23 Ekim 2017 Pazartesi

Günün görevleri ve ‘ötesi’


Mustafa Ersözlü
Mustafa Ersözlü
İstanbul Üniversitesi - merrsozlu@gmail.com

Ülkenin geleceği için tartışma götürmeyecek biçimde kritik olan referanduma kadar önümüzde yalnızca 20 gün kaldı.

Geceden gündüze değil de, bugünden yarına değil de, çok acil olarak değil ama çabuk çabuk”1 olarak duruma bir göz atıp günün görevlerinden ve ötesi’nden sözü açalım.

Önümüze getirilen referandumun, en temelde fiili olarak ortadan kaldırılmış cumhuriyete, anayasal düzene ve yurttaşlık hakkına köklü bir saldırı amacı taşıdığını her fırsatta net biçimde ifade etmemiz gerekir. Bunun nasıl ve neden yapıldığı sorusu ise dünyadaki dönüşüm süreçlerden başlayarak, yakın geçmişe, 12 Eylül’e, AKP’ye ve Saray rejiminin gerçekleştirmek istediklerine bakarak verilebilir, biz en basit şekilde açmaya çalışalım.

Neden ve Nasıl?

Saray rejiminin içeride ve dışarıda krizlerden kriz beğendirdiği ve OHAL’le ‘yönetmeye çalıştığı’ ülkemizin, mayınlı bir arazide yol alan bir araç olduğu benzetmesinden yola çıkalım. Açıkça belirgin olmayan bir araç yolunun olduğu arazide, emperyalist çıkarları ve bağımlılıkları sebebiyle ‘yoldan çıkamadığı’ ancak yolun kimi bölümlerinde yolun darlığından kaynaklı bazı manevraların ‘mazur göründüğü’ bir şekilde ilerlemektedir araç. Mayınlar ise, hem geri dönüşü olmayacak şekilde suçlara bulaşmış bir rejimin ayakta kalabilmek için kendi açısından göze almak zorunda olduğu ciddi riskleri hem de aynı aracın içinde olanlara dönük bir tehdit unsuru olmaktadır.

Böyle bir durumda, Saray’ın göze almak zorunda olduğu risklerden biri olarak referandum süreci ortaya çıkmıştır, denebilir.

Bu referandum, Saray için önemli ve riskler barındıran bir noktadaysa, ülkenin gerçek sahipleri, emekçi-yoksul halkın bütünü ve ilerici-devrimci güçler için açıkça hayatidir. Hayati olması, sonuçları itibariyle bizi hiçbir şekilde ‘bitirecek’ vs olmasından dolayı değil, ‘kaçabilecek’ olanakların değeri açısından anlaşılmalıdır.

Geldiğimiz noktada, dünyada eşine az rastlanan bir halk ayaklanması dahil olmak üzere birçok ‘yıkılma riskini’ türlü oyunlarla atlatan Saray’ın, yaygın beklentinin aksine, bugün açıkça engelleyemediği biçimde gerçek hale gelmiş bir HAYIR’ı karşısında bulmaktadır. ‘Elbet bir yolunu bulur yine evet’i öne çıkartır’ denilenlerin, sadece bu amaca indirgenmeden okunması gereken bütün hamleleri, Saray açısından çok daha büyük krizlere gebe olma potansiyeline sahiptir. Dolayısıyla, HAYIR’ın edilgen kalma kaderine hapsolduğu iddiasını reddetmeden hiçbir işe koyulamayız.

HAYIR’ı özneleştirmek

Haziran Direnişi’nde, AKP’nin tahtının o zaman için 11 yılın ardından sarsılabileceğini ve ülkedeki ilerici birikimin ne derece geniş bir toplumsal taban tarafından en gerçek şekilde sahiplenilmiş olduğunu gösteren süreç halkın siyaset sahnesine çıkması süreciydi.

Bugün de ihtiyacımız olan en yalın haliyle budur. 15 Temmuz gecesi iktidarı paylaştıkları suç ortaklarıyla girdikleri ganimet kavgasıyla ülkeyi kanlı bir iç savaşın eşiğine sürükleyenlerin 16 Temmuz’da hayata geçirmeye başladıkları Saray darbesine rağmen, bu topraklarda gericiliğin mayasının tutmayacağı gösterilmelidir.

Bununla beraber, bir ‘yaptırmama iradesi’ olarak varolacak HAYIR’ın, eşit, özgür, laik ve kardeşçe yaşanan Türkiye’yi kurmak üzere siyasal ve toplumsal alanda güç biriktiren, ete kemiğe bürünen bir siyasi iradeye zemin hazırlayacak biçimde değerlendirilmesi gerekmektedir.

HAYIR’ın özneleşmesi, yani bu zeminden de güç alacak yeni bir toplumsal birikim sürecinin önemli bir başlığı, milyonların oylarının korunması için yine halkın irade koyması olabilir.

‘Sandık Sana Emanet’ diyerek Hayır ve Ötesi*’nde bir araya gelen onbinlerce yurttaş memlekete sahip çıkmaya çağırıyor. Bu çağrıyı, yarının daha geniş bir mücadele hattının kurulmasına günün görevlerinden başlayan ve ötesi’nden korkmayan bir çağrı olarak algılamak mümkündür. Yanıtsız bırakmak, her şeyin yanında bu görevi de es geçmek olur mu?

*Hayır ve Ötesi’nde gönüllü olarak sandık güvenliği ve müşahit organizasyonuna katılmak için hayirveotesi.org‘a kayıt yaptırmak yeterli.

 

1) Necati Şaşmaz, namıdiğer Polat Alemdar’ın Haziran Direnişi esnasında Erdoğan ile yaptığı görüşme sonrası yaptığı ‘basın açıklamasında’ yer alan, AKP’de yaşanan korkuyu yansıttığı düşünülebilecek unutulmaz ifadeleri