Gençliğin durumu ve görevleri

‘’Ya bir yol bulacağız ya da yeni bir yol açacağız!’’

Türkiye’de gençlik hareketleri her zaman özel bir konuma sahip olmuştur.

Gençliğin dinamizmi, öğrenmeye açlığı ve heyecanlı yapısı ile kitleleri harekete geçirme noktasında her zaman en ön safta yer almıştır.

Gerici iktidarların toplumun geniş kesimlerini korkuya boğup, baskı altına alarak geri çekilmeye mahkum bıraktığı zamanlarda, kendi özgücünün farkında olan, ‘’cürreti’’ kendi hareketinin içerisinden alan, boyun eğmeyi kendine yediremeyen gençlik bu tür baskı dönemlerinde her zaman bir adım daha öne çıkmıştır.

2018 Türkiye’sinde gençliğe düşen en önemli görev kendi kuvvetinin farkına varıp korkusuzca bir adım daha ileriye atılmasıdır.

GENÇLİĞİN DEVRİMCİLEŞMESİ

Türkiye’de gençlik hareketi Abdülhamit’in Tıbbiye öğrencilerini denize dökmesiyle başlar.

60’larda kökler filizlenir ve hareket gelişmeye başlar.

70’lere gelindiğinde ise gençlik hareketi ülkede ve dünyada doruk noktasına ulaşır.  Fakat 12 Eylül faşist darbesi ile bu gelişim ve ilerleme Türkiye’de  kesintiye uğratılır.

Uzun süre etkisiz kalan hareket 90’larla birlikte yeniden bir çıkış çabası içine girmiş ve ‘’90 Kuşağı’’ ile tam anlamı ile kendini bulmaya başlamıştır.

90 Kuşağı 12 Eylül faşizminin yarattığı ideolojik boşluğun sonunda meydana gelen apolitik bir süreçten sonra kendini var etmeye çalışan bir kuşaktır.

‘’Kurucu kuşak’’ olma iddiasıyla siyaset sahnesine çıkma cesareti gösteren bir kuşaktır. Bu kuşağın en önemli özelliği ‘’farklı düşünebilmesidir’’.

Fantastik edebiyatın ve bilimkurgunun hakim olduğu, bilimin ve teknolojinin imkanlarının en üst düzeyde olduğu bu yıllarda gençlik, elde olan bu imkanları içselleştirip bunları ‘’farklı düşünmesi’’ ile birleştirerek düşünme biçimini pratikteki ‘’farklı eylemlilik tarzı’’ile ülke hayatına sokabilmiştir.

Bunun en iyi örneği ‘’Gezi Direnişidir.’’

Gençliğin mizahşör yönünü gösteren bu süreç aynı zamanda gençliğin kendi gücünün de farkına varmasını sağlamıştır. Gezi tamamiyle gençliğe mal edilemez fakat bu denli büyük etki yaratmasının sebebininde gençlik olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Gezinin üstünden geçen uzun bir süre sonunda önümüzde bulunan en büyük görevin ‘’gençliğin devrimcileştirilmesi’’ ve ‘’aktif mücadeleye katılımının sağlanması’’ olduğu aşikardır.

GEZİ, 16 NİSAN VE SONRASI

Gezi direnişinden sonra ortaya çıkan tabloda en önemli olgu toplumun iki safa ayrılışının başlamasıydı. ‘’ İlericiler ve Gericiler ‘’

16 Nisan Referandumundan sonra ise bu saflar iyice netleşti.

AKP/Saray Rejimi bu iki kırılma noktasından sonra izlediği politikalar ile bu saflaşmayı daha da derinleştirdi.

Eğitimin gericileştirilmesi, kadınlara yönelik baskının artması , basın emekçileri ve işleri için direnen öğretmenlere karşı uyguladığı baskı politikası bugün bir noktayı daha da önemli hale getiriyor.

AKP/Saray Rejimi bugün halkın yapacaklarından korkmaktadır, kendi iktidarını OHAL olmadan yönetemeyeceğinin farkındadır ve bu yüzden bu sıkışmışlığının içerisinde OHAL’i elinden geldiğince uzatarak kendi kitlesini konsolide etmeye devam etmek istemektedir.

Bu ülkenin ilericileri, devrimcileri açısından en önemli gündem maddesi OHAL’in kaldırılması olmalıdır.

Gençlik hareketi daha da devrimci bir karakter kazanırken, kitlesini bu kavganın içerisinde var etmek zorundadır. Gençlik bu kaotik dönemde işçi, emekçi sınıfın kavgasının içerisinde olmalı, onların safında dikta rejimine karşı mücadeleyi büyütmek zorundadır.

‘’Geleceksizleştirilen’’ gençlik kendi geleceğini kurmak için, elbette bu ülkede söz sahibi olmak isteyecektir fakat bu sadece istek düzeyinde kalmamalı, mücadele bulunulan her alanda ve her mevzide büyütülmelidir.

Özellikle öğrenci gençlik, ilerici mevzilerin kazanılmasında ve korunmasında büyük bir görev yüklenmelidir.

Bunun içinde gençliğin çoğunluğunun mücadeleye aktif olarak katılmasının sağlanması zorunludur.

İleride bu ülkede yaşayacak olan bizler kendi geleceğimizi kendimiz kuracağız, geleceğimizi bir avuç insanın  tekeline bırakmayacağız.

YENİ YIL VE YARINLAR

Yeni yılın ilk günlerinde Türkiye’nin içinde bulunduğu durum çoğu kimseler tarafından umutsuzluk ve yılgınlık ile karşılanıyor.

Bizce en umutlu olmamız gerek dönem bu dönemdir. Ülke bir kaos dönemi içerisindedir fakat bu kaosun sonucunda kazanacak olan taraf ilerici, emekçi taraftır.

AKP/Saray Rejimi yıkılacaktır ve bunun farkındadır.

Bu ülkenin ilericileri, devrimcileri ise bu yıkımı hızlandıracak olanlardır.

Fakat umutsuzluk bir kez içimize girince, içimizi kemirip durur ve ileriye atılmamızı engeller.

Biz bugün kendi saflarımızda umutsuzluğa yer vermeden inanç ve kararlılıkla mücadeleyi daha çok büyütmek zorundayız.

Gençlik hareketi ise zamanında yaptıkları ve yapmaya devam ettikleri ile emekçi saflara o umudu tekrar aşılayacak olan güçtür.

Gençlik bunun bilinciyle mücadeleye daha çok sarılıp, yılgınlığı ve umutsuzluğu saflardan kovmalıdır.

 ‘’Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…’’

 

İlgili Haberler