20 Kasım 2017 Pazartesi

Nikahta Kampanya: İlave Seçenek!


Elif Uludağ
Elif Uludağ

Hacettepe Üniversitesi – elifnuruludag97@gmail.com


Geçtiğimiz günlerde AKP hükümeti Nüfus Hizmetleri Kanunu’yla ilgili yasa tasarısını meclise sundu. Tasarıyla ‘vatandaşların evlenme işlemlerini kolaylaştırma, daha kolay ve seri bir şekilde hizmet almalarını sağlama’ gerekçesi öne sürülerek müftülere nikah yetkisinin verilmesi istendi. Tasarıya yapılan eleştirilere ilişkin şaşırtmayan bir açıklama yapan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, yasa tasarısının vatandaşlara ‘ilave seçenekler’ sunacağını iddia etti. Meclisin tatile girmesiyle yasa tasarısı oylanamadı, fakat 2 Ekim’de meclisin açılmasıyla tekrar gündeme gelecektir.

Hatırlatmak gerekirse yakın bir dönemde AKP iktidarı tecavüzü AK’lamaya yönelik bir yasa tasarısı ortaya atmıştı. Kamuoyunda ‘tecavüz yasası’ olarak adlandırılan bu yasa tasarısına karşı kadınların öncülüğünde büyük eylemlilikler gerçekleşmiş ve sonuçta yasa geri çekilmişti. Ülkemizde kadın düşmanlarına attırılan geri adımların da kadınların elde ettiği hakların da tamamı verilen haklı mücadelelerin sonucudur. Nasıl ki tecavüz yasası kadınların mücadelesiyle geri çekilmişse; Medeni Kanun’da kadınlara verilmemiş, kadın hareketinin Osmanlı döneminden 1926’ya kadar verdiği mücadeleyle kadınlar tarafından alınmıştır.

Kadınların mücadele tarihinde kazanımlardan ve kayıplardan daha önemli bir nokta varsa o da mücadelelerine olan inançlarıdır. Bu inancın yüceliği kadın mücadelesinin hem tarihsel haklılığından hem de başka bir yaşam vaadetmesinden gelir. Başka bir yaşam için verilen mücadelenin ön koşulu hep ileriye gitmek, kazanımların bir adım ötesini istemektir. Ancak bugün kazanımlarımızı ileri taşımak varken, 91 yıl önce elde ettiğimiz haklarımızı korumak zorunda bırakılıyoruz. Bizler Gezi’deki kadınların direnişinden ve İŞİD’den kurtulan kadının kara çarşafını çıkarıp renkli fistanıyla karşıladığı yaşamdan aldığımız güçle, kadınları birde nikah yoluyla karanlığa mahkûm etmek isteyen AKP iktidarına soruyoruz:

1-Yasa tasarısına ‘nikah işlemlerinin hızlandırılması’ şeklide, herhangi bir sorunu referans vermeyen bir gerekçe gösterilmiştir. Bu ülkede başvurup da nikah kıyamayan kaç kiş var? Kanunlarda yapılacak olan her türlü değişiklikte, değişikliğin hangi soruna yönelik yapıldığı veya hangi boşluğu dolduracağı açıklanırken, toplumun tamamını ilgilendiren evlilik gibi bir konuda neden geçiştirici bir sebep gösteriliyor?

2-Bir anlığına AKP hükümetinin sunduğu gerekçenin doğru olduğunu, insanların evlendirme daireleri önünde günlerce kuyruğa girdiğini düşünelim. Her ilçede nüfus müdürlüğü varken nikah yetkisini neden nüfus müdürlerine değil de devlet memuru kılığındaki din görevlisi olan müftülere veriliyor? Amaç herkesi hızlıca bir yastıkta kocamak mı yoksa hukuku islamlaştırmak mı?

3-Toplumun tamamını ilgilendiren ‘evlilik’ gibi bir konuda yetki neden müftülük gibi Türkiye’de sadece bir inancın bir mezhebini temsil eden bir kuruma verilmiştir? Tüm yurttaşlara eşit mesafede olması gereken devletin, toplumun her alanını dini uygulamalarla yönetmeye çalışması laikliğe aykırı değil midir?

4-Dİn hanesini sildirmenin bile mesele olduğu bir ülkede müftü nikahı ile belediye nikahı arasındaki fark gündelik hayata nasıl yansıyacaktır?

5-Yasa tasarısına göre dini bir misyon kazanan evlilikte, boşanma nasıl olacaktır? Evlilik gibi boşanma da erkek için ‘3 kez boş ol’ demek kadar kolayken, kadın için daha da zorlaştırılacak mıdır?

6-Gayrimüslim biriyle müslüman biri evlenirken müftülerin tavrı ne olacaktır? Önce, kendine göre ‘gavur’ olan gayrimüslimi müslüman mı yapacaktır?

7-Evlilik yoluyla vatandaşlık kazanma maddesine ‘genel ahlaka uygunluk’ ibaresi eklenmiştir. Yasada kadın/erkek gibi bir ayrım yapılmasa da “kız mıdır, kadın mıdır?” diyenlerin iktidarda olduğu bir ülkede, ‘ahlak’ kelimesinin tamamen kadınlara dokunduğu sonucuna ulaşmak zor olmasa gerek. Peki yasa tasarısında bahsi geçen ahlak kimin ahlakıdır?

8-Yapılan bir diğer düzenleme soyadına ilişkindir. Evlendikten sonra kocasının soyadını kullanan kadınlar kendi soyadlarını kullanabilmek için uzun yıllar mücadele vermişlerdir. Sadece kendi soyadlarını kullanamasalar da kendi soyadlarının arkasına kocalarının soyadlarının eklenmesini sağlayarak 2 soyadlı kadınlar olma hakkını kazanmışlardır. Yani asıl istenen olmasa da bu da kadınlar için bir kazanımdır, ilerletilmesi gereken. Yasa tasarısına göre evlendikten sonra hem kendi soyadını hem kocasının soyadını kullanan kadınlar bir süre sonra sadece kocalarının soyadını kullanmak isterlerse nüfus müdürlüğüne başvurarak kolayca kendi soyadlarını sildirebileceklerdir. Ancak kadın evlendikten sonra sadece kendi soyadını kullanmak isterse mahkemeye başvuracak ve uzun süre sürecek olan bir mücadeleye girecektir. Mademki soyadı konusunda bir düzenlemeye gidilecekti, neden kadınların haklı taleplerini karşılamak tercih edilmedi?

9-Müftüler Medeni Kanun’a uygun evlenme şartları olan yaş sınırı, tek eşlilik, akrabalık gibi şartları hakkıyla değerlendirebilecek midir? Eğer cevap evetse, bu cevabı verirken neyi referans aldınız? Referansınız, müftülüğün kuran kursu seminerlerinde ‘öğrenciye kendini sevdirmek’ başlığı altında hocalara ‘dokunmak, başını ve yanaklarını okşamak, sarılmak, öpmek’ gibi tavsiyelerde bulunarak çocuk istismarının önünü açması mıdır? Eğer buna da cevabınız evetse, AK’lamaya çalıştığınız Ensarcı zihniyetin meclisteki temsilcisi olduğunuzu hatırlar ve cevabınıza hiç şaşırmayız.

10-İlerleyen süreçte saray rejiminin nikah yetkisini belediyelerden alıp, bu yetkiyi tamamen müftülüğe vermemesinin bir garantisi var mıdır?

11-Yasa tasarısına göre evde doğum durumunda sözlü bildirimle nüfus kaydının yapılması mümkündür. Babasıyla soy bağı kurulan çocuklar babalarının nüfusuna geçirilirken annelerinin kimlik bilgileri istenmeyecektir. Burada amaç babalığı kutsamak mıdır, kadını yok saymak mıdır? Kürtajı yasaklamayan fakat buna ulaşımı zorlaştıran, her seferinde yaptığı gebe takibiyle ve sağlık alanındaki çalışmalarıyla övünen AKP’nin Yeni Türkiye’sinde evde doğum neden yapılır, sözlü bildirime neden ihtiyaç duyulur? Örneğin; kızını hamile bırakan bir erkeğin doğan çocuğu sanki eşi doğurmuş gibi nüfusa kaydetmesini mümkün kılmadaki amaç nedir? Saray rejimine göre tecavüzü AK’lamak bir devlet politikası mıdır?

Tüm bu soruların cevabı AKP’nin 16 yıllık kara tarihindedir. Ülkemizin içine sokulduğu gerici dönüşüm süreci içinde dayatılan kadın düşmanı politikaları ‘niyet okumak’ olarak değerlendirenler olacaktır. Eğer bu bir niyet okumaysa kendilerine hatırlatmakta fayda buluyorum, ‘niyeti kötü olanın attığı ok kendine döner.’