Kapatılmayan, direnen bir sanat kurumu olarak Devlet Tiyatroları

11 Temmuz’da cumhuriyet.com.tr sitesinde yayınlanan bir haber Türkiye gündemine oturdu.  Haberin başlığı şu şekildeydi : “ İlk kararnameyle sanata darbe : Devlet Tiyatroları kapatıldı. Haberi ilk yayınlayan Cumhuriyet olduğu için birçok haber organı da aynı şekilde haber yaptı. Cumhuriyet art arda aynı haberi 3-4 kere daha girdi. İnsanlar sosyal medyada saatlerce devlet tiyatrolarının kapatılmasına isyan etti. Oysaki olayın çözümü çok basitti : Haberi sadece okumak. Haberin içeriğiyle başlık birbiri ile uyumlu değildi çünkü. Okumamaya ve sadece başlık üzerinde haber takip etmeye o kadar alışılmış ki haber yayıldı gitti. Tutun tutabilirseniz. Cumhuriyet saatler sonra haber başlığını düzelten bir tweet attı ama bilgi yayıldığı kadar yayılmıştı zaten.  Doğru haber kaynaklarının neredeyse yok edildiği, medya ve basının ‘tek adam’ çizgisi dışında haber yapmasının neredeyse imkansızlaştığı bu günlerde güvenilir kaynaklar olarak adlandırdığımız gazetelerin bunu yapması ‘gündemden faydalanma’ sorusunu da akıllarımıza getirmiyor değil. Doğru haberciliğe ihtiyacımız hiç olmadığı kadar fazla. Olayın gazetecilik boyutu bu şekilde gelelim haberin ne olduğuna ve devlet tiyatrolarının durumuna.

9 Temmuz günü çıkarılan 703 sayılı son KHK ile 5441 sayılı Devlet Tiyatrosu Kanunu’nun birinci maddesi kaldırıldı. Bu madde, “Devlet Tiyatroları bir Genel Müdür tarafından yönetilir” diyordu. Ayrıca kanunda yer alan “Tiyatronun iç ve yönetim işleri bir tüzükle belirtilir” ifadesi, “Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir” olarak değiştirildi. Yine kanunda yer alan “Devlet Tiyatroları Genel Müdürüne en yüksek sanatkar memur ücretine ilave olarak Bakanlar Kurulunca tayin edilecek miktarda idare ve temsil ödeneği verilir” ifadesi, “Cumhurbaşkanınca tayin edilecek miktarda idare ve temsil ödeneği verilir” şeklinde değiştirildi. Kısacası Devlet Tiyatroları tamamen Cumhurbaşkanlığı’na bağlandı. Sanata yıllardır yapılan baskı, sansür daha da artacaktı evet ama bunun haberini ‘devlet tiyatroları kapatıldı’ olarak vermek doğru değildi, bir kez daha yineleyelim. Bu baskı zaten hiç yeni değildi. Kültürel alanda üstünlüğünü asla sağlayamayan AKP, sanatı her seferinde biraz daha sansürledi,  sanata biraz daha saldırdı. Sanatın biatla değil özgür düşünceyle, sorgulamayla olabileceğini anlamayan bu güruh tek çareyi sanata, sanatçıya saldırarak üretti.

Devlet Tiyatroları Türkiye’nin sanat anlamında en önemli kurumu. İlk genel müdürlerinden olan Muhsin Ertuğrul devlet tiyatroları diyince akla ilk gelen isim kuşkusuz. Ankara’da Küçük ve Büyük Tiyatro’yu kurdu. Türk Tiyatrosu’na verdiği emek sayesinde tiyatromuzun bu günlere kadar dik gelmesini sağladı. Türk Tiyatrosu için birçok ilki başardı. Türkiye’de ilk kez Bertolt Brecht’in “Sezuan’ın İyi İnsanı” adlı oyunu sahneye koydu. Shakespeare’in 400. doğum yıldönümü nedeniyle beş sahnede beş Shakespeare oyunu sahneletti. Aydınlanmayı içine o kadar iyi sindirmiş bir insandı ki bunu benimsemeyen çevreler elbette olacaktı. Bu olaydan sonra İstanbul Şehir Tiyatroları’nda başyönetmenlik kadrosu kaldırıldı. Tahmin edeceğiniz üzere dönemin başyönetmeni Muhsin Ertuğrul’du. Kamuoyunda “Muhsin Ertuğrul Olayı” adlandırılan bu olay Türk tiyatrosuna vurulan ilk darbelerden biriydi. Sanata sansür ve baskı her dönemin eksilmez unsuru gibiydi Türkiye’de. Yakın dönemde bu sansürlerin kat be kat arttığını söylemek abartı olmayacak o halde. Yakın geçmişimizde Ankara’da bulunan Şinasi ve Akün Sahneleri satılmıştı. Devlet kendine ait olan sahneleri resmen özelleştiriyordu. Sanatın özel şirketlerin, sermaye sahiplerinin boyunduruğu altına girmesi yavaş yavaş başlamıştı. Sanat özelleştirilmekle kalmıyor, DT ve DOB da kontrol altına alınmak isteniyordu. 2014 yılında sunulan TÜSAK (Türkiye Sanat Kurumu) yasa tasarısı bunlardan sadece biriydi. Tasarıyla kurum, Bakanlar Kurulu’nun kararıyla atanacak 11 kişiden oluşacaktı. Kültür sanat projelerine verilecek destekler TÜSAK Kurulu’nun kararıyla belirlenecekti. İktidar sanata tamamen müdahale etmek istiyordu. Çıkarılan son KHK ile ‘resmi’ olarak bunu yaptı AKP. Sanata kültüre yapılan baskı bunlarla sınırlı değildi. Gezi Direnişi’nden sonra birçok tiyatrocu, oyuncu resmen işsiz bıraktırıldılar. Bunlardan biri de Levent Üzümcü’ydü. Üzümcü’nün Gezi Direnişi sonrası İstanbul Şehir Tiyatroları’ndan ihraç süreci başlamıştı. Tam da o dönem Sadri Alışık Ödülleri’ndeki konuşmasında neden hala duruyorsunuz diyenlere şöyle bir cevap vermişti : “ Bu şehirde yaşayan herkesin Levent Üzümcü’den 5 TL’ye bir dünya klasiği izleyebilme ihtimali için duruyorum.” Böylesine halkını düşünen sanatçılar bir bir atıldı işlerinden. Gezi’den sonra baskısını her geçen gün arttıran AKP iktidarı her alanda faşizmini arttırıyordu. Tiyatrolar yasaklanıyor, belli tiyatroculara salon verilmiyordu. Kültür Bakanlığı kendi ideolojisinden olmayan çoğu yönetmenin film mali desteklerini kesti. İktidarı eleştiren kim varsa önü kesildi. Sanatçılar attıkları tweetten dolayı gözaltına alındı her geçen gün. 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası çıkarılan KHK’lar sanatı da vurdu elbette. Ülkenin en iyi tiyatrocularını yetiştiren DTCF Tiyatro bölümünün birçok hocası ihraç edildi. Barış Atay’ın “Sadece Diktatör” oyunu yasaklandı. Televizyondaki dizi-filmlerin buzlama olayı o kadar çoğaldı ki son olarak TRT bir kadının gölgesini buzladı. MSGSÜ’nün taşınmasına karar verildi. Sanat camiasının tepkileri üzerine ertelendi. Turkuvaz Grubu’na satılan D&R Turan Dursun, İbrahim Kaboğlu gibi yazarların kitaplarını kaldırdı. Gençlik festivalleri iptal edildi. Birkaç gün önce de Fazıl Say’ın Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’ndaki konseri iptal edildi. Kültürel alana sansür ve baskı o kadar çoğaldı ki AKP döneminde bunlar sadece bir kısmı. Bu kadar baskıya, sansüre, yasaklamaya rağmen AKP’nin hesap etmediği bir nokta vardı. Bu ülkede hala direnen sanatçılar vardı, hala bu halk için sanatını icra eden sanatçılar. Bu ülkenin Kel Hasan Efendi’den İsmail Dümbüllü’ye, Münir Özkul’a, Ferhan Şensoy’a, Rasim Öztekin’e uzanan kavuk geleneğindeki sanatçılara kim boyun eğdirebilirdi? Devlet tiyatrosunun emektarı Muhsin Ertuğrul’un izindeki devlet tiyatroları sanatçılarına peki? Hababam Sınıfı’yla büyüyen, Hafize Ana’nın kuzucukları mı pes edecekti yoksa Çirkin Kral’ın, Damat Ferit’in yoldaşları mı?

Evet, AKP birçok grubu teslim almış olabilirdi ama asla sanatı teslim alamadı ve alacağa da benzemiyor. Sanat; özünde kendiliğinden bir direniş ve meydan okuyuşken ne zaman devletlere, hükümetlere, faşizmlere teslim olmuştur ki günümüzde umutsuz olalım? Türkiye’de faşizmin artacağı bir gerçek ama direnenlerin olduğu yerde son sözü kimin söylediğini bilip söylüyorsak her geçen gün eğer sanatın gücüne dayanmaktan başka çaremiz yok. Brecht’in de dediği gibi “Sanat, dünyayı yansıtan bir ayna değil dünyanın onunla şekillendirildiği bir çekiçtir.” Bizler bu çekiçle AKP diktatörlüğünü de yıkacak, aydınlık Türkiye’yi de kuracağız. Bize inanan seyircilerimiz olduktan sonra sahneye de çekicimizle çıkacağız. Ve perde !

 

İlgili Haberler