23 Ekim 2017 Pazartesi

Popülizm – Halkçılık İlişkisi (2)


Murad Karabulut
Murad Karabulut
Ankara Üniversitesi

Halkçılık tartışmalarında bizim kuşağın en çok anlamadığı ve okurken sessiz bir mırıldanma ile hızlıca geçtiği yer tahmin edilebilir ki popülizm ile halkçılık arasındaki ayrımın anlatıldığı yerlerdir. Bir de burada sağ popülizm mi sol popülizm mi halkçılık mı demek gerekir diyerek başlayan sorulara Yunanistan SYRİZA, Portekiz PODEMOS, Trump’ın ABD’si, Polonya, Macaristan ve Türkiye örnekleri üzerinden devam edildiğinde kafamızın üzerinden dumanların çıktığını hemen hemen herkes görebilir. Yalnız sorun bu kadar karmaşık değildir.

Müller popülizmin mantığını anlatmaya “popülizmin siyasetin özgül bir ahlakçı bakışla tasavvur edilmesine dayandığını”[1] düşündüğünü söyleyerek başlar. Sonra devam eder: “Siyasal dünyanın en nihayetinde kurgusal bir şekilde, ahlaken saf ve bütünleşmiş halk ile ahlaken aşağı olan yozlaşmış seçkinler arasında bir ayrım üzerinden algılanması”[2] Burada popülizmin sadece bağıran, kollarıyla büyük hareketler yapan, öfkeli insanların boş iddiaları olarak değil ahlak alanında kendisini var ettiğini de anlamış oluyoruz. Peki bu ne demek?

Sadık Albayrak Halkçılık tartışmalarından bağımsız olarak “Can Soyer’in 12 Eylül sonrası sosyalist hareketin bazı niteliklerine ilişkin yazdıklarına”[3] yaptığı itirazda “12 Eylül sonrası sosyalist hareketin en büyük yenilgisi ‘etik ve estetikte’ olmuştur.”[4] demektedir. Albayrak’a göre “ahlak ve estetikte yenilgi, son tahlilde devrimci mücadelede yenilgi demektir.”[5] Albayrak tartışmayı biraz daha ileriye taşıyarak şunları da söylüyor: “Bugün dünyada ve Türkiye’de her alanda yabancılaşma, sömürü, baskı, zulüm, savaştan başka bir şey olmayan biz düzene devrimci bir seçenek yaratılamıyorsa bu, her şeyden önce günümüzde etkili olabilen, insani bir ahlak ve estetik yaratılamamış olmasındandır.”[6] Böylelikle sosyalistlerin boş bıraktığı ya da bırakmak zorunda bırakıldığı etik ve estetik alanın popülist liderler tarafından doldurulması süreci gelişmiş oluyor. Albayrak’ın yaptığı itirazın ne kadar değerli olduğunu bugün bir kez daha görmüş olduk.

Peki, popülizm sadece bugünün kavramı mıdır yoksa örneğin 60’lı yıllarda da popülizm var mıydı? Popülizm aslında her zaman olan ama kendisine alan açamayan veya farklı ideolojiler içerisinde alan bulmaya çalışan bir siyaset biçimiydi. Bugün ise bir siyaset yapma biçimi olarak kendisini hem sağda hem de solda var edebilmiştir.

Deniz Yıldırım sağ popülizmi “bir yanı giderek faşizme kayma eğilimini de içinde barındıran ve halkın ekonomik öfkesini kimliklere nefrete kaydıran otoriter”[7] bir siyaset biçimi olarak sol popülizmi de “gerçek bir demokrasi talebi etrafında ezilenlerin ekonomik taleplerini politikleştiren”[8] bir siyaset biçimi olarak tanımlıyor ve sol popülizmi halkçılık olarak program ve strateji etrafında tartıştığını da ekliyor. Çulhaoğlu ise “Egemen sınıf, devlet, siyasal iktidar ve yerleşik kurumlar tarafından üretilip yayılan ideolojilerin, geniş halk kesimlerindeki ideolojik motifler, değerler, yönelimler ve eğilimlerle buluşup ortaya çıkardığı yaygın ama eklektik, etkili ama boşluklu bütünlük”[9] olarak “egemen ideoloji” tanımı yapmakta ve “günümüzün egemen ideolojisini sağ popülizm” olarak adlandırmaktadır.

Deniz Yıldırım sağ popülizmin “merkez siyasetlerin, giderek işlevsizleşmiş temsili demokrasinin ve neoliberal modelin üçlü krizi” üzerinde yükseldiğini ve “kurucu meclis gibi örgütlenme, halkçı strateji, demokratik asgari programda birlik siyasetiyle Laik, Demokratik Cumhuriyet’e” sloganıyla tarihin fırsat penceresinin açılabileceğini düşünmektedir. Çulhaoğlu kalkış noktasının maddi gerçeklikler olduğunun bu maddi gerçekliklerin ise “günümüz Türkiye’sinde kapitalist sömürü mekanizmalarının işleyişi, vurgun, rant, talan, emekçilerin çalışma ve yaşam koşulları, ücretler, kayıt dışı çalışma ve diğerleri…”[10] olduğunu söylemektedir.

Buraya kadar hem bir tartışmanın özetini yapmaya çalıştık hem de popülizm halkçılık ilişkisini sorguladık. Bundan sonrası için neler yapabiliriz onları konuşacağız.

Dip not: Kılıçdaroğlu’nun atleti neden bu kadar siyasetin konusu yapıldı diye düşünenler için popülizmin bir ahlak siyaseti olduğunu ve halkı temsil edenler ile elitler arasında bir ayrım yaptığını hatırlayalım. Halkı temsil ettiğini söyleyenler pahalı takım elbiseleri içerisinde saraylarda otururken muhalefet liderinin atlet ile sıradan bir yemek sofrasında poz vermesi halkın temsiliyeti anlamında popülist liderler için bir kriz sebebidir. Bu anlamda ortada sadece bir atlet değil bir temsil krizi de vardır.

 

[1] Jan Werner Müller, Popülizm Nedir?, Çev. Onur Yıldız, İstanbul, İletişim Yayınları, 2017, s.36

[2] A.g.e.

[3] Can Soyer’e İtirazım Var, Sadık Albayrak http://ilerihaber.org/yazar/can-soyere-itirazim-var-52755.html

[4] A.g.e

[5] A.g.e.

[6] A.g.e.

[7] Kriz, Sağ Popülizm Ve Halkçılık, Deniz yıldırım http://www.abcgazetesi.com/kriz-sag-populizm-ve-halkcilik-7437yy.htm

[8] Deniz Yıldırım’ın buradaki “gerçek bir demokrasi talebi vurgusu” bize Can Soyer’in yazısındaki şu bölümü hatırlatıyor: “burada demokrasi ile kast ettiğimiz, esasında sosyalizm-öncesi talepleri (seçim öncesi yargıda adalet, temsil hakkı, basın özgürlüğü vb.) ifade etmektedir.”[8]

[9] İdeolojik Mücadele İçin İpuçları, Metin Çulhaoğlu http://ilerihaber.org/yazar/ampideolojik-mucadeleamp-icin-ipuclari-56559.html

[10] A.g.e.