RÖPORTAJ| Ali Rıza Güngen: ”Krizin temel sebebi, Türkiye’nin dışa bağımlı ekonomik yapısını değiştirmek şöyle dursun pekiştiren AKP politikalarıdır. ”

Esra Tokat-Onur Kerem Tever

Türk lirasının değer kaybetmesi, döviz kurlarında yaşanan yükseliş ve yaşanan krizin sebepleri üzerine Genç Gazete ekibi olara siyaset bilimci,araştırmacı ve çevirmen  Ali Rıza Güngen ile konuştuk. Türkiye’nin en ağır finansal krizinin yaşandığı 2001 Şubat’ında bile Türk lirasının dolar karşısında kaybettiği değerin şu andan daha düşük olduğunun altını çizen Güngen, yaşanan krizin temel sebebini ”Türkiye’nin dışa bağımlı ekonomik yapısını değiştirmek şöyle dursun pekiştiren AKP politikalarıdır. ” diye ifade etti. Aynı zamanda AKP’nin yapacağı kriz karşıtı önlemlerin muhalefet unsurlarının etkin bir mücadele ile emekçi düşmanlığını göz önün sermesi gerektiğini vurguladı.

Genç Gazete: Ülkenin ekonomik durumu herkesin gündeminin başına yerleşmiş durumda. Siz Türkiye ekonomisinin içinden geçtiği durumu nasıl tanımlıyorsunuz, Türkiye gerçekten bir krize doğru ilerliyor mu?

Türkiye’nin içinden geçtiği çalkantının adı bir kur krizidir. 2018 yılı içinde Türk Lirası ABD doları karşısında yüzde 45’e yakın değer kaybetti. OHAL ilanından 2018 Eylül ayı başına kadar bakıldığında değer kaybı oranı yüzde 55’tir. Kıyaslamak gerekirse Türkiye’nin en ağır finansal sektör krizinin görüldüğü 2001 Şubat’ında kayıp yüzde 50 civarındaydı, ancak bu değer yitimi önceki sabit kur rejimi nedeniyle birkaç gün içinde görüldü. Bugünkü değer kaybı ise biraz daha zaman yayılarak gerçekleşti. Yine de Mayıs ve Ağustos ayında olanlar bir kur krizinin içinde olduğumuzu söylemeye izin veriyor.

 

Para biriminin hızla değer kaybettiği bir ortamda çeşitli ödeme sorunları baş gösterebilir, ancak para biriminin değer kaybetmesi aynı zamanda ihracat bakımından avantaj sağlayabilir ya da Türkiye’de de görüldüğü üzere turizm bakımından ziyaretçi sayısında bir artış görülebilir. Yine de Türkiye’deki kur krizinin bir reel sektör krizine doğru evrilmesi olasılığı hiç de azımsanmayacak düzeyde. Bunun nedeni geliri Lira ile olan binlerce firmanın çok yüklü yabancı para cinsi borçların altına girmiş olmasıdır. Türkiye’de son verilere göre reel sektörün döviz açık pozisyonu 215 milyar dolar. Yani döviz yükümlülükleri döviz varlıklarından 215 milyar dolar daha fazla. Bu sorun, borç yapılandırmaları kadar borcun daha ziyade uzun vadeli olması nedeniyle de hemen iflaslara ve işsizlik artışına yol açmıyor. Ancak gidişat 2018’in son aylarında ekonomik durgunlukla birlikte yüksek enflasyonu işaret ediyor.

Güngen: ”Bu tablo 40 yıllık neoliberal otoriterliğin üzerine AKP dönemi ekonomi politikalarının derinleştirdiği bağımlılıkla oluştu.”


Genç Gazete: Özellikle iktidar çevreleri, Türkiye’nin yaşamakta olduğu ekonomik zorlukların dış kaynaklı müdahalelerden kaynaklandığını ifade ediyor. Var olan bu tablo öznel müdahaleler sonucunda mu oluştu? Sizce krizin temel sebebi nedir?

 

Türkiye’nin uluslararası bağlamda nereye yerleşmiş olduğuna bakarsak AKP söylemine sağlıklı bir eleştiri getirebiliriz. Türkiye’nin küresel ekonomiyle bütünleşme süreci dış kaynak kullanımına dayalı bir şekilde ve açıkları çoğaltarak gerçekleşti. Haneler hızla borçlandı, ekonomik büyüme kredi öncülüğünde ancak sermaye girişleri yoğun bir şekilde devam ettiği müddetçe sürdü. Türkiye vatandaşlarının yurtdışındaki varlıkları ile yabancıların Türkiye’deki varlıkları arasındaki fark yani uluslararası yatırım pozisyonu Türkiye’nin dışarıya verdiği açığın nasıl arttığını gösteriyor. Son aylarda borsadaki gerilemeden kaynaklı olarak (borsada işlem gören hisselerin yüzde 65’i yurtdışı yerleşiklerin elindedir) bir düzelme görülse de Türkiye’nin toplam gelirinin yarısına yakını kadar bir yatırım pozisyonu açığı var. Bu olguyu kibarca ifade etmek istersek bağımlı bütünleşmeden bahsedebiliriz. Sermaye girişine bağlı ve dışarıda alınan kararlardan doğrudan etkilenen bir büyüme…

 

Mevcut tablo dış müdahale nedeniyle ya da ABD Başkanının birkaç tweeti nedeniyle oluşmadı. Bu tablo 40 yıllık neoliberal otoriterliğin üzerine AKP dönemi ekonomi politikalarının derinleştirdiği bağımlılıkla oluştu. Krizin temel sebebi, Türkiye’nin dışa bağımlı ekonomik yapısını değiştirmek şöyle dursun pekiştiren AKP politikalarıdır. Son beş yıldır ayrıntılı bir şekilde tartışılan ve yaklaşan küresel finansal ortamı okumaktan aciz politika yapıcılar ve AKP’nin simgelediği rant koalisyonunun çıkarları ülke ekonomisini çöküşün eşiğine getirdi demekte beis yoktur.

Genç Gazete: Türkiye’nin para biriminin dolar karşısında değer kaybediyor olması sadece bizim ülkemize özgü bir olgu mu yoksa küresel çapta bir olgudan bahsetmek mümkün mü? Eğer “kriz” küresel bir fenomene dayanıyorsa Türkiye’nin diğer ekonomilere kıyasla etkiye daha açık olmasının sebebi nedir?

“Küresel finansal koşulların sıkılaşması” olarak adlandırılan konjonktürde merkez kapitalist ülkelerdeki politika tepkileri bütün çevre ülkeleri etkiliyor. Örneğin Güney Afrika resesyona giriyor. Arjantin, Hindistan, Endonezya vb. ülkelerde para birimleri değer kaybediyor. Ancak bu küresel konjonktürde en fazla etkilenen ülkenin (Venezuela’daki büyük çöküşü saymazsak) Türkiye ve Arjantin olduğunu söyleyebiliriz. Son beş yıl içinde reel efektif kura bakıldığında en büyük kaybı yaşayan ülkeler de Türkiye ve Arjantin’dir.

 

2018’in 2. Çeyreği için yine görece yüksek bir büyüme rakamı açıklanacak ancak 2018’in son aylarında ekonomik faaliyetin durma noktasına gelme ihtimali bulunuyor. Eğer merkez ülkelerde radikal bir politika değişikliği olmazsa Türkiye’ye hızla sermaye girişi olmayacak demektir. Türkiye’nin etkiye en açık ülke olmasının sebebi ağır borçluluktan kaynaklanıyor. Bir yılda vadesi gelecek özel ve kamu borcu ile cari açık toplamı 237 milyar dolar ediyor. Reel sektörün uzun vadeye yayılmış olsa da yabancı para cinsi borçları çok ağır. Bu koşullarda “finansal sıkılaşma” kolay finansman imkanının sona ermesi demek. En önce en borçlu olan, üretim kapasitesi yetersiz görünen ya da sermaye için değerlenme olanakları bakımından sıkışanlar güme gidiyor.


Güngen: ”Etkili bir mücadele ve muhalefet AKP’nin söyleminin kofluğunu ve kriz karşıtı önlemlerin emekçi düşmanlığını ortaya sermeli.”


Genç Gazete: 13 Eylül tarihinde yapılacak olan TCMB Para Politikası Kurulu Toplantısı’ndan çıkacak kararlara dair bir öngörünüz var mı? Sizce iktidarın krize yönelik politikaları neler olacak?

 

Türkiye’nin sıkıştırıldığı darboğaz içinde küçük ve orta ölçekli işletmeleri korumak, inaşaat sektörünün çöküşünü ertelemek adına AKP faiz artışından sakınmaya çalışıyor. Ancak kur krizinin daha da ağırlaşmasını önlemek için faiz artırımından kaçınamıyorlar. Piyasa faizleri yüzde 25 seviyesindeyken TCMB’nin politika faizinin 17,75 ve ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin (ki bugün yine para politikasında karmaşa olduğu için bir haftalık repo faizine nazaran bakılması gereken oran aslında budur) 19,25 olduğunu görüyoruz. MB zannediyorum faiz artışına gidecektir, ancak bunu liberal ya da kurumsalcı iktisatçıların arzuladıkları şekilde veya uluslararası yatırımcıların istediği ölçüde (500 baz puandan 1000 baz puana kadar rivayet muhtelif) yapmayacaktır. Daha ziyade enflasyon artışını takip eden ve ekonomideki durgunluk eğilimini daralmaya dönüştürmekten kaçınan faiz artışları dönemindeyiz.

 

İktidar kamuda tasarrufla mali alan yaratacağını, borç yapılandırması çerçevesiyle zor durumda olan şirketlere destek olunacağını açıkladı. Ancak kamuda kesinti, vaat edildiğinden daha zor. Yaparlarsa durgunluğu daralmaya çevirebilirler. Borç yapılandırması ise finansman sorununu çözmüyor, erteliyor. AKP’nin rant koalisyonu içindeki gerginliklerin nasıl çözümleneceğine bağlı olarak krize karşı önlemlerin çeşitlendiğini göreceğiz. Ancak ellerinde bir reçete yok. Etkili bir mücadele ve muhalefet AKP’nin söyleminin kofluğunu ve kriz karşıtı önlemlerin emekçi düşmanlığını ortaya sermeli.

İlgili Haberler