24 Eylül 2017 Pazar
7

Ne Yapmalı?: Adalet Yürüyüşü’nden Devrimci Programa


Ufuk Çavdar
Ufuk Çavdar
İstanbul Teknik Üniversitesi - ufukcavdar@yandex.com

Adalet yürüyüşü haftalardır ülkenin neredeyse tek gündemi. Yürüyüşün sonuna gelince de bütün gözler ve tartışmalar da 9 Temmuz mitingine kitlendi. İlk olarak başladığı günden bu yana adalet yürüyüşünün AKP karşıtı kitle açısından önemli bir yükseliş olduğunu vurgulamak lazım.

Referandum sonrası söylediğimiz ilk şey referandumun hayırcılar tarafından sokakta kazanıldığıydı. Hatta bunu referandumdan bir gün önce söyleme özgüvenine de sahiptik. Sebebi sonuçları önemsemememiz değildi, aylarca sokakta verilen kavganın ne olursa olsun, büyük hileler dahi olsa, boşa gitmeyeceğine olan güvenimizdendi. Keza büyük hileler gerçekleşti ve referandum sonrasında bugün dahi hissedilen ve görülen AKP karşıtı kitlenin daha dirençli ve daha kararlı olduğu. Bu açıdan Türkiye halkı güvenimizi boşa çıkarmadı. Adalet yürüyüşünü de bu kadar etkili kılan şeyin bu direnç ve kararlılık olduğu açık. Bu anlamda Türkiye daha fazla ve daha kuvvetli yükselmelere ve direnişlere de gebedir.

**

Türkiye solunun ise adalet yürüyüşü ile nasıl ilişkileneceğini bulması gerekiyor. AKP karşıtlarının önemli bir bölümünün, özellikle de gençliğin referandum sonrasında CHP yönetimi tarafından ihanete uğradığını hissettiği ortada. Yürüyüşün başından bu yana yürüyüşteki genç sayısının bu kadar az olmasının sebebi de biraz bununla ilgili. Bu ihanete uğrama hissi sonuç olarak yanlış bir his de değildir. AKP karşıtı milyonlar sokağa çıktıklarında gerçekten CHP yönetiminin ihaneti ile karşılaşmışlardır. Türkiye cumhuriyetçilerinin önemli bir bölümü son haftaları CHP’nin yürüyüşü tamamlamadan bitireceği endişesiyle geçirmesi bundan. Ama konu adalet yürüyüşü olunca, bu ihanet tek başına bu eylemi, bu eyleme katılanları ve bu eylemden heyecan duyanları değersizleştirmeye yeter mi?

Kimisi için cevap evet olabilir. Eğer kişinin yapmaya çalıştığı şey eylemin ne kadar güzel ya da kötü olduğunun cevabını vermekse yetebilir. Yetebilir, ama bu çok açık ki devrimci bir tutum değildir. Yürüyüşün mutlaka güzel olduğu ve kötü olduğu noktaları var. İsteyen bunları günlerce, haftalarca tartışabilir, evde oturmanın teorisini bu tartışmanın üzerine kurabilir. Biz ise durumu başka bir yerden tartışmanın devrimci bir sonuç üreteceğini düşünüyoruz.

Yürüyüş başladığından bugüne milyonlarca insan onca zorluğa, sıcağa, yağmura, tehditlere, ihbarlara ve provokasyonlara rağmen adalet talebini arkasında durmuştur. Bu yürüyüş AKP karşıtları açısından ortaya bir heyecan, umut, enerji çıkarmıştır. Bizim için asıl tartışma bu heyecanı, umudu, enerjiyi nasıl büyüteceğimiz, nasıl örgütleyeceğimiz ve nasıl bir adım daha ileri çıkarabileceğimiz. Bizim açımızdan her zaman tartışılması gereken şey budur. Bu tartışmayı yürütmeden Türkiye devriminin öznesi, öncüsü olmak ve milyonlarca insanın katıldığı yürüyüşün ortaya çıkardığı heyecanı, enerjiyi kapsamaya, örgütlemeye, ilerletmeye çalışmadan, bu olanaktan heyecan duymadan devrimci bir faaliyet yürütmek mümkün değildir. Böyle bir faaliyet içerisine girmezseniz yaptığınız şey ülkenin geleceğini belirleyebilecek heyecana, enerjiye, arayışa sahip halkı, sonunu bilmediğiniz bir yürüyüşe emanet etmek olur.

Evet referandumdan sonra AKP karşıtlarının direncinin arttığını, daha kararlı mücadele ettiğini söylüyoruz. Ama bu durumun kendi kendine AKP’yi yıkmayacağını da biliyoruz. Bu direncin ve kararlılığın devrimci bir programla buluşması zorunludur. Bu direnç ancak bu şekilde AKP’yi yıkacak bir harekete dönüşür. Referandumdan bugüne kadar geçen süreçte ise böyle bir hareket henüz yaratılamamıştır. Bu hareketi yaratmak için vakit geç değildir ama daha fazla da zaman kaybedilmemesi gerekir. 9 Temmuz hareketin yaratılması için önemli bir uğrak olabilir.

Türkiye’de devrimcilerin hedefi ne CHP’nin kuyruğuna takılıp onu ilahlaştırmak, ne de CHP’yi itibarsızlaştırmak olmalıdır. Hedef milyonların adalet, özgürlük, laiklik, cumhuriyet taleplerinin devrimci bir programla buluşturulması olmalıdır.

Arayışın ve tartışmanın bu programın nasıl yaratılacağı olması gerekmektedir.

Bu program kitlelerden köşe bucak kaçarak, güvenli bölgelerde değerlendirme yazıları yazarak, Türkiye halkı ile ilişkiyi kesme noktasına getirerek oluşturulmaz.

Bu program apolitik sebeplerle kavgadan kaçmakla oluşturulmaz.

Bu program kitlelerin taleplerini omuzlayarak ve bu talepleri daima bir adım ileriye taşıyarak oluşturulur.

Bu program AKP ile yumruk mesafesinde kavgayla oluşturulur.

Türkiye’de olanaklar bu cesareti gösterebilenler için ortadadır.

Tarih kavgadan kaçanları değil, cesurları yazacaktır.