20 Kasım 2017 Pazartesi

Mustafa Kemal Atatürk’ü Anmak


Nisa Nur Yıldırım
Nisa Nur Yıldırım

Hacettepe Üniversitesi


79 yıl oldu Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrılalı. Yine saat 09.05’te yurdun her yerinde anmalar gerçekleşti. Yurttaşlar Anıtkabir’e akın etti. Peki Mustafa Kemal’i anmak bu mu? Yavaştan tartışmamızı açalım.

Bu toprakların en ilerici adımı olan Cumhuriyet kurulalı 94 yıl oldu. Fakat Cumhuriyet tarihi neler görmedi ki bu geçen süreçte. Mustafa Kemal’in “en büyük eserim” diye tanımlandığı Cumhuriyet, günümüz Türkiye’sinde ortada kutlanacak bir cumhuriyet kalmadığının bile farkında olmayan kitleler tarafından 29 Ekim’de yıl dönümü kutlanan bir faaliyete dönüştü. Bir gün formalite icabı hatırlanan ve sonra unutulan hatta hiç hatırlanmayan bir faaliyete. 29 Ekim’den 29 Ekim’e kutlanan (!) kendi deyimleriyle “politik” bir eylem olarak arz edilen Cumhuriyet kutlamaları ne kadar inandırıcı ve ne kadar politik?

Türkiye’nin yakın geçmişine göz atacak olursak neden böyle bir yargıda bulunduğum daha iyi anlaşılacaktır. AKP hükümetinin 15 yıldır cumhuriyeti tasfiye etmeye karşı yaptığı ataklar 2017’de cumhuriyeti tasfiye etmiş durumda. Türkiye Cumhuriyet’inin kurucularına denilen “2 ayyaş” lafları unutulmamış, hala hafızalarda. “Laiklik yeni anayasada olmamalı” diyenler bu ülkede hala meclis başkanı görevi yapmakta. Eğitim sistemini dinci-gerici ögelerle donatıp, bütün liselerin imam hatipleştirildiği Türkiye’de laik eğitim söz konusu mudur? Laik ve bilimsellikten uzak “kindar-dindar” nesil yetiştirme programının hayata geçirilmesi en yakıcı gündemimizdir. Değiştirilen sınav sistemleri sonucu yine zenginin çocuğu iyi yerlerde okuyacak, fakirin çocuğu makus talihiyle baş başa bırakılacaktır. Anayasadaki sosyal devlet bu sistemin neresinde? Kendini tarihçi zanneden zatlar her geçen gün cumhuriyete, laikliğe, Mustafa Kemal’e saldırırken, ülkede sosyal medya paylaşımları dolayısıyla insanlar “cumhurbaşkanına hakaret” sebebiyle gözaltına alınıp, tutuklanmakta. Diğer yandan ise ülkenin kurucularına ve kurucu değerlerine hakaret edenlere bir yaptırım uygulanmamakta. Nikah kıyma yetkisini müftülere verip “onlar da devlet memuru” açıklaması yapanlar anayasanın değiştirilemez maddesi olan “Türkiye demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir”i değiştirip çoktan guguk devleti yapmıştır. Cumhuriyetin kazanımları sonucu kadın-erkek eşitliğinin bir nebze sağlandığı yıllara nazaran günümüzde “anneliği reddeden kadın eksiktir, yarımdır” açıklamalarını yapanlar saraylarından oturmakta. 15 yılda en çok akılda kalan örnekler sonrası akıllarda oluşması gereken soru: Cumhuriyetin tasfiye edildiği bir ülkede, Mustafa Kemal’in en büyük eserini savunmak nasıl ve ne şekilde olacaktır? Mustafa Kemal’i tweet atıp “Saygı ve sevgiyle anıyoruz” diyerek mi başka çıkış yolu bularak mı?

Cumhuriyetimizin durumu ortada. Yukarıda yazdıklarımın aksine son birkaç haftadır karşı devrimci AKP üyeleri Cumhuriyet ve Mustafa Kemal Atatürk savunuculuğuna soyunmuş durumda. Yaşanılacak bir cumhuriyetin bırakılmadığı ülkemizde bizleri “yaşatılsın cumhuriyet” diyecek konuma getirenlerin kalkıp Atatürkçülük ve Cumhuriyet üzerinden politika yapması ne kadar inandırıcı? “Laiklik yeni anayasada olmamalı” diyen TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın “Biz yeniden saltanat istemiyoruz. Biz cumhuriyetten yanayız” çıkışı sadece gülünç ve halkla dalga geçen bir açıklama. Bir başka örnek olarak AKP İstanbul Beşiktaş İlçe Başkanlığı’nın 10 Kasım’da Anıtkabir’e program düzenlemesi. Bunların hiçbiri tesadüf değil. Çünkü kitleler buna bile aldanabilecek düzeye gelmiştir. Sanki yaşanılanların sorumlusu hükümet ve saray değilmiş gibi bir algı oluşmaktadır. Dün laiklik karşıtı açıklamalara karşı çıkan kitleler bugün aynı kişilerin cumhuriyetten yanayız laflarına kolayca ikna olabilecek ve hatta bu açıklamaları savunabilecek konuma gelmektedir.

Bu apolitizmden başka bir şey değildir. 29 Ekim’de fener alayında cumhuriyeti kutlamak, 10 Kasım’da Mustafa Kemal’i “En büyük eserinin bekçisiyiz” diye her yere yazarak anmak Atatürkçülük değildir. Nasıl ki “Din halkın afyonudur” lafı bir o kadar doğruysa günümüz Türkiye’si  için de “Siyasal İslam halkın afyonudur” ve hatta son süreçte “Apolitik Atatürkçülük halkın afyonudur” demek bir o kadar doğru olacaktır.

Kutlanacak cumhuriyetin kalmamış, laiklik ülkenin her tarafından silinmeye çalışılmış ve hala çalışılıyorsa, anti-emperyalizm ABD’ye vize yasaklanınca aklına geliyorsa, bağımsızlık sadece Mustafa Kemal’in sözlerinde kalmışsa, eşitlik sözlükte sadece bir kelimeyse Türkiye’de, özgürlük unuttuğumuz bir olguysa artık, adalet dayına amcana işliyorsa, anacağın Atatürk’ü unutturmak için her şey yapılmışsa ve sen kalkıp Koç Holding’in Mustafa Kemal reklamına tav oluyorsan, 10 Kasım’ı böyle anıyorsan kusura bakma ama kardeşim cumhuriyeti tasfiye edenlerden, Mustafa Kemal’i senin gibi kitleleri uyutmak için kullananlardan bir farkın kalmamış demektir.  

Gerici meczupların 10 Kasım anması yapmaları hadlerine değildir.Ne gericiler, ne apolitik Atatürkçüler ne de başkaları. Bu memlekette Mustafa Kemal anmasını yapacak olanlar ilericiler, laikler ,cumhuriyetçilerdir. Bu yüzden sen oradan buradan paylaştığın yazılarla fotoğraflarla değil bir kez olsun farkına vararak ve gerçekten cumhuriyetine, laikliğine sahip çıkarak an Mustafa Kemal’i. Memleketine sahip çıkarak, kazanılan cumhuriyet kazanımlarını kaybettirmek isteyenlere inat gericiliğe karşı laikliği, saltanata karşı cumhuriyeti savunarak an. Belki işte o zaman bu memlekette bir şeyler değişecek ve sen gerçek anlamıyla Mustafa Kemal’i anmış olacaksın.

Mustafa Kemal’i anmak onun en büyük eserim diye tanımladığı cumhuriyete sahip çıkmakla olur. Gericiliğe karşı laikliğe sahip çıkmakla, onu her yerde savunmakla, haykırmakla olur. Eşit, özgür,  bir düzen için mücadele etmekle olur. Haksızlıklara karşı çıkmakla bunu her yerde dile getirmekle olur. Oturduğumuz yerden klavye muhalifliğiyle değil, sokakta mücadeleyle hakkımızı aramakla olur.