Günü kurtarmacılık

Toplumsal bir güç değil fakat siyasal saflaşma anlamında Türkiye sol/sosyalist hareketinde yeniden kuruluşa ihtiyaç olduğu pek çok yazıda dile getirilmiş, kurucu kuşağın oluşumundan devrimci bir yeniden üretime kadar bir dizi başlıkta yeniden kuruluşun ehemmiyeti üzerinde durulmuştur.

Köşe yazısının sınırlarını delmemek ve işlemek istediğimiz konuyu derli toplu bir şekilde aktarmak için yeniden kuruluş meselesinden özel olarak bahsetmeyeceğiz. Yine de böylesi bir ihtiyacımızın olduğunu dile getirme sebebimiz yazıda değerlendireceğimiz solun güncel hastalıklarından birisinin diğerleri gibi yeniden kuruluşla ilişkili olmasından kaynaklanmaktadır.

Üst kerteden söylenen kimi sözlerin, alınan kararların, şu veya bu sol örgütler arasındaki mutabakat zeminlerinin yeniden bir kuruluşun önünü açacağına inanmıyoruz. Tam tersinden bizi yeniden kuruluş ihtiyacına yönlendiren kimi hastalıkları öznede, yani bizzat içimizde ve yakınımızda çözersek üst başlıklarda etkili olabileceğimiz, solda devrimci bir canlanmayı özden doğru kurabileceğimiz kanaatindeyiz.

Tek tek tanı koyup reçete yazmayacağız elbette ancak gündelik pratikte en sıkıntılı gördüğümüz noktaları tespit ederek hatalarımızı görmeye başlayabiliriz. Bunun önünde hiçbir engel yoktur.

Devam edecek olursak Türkiye sol/sosyalist hareketi, muhalif toplumsal kesimlerin ve bu kesimlerin aydınlarının oldukça gerisindedir. Aydınların sosyalist hareketle teması ve olguları kitleye göre daha geniş perspektiften görebilmesi bir meziyet olarak değerlendirilip, ‘’Tamam ama peki ya halkın da mı gerisindeyiz?’’ denilecektir. Şöyle temellendirebiliriz; halk diyorsak ve onu muhalifler olarak bir alt kategoriye ayırırsak daha fazla daralttığımızda Cumhuriyetçiler ve Kürtler başta olmak üzere giderek detaylandırabiliriz. Ancak detaylandırmanın işlevi bir yere kadardır ve belli bir noktadan sonra bireye kadar daraltabileceğimiz aşırı spesifik unsurlar devreye gireceği için siyasetin konusundan uzaklaşırız.

Biz o yüzden Cumhuriyetçiler diyelim.

Bu kategorinin kavranabilmesi daha soyut alanla ve tarihsel gelişim bağlamında genel konumlanışlarla ilgilenerek mümkün olabilir. Sosyalist harekette ise bu alanı algılama çabalarında bireylerin söylemlerine kadar inildiği örnekler sık görülür. ‘’Bizim bir enişte var Mustafa Kemal’i mitleştirerek AKP karşıtlığı yapıyor.’’ Gözleminden yola çıkarak o eniştenin parçası olduğu cumhuriyetçi kitlenin refleksi üzerine yargıda bulunulur. Sonra yerin dibine sokulur.

Böyleyse eğer bizce cumhuriyetçi bir hareket olan Haziran Direnişi’ni nereye koyacağız? Oysa kitle geride değil cumhuriyetçi taleplerin düzen dışına taşmakta olan nitelikleri bağlamında ileride sayılmalıdır. Sorun siyasal temsiliyetin bulunmayışıdır.

Örnekleri artırabiliriz fakat uzatmayalım. Demek istediğimiz halkın siyaset refleksi özneden farklı olarak yığınsaldır ve yığını anlamak gerekir.

Enişteden varılan sonuç,’’Direngen bir toplumsal dinamikten şu an için söz edemeyiz. Biz işimize bakalım’’dır. Ne yazık ki bilinçli bir yargı olmadığı gibi halkla arasına mesafe koyan bu pragmatizmin bilinçaltında yol açtığı eylem fikri alışılagelmiş örgüt rutinleridir. Günü kurtarmacılıktır.

Neler Öneriyoruz?

Bizce solu, dinamikleri algılama örneğinden başka benzer hatalara sürükleyen temel problem örgüt gündeliğinin dar perspektifli oluşu, bir anlamda kuramla ve tarihsellikle, güncel ve gündelik eylem arasındaki bütünlüğü sağlayacak teori ve pratik birliğinin kopuşuyla, bunların iki ayrı kategori, kendinde birtakım uğraşılar olarak görülmesidir. Somut önerilerimize gelecek olursak;

-Parçalı değil bütüncül yaklaşabilmek, parçaları bütünlüklü bir süzgeçten geçirip bu şekilde yaklaşım geliştirmek,

-Bu anlamda toplumun kılcal damarlarına müdahale ederek genel siyasal başlıklarda bu damarları özneleştirmek,

-Söylemden eyleme geçebilmek, eylemi kavga dövüş ya da etkinlik düzenleme başlıklarına sıkıştırmadan, dinamikler içerisinde mevzileneceğimiz müdahaleler olarak kavramak,

-Örneğin bildiri, afiş, dergi tasarlamak gibi estetiğin ve propaganda açısından derinleşmenin konusu olan alanlarda bunları rutin bazı işlermiş gibi el yordamıyla geçiştirmemek, bu ve benzer başlıklarda ileriye dönük kurucu bir doğrultuda hareket edebilmek,

-Kuruculuk diyorsak öznede, yani sosyalist hareketin belli bir bölmesinde her şeyden evvel gençliğe bakmak ve tüm bunları gençlikten beklemek gerekmektedir.

Meşhur enişteyi bir kenara koyacak olursak cumhuriyetçi kitle içerisinde gençlik özellikle Haziran Direnişi ile ‘’büyüklerinin’’ güvenini kazanmış, ayrıca karakter itibariyle çok da apolitik ve sinik değil tersinden üretmeye, kültürel/politik ve sosyal açıdan var olmaya aç vaziyettedir.

Bir yanda üniversiteyi tartışmayı ve yeniden yaratmayı kafaya koymuş olanlar, beride yeni bir tasarımcı kuşak olma iddiasını tartışanlar, sanatsal bir tepkiyi örgütlü kılmak için adım atanlar, ülkemiz ilericilerinin yazılı kaynaklarını artırmak ihtiyacıyla bir araya gelen dil öğrencileri/çevirmenler, eğer müdahale edersek yurt dayanışmaları, spor kolektifleri, irili ufaklı yayıncılık faaliyetleri, alternatif zeminleri yaratacak üretme ve yönetme iradesi. Hepsi gençlikte mevcuttur. Yeter ki biz müdahale edelim ve cumhuriyetçi cepheyi gençlikten doğru kurmak için kolları sıvayalım. Yeter ki üniversite solu örgütsel rutinleri, sol içinde alan tutma çabasını, ve daha nice eski alışkanlıklarını bir kenara koyup biz buradayız desin.

Günü değil memleketi sonra yaşamı kurtarmak için.

İlgili Haberler