23 Ekim 2017 Pazartesi

İkinci keman: Friedrich Engels


Eren Cem Göksülük
Eren Cem Göksülük
erencemgoksuluk@gmail.com - Hacettepe Üniversitesi

1883 yılının başları, Marx hasta yatağında yatıyor ve bir daha ayağı kalmayacağı belli olan hasta ve yorgun vücudunun, yalnızca kısa bir süreliğine güç toplamasını umutla bekliyordu. Öyle ya Kapital’in ikinci cildini temize çekip tamamlamalı ve kısa bir süre önce kaybettiği karısı Jenny’ye eserini kesinlikle adamalıydı.

Bu arada 11 Ocak’ta Marx’ın kızı Jennychen Longuet, 39 yaşında kanser nedeniyle ölmüştü. Ölen kızının üzüntüsü Marx’ın bitkin vücuduna da son darbeyi vurmuş oluyordu. Ve yaklaşık 2 ay sonra, 14 Mart’ta Marx’ta hayata gözlerini yumdu.

Ardından Engels dava arkadaşlarına şu satırları yazacaktı: ”İnsanlık bugün bir kişi daha yitirdi, kaybettiği kişi de insanlığın günümüzde sahip olduğu en önemli kişilerden biriydi”… ”Partimizin en büyük beyni artık düşünemiyor, bugüne kadar tanıdığım en güçlü yürek artık atmıyor”

Engels, Marx hayatta iken büyük bir alçakgönüllülükle kendisinin hep ”ikinci keman” olduğu ve Marx gibi bir birinci kemana sahip olduğu içinde büyük mutluluk duyduğunu dile getirirdi. Oysa şimdi birinci keman ilelebet susmuştu ve kaldığı yerden ezgiyi devam ettirmek yalnız ve tek başına ikinci kemana kalıyordu.

İkinci keman, bir es süresi kadar ki kısa mateminden sonra hemen ezgiyi devam ettirmeye koyuldu. Öncelikle Marx’ın uzun yıllar yaşadığı ve öldüğü ev, Engels tarafından bir yıl daha kiralandı. Yoldaşının tek bir kağıdı dahi kaybedilmedi, el yazmaları ve arşivi hiçbir aceleye getirilmeden büyük bir özenle Engels’in evine taşındı. Bundan sonra Engels’e Riazanov’un deyimiyle ”ancak bir Herkül’ün yüklenebileceği bir görev” düşmüştü. Marx’ın bütün edebi mirasını toplamak, derlemek ve temize çekmek…

Esasında Marx Kapital çalışmalarında oldukça içe kapanıktı, çevresindeki çoğu kişi Marx’ın ikinci ve üçüncü cildi oluşturacak el yazmalarını bütünüyle kaleme aldığından bile haberi yoktu. Ancak ölümüne kısa bir süre kala, eseri tamamlayamayacağını anlayan Marx, kızına bu el yazmalarını göstererek, Engels’in bunlarla eseri tamamlayabileceğini söylemişti.

Bu oldukça düzensiz ve okunması güç el yazmaları, Engels’in bilfiil olmasa da on bir yıl boyunca üzerinde çalışmasını gerektirdi. Şüphesiz bunda Marx’ın bazen Latin harfleri yerine kendi oluşturduğu steno harflerini kullanmasının da katkısı vardır. Ve nihayetinde Engels tüm bu zorlu süreç sonunda, Marx’ın devasa eserinin ikinci ve üçüncü cildini de baskıya hazırlamıştı.

Engels Marx’ın ölümden sonraki yaşadığı 12 yıl boyunca yalnız bunlarla ilgilenmedi tabi ki, bunun dışında Marx’ın tüm kitaplarına önsöz yazıyor, çeşitli ülkelerdeki devrimcilerle mektuplaşıyor ve bir sürü makale yazıyordu. Bu makalelerin birçoğu sonrasındaki dönemde birleştirilerek kitap haline getirildi. Aynı zamanda ”Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni” ile ”Ludwing Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu” isimli iki hacimli kitabını da bu süreçte yayımladı.

1895 yılına girildiğinde, Engels yakalananlara hiç bir şans tanımayan ölümcül bir hastalığın pençesine düşmüştü. Gün geçtikçe kötüleşiyor, o korkunç hastalığın vücudundaki belirtilerini büyük bir dikkatle gözlemliyordu.

Engels acılar içinde hasta yatağında yatarken yanı başında sadece basit, ahşap bir koltuk duruyordu. Bu koltuk can dostu Karl Marx’ın Kapital’i yazdığı koltuktu, aynı zamanda üzerinde hayata gözlerini yumduğu da. Ve aynı koltuk bu sefer ölümün, devlerden ikincisine gelişine şahit olacaktı.

5 Ağustos 1895’te akşam saatlerinde, Engels başucunda parıldayan bir mum ve karşısında ”o” koltukla birlikte hayata gözlerini yumdu. Böylelikle ikinci kemanda artık ilelebet susmuştu. Ve her iki kemandan geriye, gelecek kuşaklara yol gösterecek uzun bir ezgi kaldı.

*************
Uzunca Bir Dip Not:

İkinci Enternasyonal ve ilk kuşak Marksistleri tarafından büyük övgülerle bahsedilen Engels, Marksizm’e kriz tanısıyla yaklaşılan bir sonraki dönem ve özellikle Batı Marksistleri tarafından da kıyasıya eleştirilmiştir. Onlara göre, Engels’in son dönem eserleri, metodolojik olarak pozitivizmin izlerini taşıyan ve Alman sosyal demokrasisinin revizyonizminin başlangıcını oluşturan eserlerdir.

Sonrasında kimi çevreler tarafından bu eleştiri daha da ileri götürülerek, bir bütün olarak Engels’in yok sayılmasına kadar gitmiştir.

Oysa buradaki temel sorun kimi Marksist aydınların Engels’e bakışınca, ciddi bir ”eksiğin” olduğudur. Eşyanın tabiatıdır, sağa sola savrulan bir özne, karşısındaki nesneye olanca netliğinde odaklanamaz. Kimi Marksist aydınlarda, var olan savrulmalar ve açmazlar karşısında kendilerini mutlaklaştırarak savrulmayı Marksizm de aramışlar ve faturayı Engels’e kesmişlerdir.

Örneğin bu aydınlar Marx ve Engels’in ”Marksizmlerinin” oldukça farklı olduğu tezini ileri sürerler. Oysa Marx ve Engels tanıştıkları günden itibaren sürekli birbirlerine danışmış, dahası sadece Engels imzası taşıyan ”Anti-Dühring” ile ”Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni”nin bile birer bölümü Marx tarafından yazılmıştır.

Ayrıca Engels’in Marksizmi basitleştirme ve vulgerleştirme ihtirası ise onu kirlettiği de sıkça yinelenir. Oysa aksine Engels’in büyük katkılarından biri Marksizm’i yayınlaştırma ve Marx sonrası dönemde eksikte kalan noktaları tamamlamada ki başarısıdır.

Buradaki tabi ki Engels’e yapılan tüm bu eleştirilerin yersiz ve boş olduğu söylemiyorum. Bugün birçok önemli Marksist’inde dile getirdiği gibi, Engels’in kimi yazılarında pozitivizme kayan yönler olduğu ya da son dönemdeki ”bazı” yazılarının ciddi eksikler taşıdığı bilinen bir gerçektir. Burada ”yersiz” olduğunu iddia ettiğim, salt bunların üzerinden bir bütün olarak Engels’i silme çabalarıdır.