Müzikal anlamda toplumsal ötekileştirme

Yüzyıllardır var olan bir politika ‘ötekileştirme’. Geçen her yeni yılda kendini acımasızca hissettiren ve insanlar arasındaki farklı noktaları daha da derinleştiren bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır bu sorun. Günümüz modern toplumlarında öteki denilen kavramı anlayabilmek için öncelikle ‘öteki’ kavramı kimlere denir onlara bakılmalıdır. Modern toplumlarda farklılık oluşturan unsurlar; cinsiyet, dil, renk, ideolojik, ekonomik veya dini olarak sıralanabilir. Toplumda hakim olan farklılığın, kendisiyle çatışan diğerlerinin düşeceği durum ikincildir yani öteki konumudur.

Ötekileştirme politikalarına değinebilmek için bu sorunun ilk aşaması olan sansürü açıklamakta fayda var. Toplum yapısında ötekileştirmenin ilk aracıdır ‘sansür’. Toplumdaki hakim yapının kabul etmek istemediği diğer farklı grupların yapmış oldukları edebi, müzikal ya da ideolojik her türlü uğraşının devlet mekanizmaları tarafından yasaklanarak yok edilme çabalarına sansür diyebiliriz. Literatüre ‘’ Yasa gereği, bir ülkede söz, yazı, resim ve ses yoluyla yapılan her türlü yayının, yazışmaların önce devlet denetiminden geçmesi zorunluluğu.’’ olarak geçen bu kavram, devlet ve toplumdaki hakim sınıf ile birlikte politika haline gelmiş, yapılan her sansürün ileri aşaması olarak da ötekileştirme görülmüştür.  

Toplumsal alanda yapılan ötekileştirme kendini en çok müzikte hissettirmiştir. İnsanların müziğe dair yaptıkları ilk şey elleriyle ritim tutarak ya da doğada buldukları materyallerden çıkardıkları seslerle oluşturulan ritimler olduğu tahmin edilmektedir. İnsanların doğayı tanıyıp, kendine sunulan olanakları kullanmaya başlamasıyla yani alet ve malzemelerin yapılmaya başlanmasıyla ilk müzik aletleri de ortaya çıkmıştır. Müzik, insanlığın var olduğu ilk dönemden bu yana bizimle birlikte varoluşunu geliştirmektedir. O zaman şunu söyleyebiliriz; insan müziksiz, müzik insansız yapamaz.

Müziğin insanlar için bu denli önemli ve değerli bir şey olması toplumsal anlamda da kendilerini var etme çabalarıdır. Toplumlar ancak yarattıkları ile var olur. Ve eğer insanlar bir yaratı ortaya koyamazsa kimlik ve kültürel anlamda silinme dediğimiz durumu yaşarlar. Günümüz toplumlarında yapılmak istenen ana politika budur; kültürel yok etme. Özellikle ulus devletlerin dünyaya yayılması ile birlikte toplumda hakim olanın ve tabi olanın müziği şeklinde ayrımlar başlamış, müzikal ötekileştirme de kendine yeni adlar edinmiş ve zaman zaman farklı bir yaratı ortaya konmak istendiğinde ‘gürültü’ veya ‘azınlığın gürültüsü’ olarak nitelendirilmiştir.  

Bir müzikal form neden sansür edilir? Pek çok cevaba açık olduğu gibi, bir sürü tartışmayı da peşinden getirecek bir sorudur. Fakat tarihi dönemlere baktığımızda bu sorunun çok eskiden gelmiş olduğunu anlarız. Bazı dönemlerde bütün müzikal gelişim yasaklanmış veya sadece belirli bir zümreye ait olan enstrümanlar ya da müzikal formlar yasaklanmıştır. Örneğin, antik Çin döneminde Zhou Hanedanlığı bütün zilli ve vurmalı çalgıları yasaklamıştır. Hitler döneminde ise Jazz müzik sansürlenmiş hatta Jazz müzik ile uğraşan kimselerin işkenceye maruz kaldığı bilinmektedir. Bazı dönemlerde ise etnik kökenleri dolayısıyla kabul görmeyen bazı müzikal formlar olmuştur. En büyük örneği Blues’dur. Blues, Afrika’dan Amerika’ya köle olarak getirilen siyahilerin hayat zorluklarını, köle olarak çalıştırıldıkları tarlalarda çektikleri sıkıntıları ve vatan hasretlerini anlatmıştır. Köle olarak hayatlarını devam ettirmek zorunda olan siyahilerin hayatta tutundukları tek şey olan Blues müzik, vakti zamanında sansürlenmiş ve hakim zümrenin alaylarıyla baş etmek zorunda kalmıştır. Hatta o dönem toplumsal yapı Blues müziğin ‘şeytan müziği’ olduğuna ve ‘şeytani sapkınlıklara’ yol açtığını dahi söylemektedir. Ancak yapılmak istenen onca sansür ve toplumsal baskı pek bir işe yaramamış gibi görünüyor. Bunu söylememin sebebi, şu an çağdaş ya da modern müzik dediğimiz türün asıl kaynağı Blues’dur. Ortaya çıktığı ilk zamanlarda iktidardan tutun da halk tarafından bile benimsenmeyen Blues müzik, şu an Amerika’nın en büyük pazarlama stratejisi  durumundadır. Bunun gibi pek çok örnekle müzikal ötekileştirmeyi anlatacağımız bu durum Türkiye’de hala çok ağır koşullar altında yaşanmaktadır.

Ötekileştirilmiş toplumlar veya ötekileştirilmiş müzikal formlar başka toplumlarda olduğu gibi Türkiye’de de var olmuştur.  Sansür ve gürültü adlarıyla yıllar içerisinde pek çok müzikal form sansüre uğramış ve gürültü olarak nitelendirilmiştir. Türk Halk Müziği, Arabesk gibi müzik türleriyle beraber; Ruhi Su, Ahmet Kaya, Selda Bağcan ve Grup Yorum gibi isimler bir dönem sansüre uğratılmıştır. İktidar ve hakim zümre yıllar içerisinde pek çok insanın sesini kısmaya, onları yok edip, silmeye çalışmış, fakat yapılan bu politikaların hepsi sonuçsuz kalmıştır. Şu bilinmelidir ki hiçbir iktidar ya da hakim zümre, bireylerin kendi varlıklarını gerçekleştirmeye engel olamaz. Yaşamak ki bizim en doğal hakkımız ise, varlığımızı devam ettirmek ve aynı hakim topluluğun hayatlarını sürdürdüğü gibi normal yaşam sürmekte bizim hakkımız. Bizler bu ülkede özgürlük ve yaşam için mücadeleye devam ettiğimiz sürece ‘öteki’ yaftası bizlerin alnından silinmeyecektir. Yaşasın ötekilerin özgür mücadeleleri. Yaşasın ötekilerin kardeşliği!

İlgili Haberler