Kolaycılık ve yürümek, zor olsa da yürümek

 

Dile kolay on altı yıl oldu. Devrimci fikirlilerle yeni tanışmış, mücadeleye atılıp atılmamak konusunda karar vermeye çalışan liseli gençlerle yaşıt bir iktidar…

24 Haziran sonrasında ise mevcut hukuk içinde kalındığı koşullarda beş yıl daha garantilendi. Okumaya devam ettiyse üniversite sonrasında ne yapacağı aklına düşmüş, iş bulma kaygısının yanı sıra mücadeleyi nasıl sürdüreceğini düşünmeye başlamış bir devrimcinin yaşı bu.

20. yüzyılın en önemli devrimlerinden birinin gerçekleştiği bir ülkede, henüz üç dört kuşak sonra gerici saldırganlığın, emperyalist sömürünün ve sermaye terörünün tam tahakkümü altında yetişen insanlar…

Başka gerekçeler bir yana; sırf bu nedenle bile Türkiye’nin, devrimcilerin müdahale edebileceği kırılmalar yaşanmadan karanlığa doğru yol alması mümkün değildir.

En başa yazmak gerekiyor. Türkiye şimdiye kadar olduğu gibi; bundan sonra da devrimin, sosyalist bir devrimin hem mümkün hem de kurtuluş için zorunlu olduğu bir ülke olma özelliğini sürdürecektir.

Ancak dünyada zaten sayılı olan devrimlerden bir tanesinin Türkiye’de gerçekleşmesinin mümkün olduğu fikri ne kadar doğru ise, bunun kolay olacağı iddiası da aynı derecede yalandır.

Türkiye Sosyalist Hareketi bu gerçeği kavrayamadığı ve devrimci siyasetin zorluklarından kaçma eğilimi gösterdiği için bitme noktasına gelmiştir. Sosyalist hareket bir bütün olarak kolaycılığın pençesine düşmüş, burada ölmeyi bekler hale gelmiştir.

Kolaycılık, kimi zaman siyasi gerilimlerden kaçmak demektir. Sanki ülkede ne kadar değer varsa tarumar etmiş bir iktidar ve bu iktidardan kurtulmak için gerçekçi gördüğü her yolu denemeye hazır bir toplumsallık yokmuş gibi davranmaktır. Söylenen sözler, yapılan çağrılar, asılan afişler, dağıtılan bildiriler on sene önce neyse on sene sonra da hemen hemen aynıdır. Siyasetten uzakta kalmanın getirdiği üretemezlik hali tutarlılık olarak sunulur. Oysa siyasetin dışında kalanların tutarlı olabilecekleri tek konum apolitizmdir.

Bazen de plandan, programdan bağımsız bir biçimde güncel siyaset ne getiriyorsa balıklama dalmaktır kolaycılık. Bazen vardır emperyalizm, bazen de yoktur. Güncel siyaset ne getiriyorsa o… Kalkışına son dakikada yetişilen geminin kaptanı da, yakıtının nereden geldiği de, gittiği liman da önemsizdir. Önemli olan güvertede yüze vuran rüzgarın yarattığı hareket ediyor yanılsaması, dalgalı denizle mücadele ederek yol alan gemide yer almanın verdiği heyecan hissi, gidilecek limanın şans eseri sunabileceği olanakları hayal etme fırsatıdır. Başkaları için bilemeyiz ama, devrim iddiası olanlar için pragmatizm öncelikle kendini kandırmaktır.

Gerçekten yol almak, siyasal alana gerçek ve devrimci müdahalelerde bulunabilmek istiyorsak kabullenilmesi zor olanı kabul ederek başlamak zorundayız.

Türkiye’de sosyalistlerin bütün üzerinden bakıldığında örgütsel, siyasal ve ideolojik etkileme kabiliyeti tarihinin en düşük düzeyindedir. Son yıllarda, sosyalistlerin başlattığı direnişlerden, yükselttiği toplumsal taleplerden, ya da sosyalistlerin ortaya attığı ve yaygınlaşan fikirlerden ne yazık ki söz edemiyoruz.

Solun durumu buyken FKF’nin seçim sonrası açıklamasında da belirttiği gibi halktaki arayış sürüyor. Sahte kahramanlara duyulan ilgiyi, bir yanıyla da bizim inandırıcı ve devrimci bir stratejiyi toplumun önüne gerçek bir güç olarak getiremeyişimizin ürünü olarak görüyor ve bu görevi sırtlandığımızı ilan ediyoruz.

Bir daha siyasal alanın dışına itilmemize fırsat vermeyecek müdahale kanallarını, toplumsal muhalefetin öncü kesimlerinin devrim mücadelesinde örgütlü kılınmasını sağlayacak araçları ve en nihayetinde Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu hareketi yaratma iradesini ortaya koyduk, yola çıkıyoruz.

Açık olsun demeye gerek yok, uzun ve yorucu olacağını bilsek de yol zaten açık. Sonunu görüyoruz ya, bizim için yeterli.

Yolun sonu devrim…

Geriye yürümek kalıyor.

Yürüyoruz!

İlgili Haberler