunluğa girdiğini yazdı. Bunu da 2014 Mart ayından beri her üç ayda bir büyüme hızının düşmesine bağlıyor(Tabi ki tek sebep bu değil.) Kapitalist ekonominin doğası gereği ekonomi her yıl bir önceki yıla göre daha fazla büyümeli ve gelişmeli. Bu olmadığı vakit büyüme hızı pozitif yönlü gözükse de büyümenin yavaşlıyor olması ekonomik olarak negatif bir gelişmedir.

Tabloda da görüldüğü gibi AKP’nin gelişi 2001 ekonomik bir bunalımı sonrası bir restorasyon olarak gerçekleşmiştir. Bugünkü tabloda AKP’nin gelişi, öncesindeki tabloyla büyük benzerlikler taşıyor. Özellikle haziran sonrası Türkiye’de siyasi istikrarı sağlayamayan AKP’nin bu ekonomik tabloyu düzeltemediği takdirde yıkılması kaçınılmazdır ki zaten böyle bir ihtimal pek mümkün görünmemektedir.

Tabi bu tarz yorumlar yaparken,didaktik bir şekilde yaklaşmak yerine,var olan durumun nesnel analizleri üzerinden ilerlemek sağlıklı olacaktır.

O zaman bizi ekonomik bunalıma götüren bir kaç veriye ve olaya fazla detaya inmeden değinelim.

Doların Çıkışı

Hepimizin hatırlayacağı gibi kısa bir süre önce Erdoğan, MB’yi (Merkez Bankası), faizi düşürmeyişi nedeniyle vatan haini ilan etmişti. Ardından MB Başkanı Erdem Başçı ile yaptığı görüşme sonrası nedense büyük bir tutkuyla bağlı olduğu faiz düşürme sevdasından vazgeçti. Buradan anladığımız Erdem Başçı Erdoğan’a güzel bir iktisat dersi vermiş. Eğer faiz düşürülseydi Türkiye’yi ne bekliyordu? (!)

MB, Erdoğan’ın baskılarına direnmeyip faizi düşürseydi, yabancı yatırımcı piyasadan çekilecek ve dolar arzının azalmasından dolayı dolar fiyatları daha da fırlayacaktı. Bununla beraber FED(Amerikan Merkez Bankası) Haziran ayında olası bir faiz oranlarını yükseltme kararı alırsa kimi ekonomistlere göre dolar 2,75 dolaylarını görecekti.

Peki Türkiye bu durumda ekonomik bunalımdan kurtuldu mu?

Bunun için faizin en çok etkilediği inşaat sektörüne bakalım.

İnşaat Sektörü

Türkiye ekonomisindeki en büyük payı %10 ile inşaat sektörü alıyor. Hepimizin gündelik hayatta gördüğü gibi her yandan yükselen yapıların satılabilmesi için alıcının kredi çekmesi lazım. Bu faiz oranlarıyla zor gözüken bu olasılıktan ötürü çok uzak olmayan bir zamanda inşaat sektöründe arz fazlasından dolayı finansal bunalım kaçınılmaz gözüküyor. Kimi yazarlara*** göre yapılan yatırımların %30 gibi bir payı öz kaynaklarla yapılsa da inşaat sektöründe oluşacak durgunluk belki inşaat firmalarını krize sokmayacak ama; ekonomiyi, özellikle finans sektörünü, bir bunalıma sürükleyeceği kaçınılmaz. Ekonomide ters giden bir tek inşaat sektörü değil. Hepimizin her geçen gün daha çok hissettiği alım gücünün azalması da ekonomik bunalımın yaklaşmasının etkilerinden biri.

Kişi Başına Düşen Milli Gelir

Yıl                     Büyüme Oranı                       Kişi Başı Milli Gelir(Dolar bazında)
2006                     %6,9                                             7.586
2007                     %4,7                                             9.239
2008                     %0,7                                             10.438
2009                     %-4,8                                           8.559
2010                     %9,2                                             10.021
2011                     %8,8                                             10.466
2012                     %2,1                                             10.504
2013                     %4,1                                             10.825
2014                     %2,9                                             10.404

Tayyip Erdoğan’ın yıllardır övündüğü kişi başına düşen milli gelirinin de seyrinin o kadar iyi olmadığını görüyoruz. Bu kısımda gelir dağılımı konusuna hiç girmeyeceğim. O konuya girersek çıkamayız isterse 20.000 dolar kişi başı milli gelir olsun kapitalist sistemde bunun emekçi kitle için pek bir getirisi yoktur. Çünkü kişi başına düşen milli gelirin artışı, halkın refahının yükselmesi değil patronların servetine servet katmasıyla gerçekleşmiştir. Konumuza dönecek olursak son bir yılda kişi başı 400 dolar fakirleştiğimizi görüyoruz. Ve bu kötü gidişin burada kalmayacağı gözüküyor. Bu konuda artık liberal iktisatçılar bile yeterince açık sözlü. Alaattin Aktaş’a**** göre seneye kişi başı milli gelir 10.000 doların altına inecek. Bu sadece 400 dolarlık bir fakirleşme değil aynı zamanda psikolojik bir kırılma anlamına geliyor.

Ekonomik Güven Endeksi

ege

Bu bölümde yorumsuz bir şekilde sadece veriyi vereceğiz. Zaten yoruma gerek kalmıyor.

Şu ana kadar iddia ettiklerimiz aslında gün gibi ortada olan gerçekler yine de biz kapanış örneğini,karşıtımız üzerinden kendi sağlamamızı yaparak verelim.

11 Maddelik Ekonomi Teşvik Paketi

Tüm bu dediklerimizin herhalde en büyük destekleyicisi ve kanıtı bu pakettir. Paketin içeriğine bakınca özel sektörü desteklediğini, yatırımcıya vergi kolaylığı sağlayacağını kısacası özel sektörü canlandırarak kaçınılmaz bunalımı ertelemeye çalışıtığını görüyoruz. AKP’nin durumu biraz sınav öncesi öğrenci psikolojisine benziyor. Öğrenci de her ne kadar kaçınılmaz olduğunu bilse de, sınavı sonsuza dek erteleyebilecekmiş gibi sınavı ertelemeye çalışır. Tarihte de bunun örneklerini gördük 1920’lerde büyük bir ilgi gören Fordizmin 1929 buhranı ile yıkılışından sonra restorasyon olarak gelen Keynesçi iktisatta 1970’lere kadar dayanabildi. Bu kısa örnekten bile saptayabileceğimiz gibi sorun yasalar ya da paketler değil, sorun insanları sadece emek gücü şeklinde gören kapitalist sistemin tam kendisi.

Ne Yapmalı?

Fındık                             %170.9
Sığır Eti                            %18.7
Buğday                            %11.2
Şeker                                %10.2
Kuru Fasulye                 %-34.4
Patates                         %21.25

Yukarıdaki oranlar son bir yıla ait zam oranlarıdır. Bir şeyi belirtelim; fasulye fazla üretimden değil, ithal edilmeye başlanmasından dolayı fiyatı düştü. Yazının başından beri irdelediğimiz gibi, Türkiye büyük bir ekonomik bunalıma doğru sürükleniyor. Bu süreçte eğer devrimciler durumu doğru tahlil edip kullanabilirse AKP’nin yıkılıp yerine kamucu bir iktidarın kurulmasına öncülük edebilirler. Peki AKP’yi yıkana kadar biz öğrenciler bu ekonomik sistemde nasıl yaşayacağız?

Gelelim fasulyenin faydalarına: Gördüğümüz gibi fasulye hem fiyat olarak düşük, hem de 100 gramında, 18 gram karbonhidrat, 10 gram protein olduğunu göz önüne alırsak, bize AKP’ye karşı direnecek hatta onu yıkacak gücü verecektir.

O zaman tüm öğrencilere çağrımız olsun piyasada ki fasulye arzı bitene kadar tüketelim. Zaten ondan aldığımız gazla AKP’yi yıkarız.

 [divider style="solid" top="20" bottom="20"]

*Gayri Safi Yurtiçi Hasıla

**http://www.birgun.net/news/view/ekonomik-durgunlasma-simdilik-kalicidir-/16142

*** örn: Rüştü Bozkurt’un 2 Nisan 2015 tarihinde Dünya gazetesinde çıkan “İnşaat sektöründe kriz olur mu ?” yazısı

****http://www.dunya.com/ve-kisi-basina-gelir-bu-yil-yeniden-10-bin-dolarin-altina-inecek-gibi-159361yy.htm

İlgili Haberler