24 Mayıs 2018 Perşembe

Pırlanta Gibi Çocukların Filmi: Ayhan Hanım


Alp Karaçaylı
Alp Karaçaylı
Ankara Üniversitesi

Bahardı, mayıstı, bayramdı
O gün kaybettim ben onları
O gün kaybetti onlar…
1 Mayıs 1977

Sinemanın imgesel gücünün zorlandığı ve hemen her sahnesinde kullanılan imgelerin izleyiciye zerk ettirildiği bir film Ayhan Hanım. Vizyona girdiği tarihte ve sonrasında izleyenler tarafından yoğun biçimde eleştirilmesiyle, oyuncuların performanslarıyla ve konu edindiği hikayeler bakımından Türkiye sineması için büyük öneme sahip bir film olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye’de siyasal çalkantının en yoğun olduğu 1960-1980 arası dönemi ve sonrasını bir ailenin hikayesi üzerinden konu edinen filmi, içerik anlatımı bakımından eleştirel fakat genel sinematografi bakımından başarılı bir örnek saymak gerekiyor. Türkiye sinemasında az bulunan ritmik ve sanatsal ögelerin bu filmde bolca ve başarılı bir şekilde bulunduğu, imgelerin en yalın hallerinden en süslü hallerine kadar verildiği bir dönem, kuşak eleştirisi olma özelliği gösteriyor.

Hakkında fazla söz edilmeyen bir filmken, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı sonrası yönetmeni tarafından internet sunucularına ücretsiz yüklenmesi sonucunda çok fazla seyirciye ulaşmış, 1980 karanlığını yaşamış birçok ailenin iç yapısını, acılarını ve ortak hikayelerini anlatmayı başarmıştır. Yönetmenin siyasi tercihlerinden olsa gerek, Türkiye soluna yer yer eleştirel bir dilin kullanıldığı, yer yer yaşananların ‘’ne gerek vardı bütün bunlara’’ dedirten bir anlatıma sahip. Genel itibariyle bir annenin gözünden uzun, kasvetli bir tarihsel süreci aydınlatmaya çalışmış fakat gerçekçi anlatımının ötesine geçemeyen, toplumsal eleştirisini doğru tarafa yöneltememiş bir film olma özelliği de taşıyor. Uzun bir girişin ardından filmin işlenişi, gelişimi ve sinematografisi hakkında bilgiler vermek gerektiği hasıl oluyor.

12 Eylül 1980 kanlı darbesinin toplum üzerinde yarattığı etkiyi ve baskıyı, kurban mitini kullanarak resmeden bir başlangıç yapılan filmde; ailesi, özellikle çocuklarının mutlu geleceği için varolan apolitik bir annenin iç burkan hikayesine odaklanıyoruz. Büyükbaş bir hayvanın onlarca erkek tarafından kontrol altına alınmaya çalışılması ve yoğun uğraşlar sonucu kurban edilmesi, her aileden bir çocuğun 1980 darbesine kurban edildiğini imgesel yollardan anlatmakla Ayhan Hanım’ın hikayesi başlıyor. Kurban sahnesinde özellikle dikkat çeken detay, hayvanı nasıl yere düşüreceğini bilmeyen bir avuç insanın çaresizliğinin gözler önüne serilmesi. Burada muhtemelen, hayvanı çelme takarak düşürmeye çalışan insanlarla; sola,ülkeye ve geleceğimize nasıl saldıracağını bilmeyen insanlar arasında bir benzeşim kurulmuş olsa gerek. Filmin sonunda odaklanacağımız sahnelerse ilk sahnelerde verilerek seyircinin kafasında bir izlenim yaratma ve ailenin nasıl oluştuğuna dair direkt annenin ağzından bilgiler verilmesiyle anlatım yoğunlaşıyor.

Az sonra kanlı elbisesiyle evinin ortasındaki halıda iki büklüm yatan bir annenin neler yaşadığını, ailesinin nasıl dağıldığını görecek olmamız hikayeyi hepimizden parçalar taşıyan ortak bir hikaye yapacaktır. Tam bu esnada hikaye başa döner ve o karanlık sabaha, o kirli sesin duyulduğu ve her evin televizyonunda ve radyosunda naklen yayınlanan darbe bildirisine şahit oluruz. Bu ülkede yaşayan aileler açısından ortak ve önemli bir olay olma özelliği göstermekle birlikte yaşanan her şeyin nasıl başladığını da seyirciye anlatmaya çalışan bir giriş yapılır bu bölümde.

’Tanrısı devlet kullarız artık’’

12 Eylül 1980

Darbe bildirisinin okunmasının ardından filmin büyük bölümünde, ailenin hikayesinin nasıl başladığını, o karanlık sabahta darbenin kollukları tarafından evlerin nasıl basıldığını ve devrimci insanlara ve ailelerine nasıl işkence yapıldığını göreceğiz, yaşayacağız. Bu bölümden itibaren ritmik ögelerin aileyle özdeşleşen halı imgesi üzerinden ilerlediğini görüyoruz. Halı, Anadolu aile tipolojisini temsil etmekte, halının üzerine eklenen her kişi de aileye yeni katılan çocukları temsil etmektedir. Aynı esnada şiirsel bir anlatımla eşiyle nasıl tanışıp, çocuklarının nasıl olduğunu anlatan Ayhan Hanım’a da odaklanmış durumdadır kamera. Büyük abi, kardeşleri arasından sıyrılıp politikleşen, ailesiyle ve belki de anne babasının üyesi olduğu bir önceki kuşakla çatışmayı görev edinen kişi olmuştur. Bu büyük halının üzerinde, kardeşlerinin düşünce dünyasına siyaseti nasıl getirdiği, babasıyla amansız biçimde nasıl tartıştığı ve tüm bunlar yaşanırken Ayhan Hanım’ın olaylara çaresiz bakışlarına şahit olmaktayızdır.

Ta ki halıdan ilk çıkış gerçekleşip, ailenin dağılma hikayesinin net bir şekilde başladığı yere kadar. Yemek masasında oturmuş yemek yerken babasıyla yine tartışmaya tutulan abi ‘’bu ülkenin değişmeye ihtiyacı var’’ dediği sırada baba ‘’size mi kaldı’’ diyerek oğluna çıkışır ve aile zinciri de, halı da kopuşu yaşamaya başlar.

Ailenin ve asıl Ayhan Hanım’ın başına gelenler bundan sonra başlayacaktır. Büyük oğlu tekrar dönecek şekilde o gün kopar ve evden ayrılır. Tam bu sırada zilin şafak vaktinde ısrarlı biçimde çaldığını duymaktadır aile. Gelenler darbenin hukuk tanımaz kolluklarıdır ve kurban istemektedirler. Kapı açılacak ve Ayhan Hanım gerçekten Ayhan Hanım olacaktır artık. Çocuklarına karşı muhbirlik yapma teklifinden tutun da, eğer yeri söylenmezse ona nasıl işkence yapılacağına kadar her şey alenen söylenmiştir Ayhan Hanım’a.

Darbeyi aktif ve siyasi biçimde yaşamasa da hayatına ve düşünce kodlarına en fazla yansıyan sonraki kuşağa yani küçük kardeşe çevrilmiştir bir sonraki sahnede kamera. Karanlık yüzler abisinin nerede olduğunu sormaktadır ve cevap verilmezse abisine işkence yapılacağı temsili bir şekilde gösterilmiştir kardeşe. Tam bu sırada patlayan tokat, filmin kırılma noktası olmanın ötesinde büyük bir anlam taşımaktadır. O tokat, yalnızca bir işkenceciye değil; darbeye, yaşanan acılara ve kaybeden bir hükümranlığa atılmıştır. Gençliğin bugün kendisine görev edindiği geri adım atmama imgesi o tokatta hayat bulmuştur. Küçük bedenine o an yapılan işkence, sonraki kuşak için planlananları ifade etmektedir bizim için.Geçişli sahneler aracılığıyla Ayhan Hanım’ın odasına tekrar dönmüştür kamera ve işkenceciyle karşı karşıyadır. Artık politikleşmiştir Ayhan Hanım ve öfke-umut ikilisini taşımaktadır bağrında. Küçük oğluna ve bütün bir kuşağa yapılan işkencenin hesapsız kalmamasını istemektedir yaratıcısından. Oğlunun büyüyüp, umut olup karanlık yüzü bulmasını ve ondan yapılanların hesabını sormasını dilemektedir. Bu imge, sosyalist-devrimci gençlerin aileleriyle çatışmalarının ötesinde onları ezmeye çalışanlara karşı ailelerinin nasıl bir mücadele verdiğinin de kanıtıdır bizim için.

Filmin son bölümü, abinin eve gelişi ve ardından derdest edilerek götürülüşü üzerinden şekillenecektir. Oğlunun acısına dayanamayan bir annenin canına nasıl kıydığı anlatılacak ve yine imgelerin yoğun olduğu hastane sahneleri devreye girecektir. Hastane’nin içerisindeyken kronolojik bir gelişimi görecek ve an be an onunla hesaplaşacaktır seyirci. 1977 1 Mayıs’ında yaşanan katliamdan kaçmaya çalışan bir kadına yönelecektir kamera. Uzattığı eli ve haykırdığı yardım çığlığı Ayhan Hanım’a ulaşmıştır. Ayhan Hanım, bir anne bir kadın ve en temelde bir insan olarak yaşanan her şeye rağmen bu ele doğru gitmektedir. Tam bu esnada yaralı kadının üzerinden paletleriyle panzer geçecek ve Ayhan Hanım, 1 Mayıs alanını, canını kurtarmaya çalışan ve birbirini ezmek zorunda bırakılan insanları görecektir. Burada konu edinen ve kabul edilmemesi gereken mağdur miti ve solun hatalarına, savurganlığına indirgenmeye çalışan anlatımdır. Oğullarını ve yüzü gülen çocukları, tek tek kıskacına alan işkenceciyle arasında geçen konuşma Türkiye tarihine de ışık tutan ve hepimizin hikayesinden parçalar taşıyan bir diyalogtur. Ayhan Hanım’a evden beri her fırsatta ‘’komünist’’ demesi artık bir tekrara dönecek ve kulağımızı tırmalayan bir ses olacaktır. Aralarında geçen diyologta yenilen ve sessiz kalan işçi sınıfını, kurbanları onların ailelerini ve daha birçok yerleşik toplumsal algıyı görecektir seyirci.

Oğlunun yakalanmasına giden süreçte karşısındaki karanlık yüzle konuşması her şeyi özetler niteliktedir.

-Sizin evde sofrayı kim topluyor beyefendi?
+Karım!
-Yardım ediyor musunuz?
+Benim işim değil ki.
-O yüzden bu çocukları anlayamazsınız, kocamda bu yüzden anlamadı!

Sonuç olarak, filmin hemen her sahnesinde toplumsal bir eleştiriyi, algıyı ve acıyı görmüştür seyirci. Fakat yine de güneş doğmuştur. Yumruklar her zaman olduğundan daha sıkıdır. Öylesine sıkıdır ki gökyüzünde asılıdır artık yüzü gülen çocukların yumrukları. 1980 darbesini, etkilerini yaşayan kuşakların sözüdür artık film. Yoruma bırakılmıştır ve biz de yoruma bırakıyoruz artık filmi.

1977 1 Mayıs’ında hayatını kaybeden, 1980 darbesinde acı çeken fakat gülümseyi en şanlı direniş haline getiren pırlanta gibi çocukların ve annelerinin filmidir artık Ayhan Hanım!

 

‘’Biliyorum geleceksin, çaldığında o kapıyı
bitecek hikayemiz
Zaferi bu devletin olacak gözyaşlarım
Ama belki de başka bir baharda
Kahramanları başka bir hikaye başlar’’