21 Ağustos 2017 Pazartesi
1

Kış Uykusu: Kötülüğe Karşı Koymadan Yaşamak Mümkün Mü?


Merve Gizem Uğur
Merve Gizem Uğur
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi

Bu yazıda sizlere beni sosyolojik bağlamda etkisi altına alan bir filmden “Kış Uykusu” filminden bahsetmek istiyorum. Kış uykusu filmi ne kadar kişiler arasındaki temel çatışmaları ile psikolojik yönü ağır basan bir film gibi dursa da film, içinde pek çok sosyolojik öğe de barındırmaktadır. Ülkemizin gündemi, açlık grevleri ve üniversitelerde yaşanan ihraç olayları da yazının başlığındaki soruyu sormayı ve bu soru üzerine düşünmeyi, konuşmayı ve yazmayı gerekli kılmaktadır.

Filmin hem yönetmeni hem de senaristi olan Nuri Bilge Ceylan filmi temelde karakterler arasındaki çatışma üzerine kurmuştur. Filmin kurgulanmasındaki temel yöntem, karakterler arasındaki bütün olası ilişkileri tüketen diyaloglar ve çatışmalar üzerinden ilerler. Kısaca filmin içeriğinden bahsedecek olursak, filmde Haluk Bilginer’in hayat verdiği Aydın karakteri emekli bir tiyatro oyuncusudur ve Kapadokya ya babasından miras kalan butik oteli işletmeye gitmiş ve böylece kışları sessizliğe gömülen bu şehirde yaşamaya başlamış bir karakterdir. Aydın’ın hayatında yer alan iki karakter daha vardır. Biri Aydın’ın kız kardeşi Necla bir diğeri de Aydın’ın genç eşi Nihal’dir. Aydın bu küçük Anadolu kasabasındaki taşra da bir “inziva”ya çekilmiştir. Fakat bu inzivada yalnız değildir. Kışın bastırdığı bir zamanda bu taşrada karakterler arasındaki çatışma en üst seviyeye çıkar. Aydın, Necla ve Nihal arasındaki bir diyalogda Necla, Aydın ve Nihal’e “Kötülüğe karşı koymadan yaşamanın mümkün olup-olmadığı” üzerine bir soru sorar ve karakterler bu soru üzerinden diyaloglar kurarlar. Aydın ve Nihal bu kötülüğe karşı koymadan, direnmeden yaşamanın mümkün olmadığı konusunda hemfikirdirler.

Temelde film içindeki çatışmaları konjonktürel seyri içinde izlediğimizde Aydın’ın inzivasının aslında geçici bir durumdan ibaret olduğunun da farkına varıyoruz. Aydın’ın yaptığı bir içe kapanma değil. Daha çok kendi alanını başkalarının, ötekilerin alanına doğru açma çabası olduğunu söyleyebiliriz. Aydın’ın otele yerleştiği andan itibaren başlayan kış uykusu bu gözlerden uzak otelde gündelikleriyle, yerel bir gazeteye köşe yazıları yazarak, her zaman niyetlendiği ancak bir türlü başlayamadığı tiyatro tarihi kitabını yazmayı düşünerek geçer. Kendi inzivasına zorla dahil ettiği eşi Nihal ise bu inzivanın içinde hapsolmuş bir karakterdir. Bu durumu Aydınla Nihal’in aralarında geçen ve Nihal’in Aydın’a söylediği şu sözlerden anlayabiliriz: “Seninle cebelleşeceğim diye tüm güzel huylarım uçup gitti. Sert, kaba, ürkek, işkilli bir insan oldum”. Nihal’in bu cümlesi Aydın’la aralarındaki duygusal durumu anlatmakla kalmaz aynı zamanda Nihal’in bu zorunlu inziva içindeki durumunu da bizlere sunar. Filmin sonlarına doğru temel çatışmalar, diyaloglar içinde eritilir ve karakterler bu inziva içindeki hayatlarını devam ettirmek için her şeyi bıraktıkları noktaya geri dönerler.

Fakat belirtmek gerekir ki inziva “geçici” bir durumdur. Daha ileri bir duruma geçmek için bir basamaktır. İçeri kapanırsın ve bunu yapmak için ne bir taşraya ne de deniz kıyısındaki bir eve ihtiyaç duymazsın. Sokakta, insanlar arasında dahi inziva halinde olmak

mümkündür. Amerikalı sosyolog Erving Goffman’ın “sivil dikkatsizlik” dediği kavram tam olarak bu duruma işaret eder. “Sivil dikkatsizlik, bir şehirde yabancılar arasında yaşamayı mümkün kılan teknikler arasında en başta yer alır” (Bauman, 2015: 79). Ve sivil dikkatsizlik karşımıza kamusal alanlarda kişilerin bakmıyor, dinlemiyormuş gibi yaptıkları, bireylerin birbirleriyle göz göze gelmekten kaçındıkları anlarda çıkar.

Metropoller gibi yeni yoğun nüfuslu mekanlarda dahi çok az manevi bağımızın olduğu insanlarla (yabancılarla), kalabalıklarla fiziksel olarak yan yana yaşarız ve ancak sivil dikkatsizlik ile inziva durumunda kalmayı başarırız.

İyinin ve Kötünün Ötesinde Bir Yaşam Mümkün Müdür?

Kötülüğe karşı koymadan yaşamak ya da kötülüğe karşı koymamak mümkün müdür? Bu soruları “Kış Uykusu” filminden almıştık. Yazımın başında Kış Uykusu filminden uzun uzun bahsetmemin de elbet bir nedeni vardı, tartışmayı temelde bu noktaya çekmek için uzun bir girizgah yapmayı tercih ettim. “Kötülüğe karşı koymamak-yı” düşüncesini davranışlarımızın temeline koysaydık, hayatımızın temel felsefesi, ilkesi haline getirseydik, nasıl bir toplumda dünyada yaşardık? Yaşamlarımız nasıl olurdu? Biz nasıl olurduk? Tüm bu sorular beni Theodor W. Adorno’nun, Minima Moralia’da “Es gibt kein richtiges Leben im falschen” “Yanlış yaşam, doğru yaşanmaz” ( Adorno, 2014: 41) cümlesine götürdü. Adorno, eşitsizlik, sömürü ile yapılandırılmış bir dünyada, kişilerin kendileri için, kendileri olarak iyi bir hayat sürdürmelerinin bir yolunu bulmalarının ne kadar zor olduğunun farkındadır. Aslında başlıktaki sorudan daha baş bir sorunumuz var: İyi ve kötü nedir? İyinin ve kötünün ölçütü nedir? Bu da kullandığımız terimler üzerine düşünmeye iter bizi. Bu bağlamda sizlerden talebim “İyi hayat” ve “kötü hayat” üzerine düşünmeniz ve tartışmanızdır. Bu tartışmayı burada yapmayı çok isterdim fakat benim gibi geveze bir yazarın bu konuyu tartışmak için yeterli sayfaya sahip olmadığını da belirtmeliyim. Bu yüzden bu tartışmayı siz okuyuculara bırakıyorum.

İyinin ve kötünün ötesinde de Nietzsche’nin tartıştığı ve aradığı o “’müşterek bir iyi’ nasıl var olabilir?” sorusuna hep birlikte cevap aramanın zamanın geldiğini ve hatta geçmekte olduğunu da belirtmek isterim. Ülkede yaşanan açlık grevleri ve üniversitelerde yaşanan ihraç olayları bu sorulara acil cevaplar aranmasını elzem kılmaktadır. Daha iyi bir yaşam ve özgür düşünce için mücadele eden ve kötülüğe karşı koyan herkese selam olsun. Yazımı Behice Boran’ın “Savunma” kitabının içinden bir pasajla bitirmek istiyorum:

“Kurtuluş mücadele ile sağlanır

boyun eğerek değil.

Kurtuluş tek tek olmayacaktır

Hep birlikte kurtulacağız

Hep birlikte mücadele edeceğiz

Hep birlikte kazanacağız”

(…)

“Selam olsun Türkiye’nin ve dünyanın aydınlık geleceğine.”

KAYNAKÇA

Adorno, T. W.( 2014). Minima Moralia: Sakatlanmış Yaşamdan Yansımalar, ( Çev.: Orhan Koçak ve Ahmet Doğukan). İstanbul. Metis Yayınları. S.: 41.

Bauman, Z. (2015). Sosyolojik Düşünmek, (Çev.: Abdullah Yılmaz). Ayrıntı Yayınları. İstanbul. S.: 79.