İtaat, korku, günah ve yalana dairdir

Ülkemizde gün geçmiyor ki yeni bir rezalet ortaya çıkmasın. Kadınlara yönelik cinsel, fiziksel ve psikolojik şiddet derken şimdi bu karanlığın çok daha vahim bir boyutuyla karşı karşıyayız: Çocuk istismarı.

Hepimiz için şok edici olan belki de bu istismarın ve şiddetin boyutları kadar AKP’li ve İslamcı çevrelerin bu rezalete imza atanlara sahip çıkması. Peki ama gerçekten “şok edici” mi? Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı “bir kereden bir şey olmaz” derken bir de baktık ki çocuk pornocusu profesörlerin kitapları Ensar Vakfı tarafından basılmış. İmam Hatip öğretmenlerinin açıklamalarını ve eğitim sistemimizde gittikçe yaygınlaşan taciz gündemlerini bir tarafa bırakalım, kazdıkça altında yeni bir pislik çıkan bu düzen nasıl ortaya çıktı? Neden AKP ve yandaşları hep bir ağızdan bu sapık zihniyete sahip çıkmayı seçti?

Çocuk istismarcısı Ensar Vakfı’na sahip çıkanların açıklamasında dikkat çekici bir ortaklık var. Bütün bu çok bilmiş “alimlere” (!) göre insandır bu, yapar. Yani, insan beşer, kuldur şaşar. Bu kadardır, bu kadar basittir. İnsan zayıftır, nefsine hakim olamaz. E madem öyle, bir kereden bir şey olmaz…

Nedir buradaki esas sorun? Şudur: Bu zatlara göre insan oğlu zaten günahkardır. İnsanı günah işlemekten alıkoyan tek şey korkudur. Otorite korkusu, Tanrı korkusu, cehennem korkusu… Yani bir anlamda insan iyi olduğu için değil korktuğu ve itaat ettiği için kötü şeylerden sakınır. Korku ve itaat ortadan kalktığında ise günahkâr olur. Beşerdir, şaşar…

Peki ama bu pisliklerin korku ve itaat kültüründen çıkmasına ne demeli? Herhalde korku ve itaatten beslenen bu sistemin her zaman bir başkası üzerinde korku ve itaat yaratmaya eğilimli olduğu söylenir. Bir kadın mini etek giydiği için, bir çocuk babasının dizine oturduğu için, bir başkası öğretmeniyle yalnız kaldığı için bu korkunun ve itaatin nesnesi haline gelir. İyi olmak için korku ve itaatten başka sığınak bulamayanlar bu korku ve itaati başkaları üzerinde yaratarak adeta Tanrı mertebesine ulaşır.

Suç mu? Tabi ki onda değildir. Ya insandır, kötüdür, günahkârdır ve bu yüzden “nefsine” yenik düşmüştür ya da kötü, günahkâr ve ahlaksız kadınlar yüzünden yoldan çıkarılmıştır. Gönüllü birlikteliğin, sevgi ve aşkın ise onların dünyasında yeri yoktur. Çünkü her cinsel edim bir korku ve itaatin simgesidir. Arkasına sığınacağı bir zaaf, günah ve “beşer, şaşar” felsefesi olmadan birliktelik kurmak itaatin ve korkunun doğasına terstir. O yüzden cinsel edimin “nesneleri” çocuklar ve kadınlar cezalandırılmalıdır. Günahkar kulumuz ancak kendini bu şekilde temize çıkarır.

***

Biz ise başka bir dünyaya ve başka bir felsefeye inanırız. Mesela insanın iyiye ve kötüye aynı derecede eğilimli olduğunu düşünürüz. İnsanın doğuştan kötü ve günahkar olduğunu reddederiz; suçun sorumluluğunu değiştirilemez bir insan doğasına değil insanı kötüye iten sisteme yükleriz. Sistemin yürütücüsü olanlar cezalandırılmalı, kötülüğün mağdurları korunmalı. Ama kötülüğü ortadan kaldırmak için illa sistem değişmeli…

İnsanın doğuştan kötü ve günahkâr olduğunu reddeden bizler iradeyi gökyüzünden yer yüzüne indiren o büyük aydınlanma mirasının çocuklarıyız. O yüzden hiç bıkmadan laik bir ülke ve iyi bir gelecek için, çocuklarımız için mücadele ederiz.

Laiklik etrafa kötü kokular saçan bu lağım çukurunu tarihin çöplüğüne göndermek için gereklidir. Laiklik insanın tüm güzelliklerin yaratıcı olduğunu hatırlamak için gereklidir. Laiklik “bu dünya öküzün boynuzunda değil/ bu dünya ellerinizin üzerinde duruyor” demek için gereklidir.

İlgili Haberler