23 Ekim 2017 Pazartesi

Genç Marx ve 1844 El Yazmaları


Eren Cem Göksülük
Eren Cem Göksülük
erencemgoksuluk@gmail.com - Hacettepe Üniversitesi

El Yazmaları, genç Marx’ın 1844 yılında Paris’te kaleme aldığı notlardan oluşur ve genellikle siyasal iktisat ile Hegel felsefesine yönelik eleştirileri bünyesinde barındırır. Kendi döneminde yayınlanmayan bu El Yazması notlar ilk kez 1932 yılında ”Marx’ın Erken Yazıları” adı altında yayınlanmıştır. Doğal olarak ilk Marksist kuşak olarak adlandırılan Plehanov, Lenin, Luxemburg gibi isimler bu eserden haberdar olmamıştır.

Diğer yandan ise Marksizm’in ikinci kuşağı, eseri tartışmalarının ana noktasına oturtmuş, özellikle ”Batı Marksizmi” teorik dayanağını bu esere göre şekillendirmiştir.

Eserin içeriğine geçmeden evvel bu tartışmaları ve esere yönelik farklı görüşleri özetlemekte fayda var. Bunları temelde üçe ayırabiliriz;

-İlk görüşe göre El Yazmaları Marx’ın düşüncesinin doruk noktasıdır. Bundan sonraki diğer tüm yazıları gerek ekonomi gerekse de siyasal eyleme yönelerek, El Yazmalarındaki esas ‘öz’den uzağa düşmüştür. Bu görüş, Bottigelli’nin de belirttiği gibi ”Marx’ın teorisinin devrimci yanını törpülemeye çalışan” bir eğilim olarak görülebilir. Esasında bu görüşü kendi içinde de ikiye ayırmak mümkün; Kimileri insan merkezli etik bir bakış açısıyla yazıldığı için eserin ”doruk” olduğunu ifade ederken, kimileri de eserde ”felsefi” yanın baskın olmasını buna bağlamaktadır.

-Diğer bir görüş ise eserin tamamen değersiz olduğu yönündedir. Bunu da kendi içinde ikiye ayırmak mümkün. Sovyetler birliği özellikle 1956’ya kadar El Yazmalarının, Marx’ın Hegelcilik döneminin bir ürünü olduğunu söyleyerek önemsiz olduğunu belirtmiştir. Bu konudaki diğer yaklaşım ise Althusser’in yaklaşımıdır. Althusser’e göre El Yazmaları olsa olsa ”küçük burjuva felsefi konumunda” yazılmış bir eser olabilir. O ünlü ”Epistemolojik Kopuş” kavramıyla olayı değerlendiren Althusser, eserin bir bunalım döneminin ürünü olduğunu belirtirken, 1844 sonrası Marx’ının bu eserden mutlak bir kopuşla ayrıldığını belirtir.

– İki ”uç” yorumu da belirttiğimize göre sıra, ortalarda gezinen -Ki bana kalırsa aralarında en tutarlısı- yoruma gelebiliriz. Bu görüş ise El Yazmalarını süreklilik-Sıçrama diyalektiği bağlamında ele alır. ‘1844 Marx’ı ile sonraki Marx ve eserleri arasında hem sürekliliği hem de sıçramaları içeren ve bunların bütünlüğünde temsil olunan bir bağ vardır.’

Şimdi eserin içeriğine geçebiliriz. Öncelikle belirtelim, eser üç el yazması defterin bir araya gelmesiyle oluşmuş 400 sayfalık bir kitaptır ve içerisinde bir çok konuya değinilmiştir. Burada bunlardan önemli olduğunu düşündüğüm iki konuya ”yabancılaşma” ve ”Hegel Felsefesinin Eleştirisi”ne değineceğim.

Yabancılaşma

Yabancılaşma kavramı, Marx’ın kapitalist toplumdaki insanlık durumunu açıklamada başvurduğu bir kavramdır.
Kapitalist toplumdaki bu yabancılaşmanın genel olarak dört boyutundan bahsedebiliriz.
Yabancılaşmanın ilk boyutu, emeğin ürünün emeğe yabancılaşmasıdır. İşçi emeği aracılığıyla hayatını nesneye koyma edimini gerçekleştirirken, işçinin hayatı da bir süreden sonra nesneye aitleşir. Böylelikle ”işçinin nesneye aktardığı hayat, yabancı ve düşman bir şey olarak” karşısına çıkar.

Yabancılaşmanın ikinci boyutu, işçinin bizzat üretim eylemine yabancılaşmasıdır. Yani yabancılaşmanın ilk boyutunda, sürecin sonucuna olan yabancılaşma, burada sonuçla sınırlı kalmayıp sürecin tamamını kapsayan bir boyuta ulaşıyor. Böylelikle üretim faaliyeti insanın kendi hayatını olumlamasını imkansız hale getiriyor.

Yabancılaşmanın üçüncü boyutu, insanın kendine yabancılaşmasıdır. Kapitalist üretim biçiminde, ürününe ve üretim etkinliğine yabancılaşan insan, kendi gerçek türsel nesnelliğinden koparılarak kendine de yabancı bir konuma gelir.

Yabancılaşmanın son boyutu ise tüm bunların sonucunda insanın insana yabancılaşmasıdır. Önceki boyutta kendine yabancılaşan insan, etkileşimde olduğu insanlarla da yabancılaşarak, sonuçta tüm bireylerin insan doğasının özüne yabancılaşmasını doğurur.

Hegel Felsefesinin Eleştirisi

Marx’ın eserdeki Hegel eleştirisi temelde iki kategoriye ayrılır. İlki yabancılaşma ve siyasal iktisat üzerineyken, ikincisi Hegelci ilkenin yetersizliğinin feuerbahçı terminoloji ile belirtilmesidir. Lakin ikincisinin eksikliğin farkına çabuk varan Marx, El Yazmalarındaki bu feuerbahçı ön kabulleri bir kenara bırakarak daha sonra Hegelci ilkenin yetersizliğini doğru bir zeminde eleştirmiştir.

İlkini açacak olursak; Marx, Hegel’deki yabancılaşma kavramıyla iki noktada hesaplaşmıştır. İlk olarak, Hegel’in yabancılaşmanın aktif öznesi olan emeği, maddi emek değil ”soyut zihinsel emek” olarak almasıyla, ikinci olarak da hem eleştirel olmayan pozitivizme hem de eleştirel olmayan idealizme saplanması nedeniyle eleştiri oklarını yöneltmiştir.

Diğer bir eleştirisi ise ”siyasal iktisat”ın bakış açısının, Hegel’in bakış açısıyla örtüşmesi noktasınadır. Böylelikle siyasal iktisada yönelik eleştiri ve onun aşılması, ikisinin taşıdığı ortak çerçeve bağlamında bir Hegel eleştirisini de doğurmuştur. Nitekim bu iki olguyu, Marx’ın El Yazmalarında tek başlıkta inceliyor oluşu da bunun bir kanıtıdır.

KAYNAKÇA
Fatih Yaşlı- Nietzsche ve Marx ( Yabancılaşma bölümü)
Metin Çulhaoğlu- Tarih, Türkiye, Sosyalizm
Yener Orkunoğlu- Marks Marksist Olurken (Makale)
Gülnur Savran- Hegel -Marx İlişkisi ve 1844 El Yazmaları (Makale)