21 Şubat 2018 Çarşamba

RÖPORTAJ: ODTÜ’de düzenlenecek evrim konferansının danışmanı Özgür Gür ile konuştuk


Genç Gazete – Edanur Yılmaz 

ODTÜ’de her yıl düzenlenen Aykut Kence Evrim Konferansı bu yıl 10-11 Şubat tarihleri arasında ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezinde yapılacak.

Her yıl ülkenin dört bir yanından katılımcıların geldiği, yurtiçi ve yurtdışından uzmanların konuk edildiği konferansta bu yıl da birçok bilim insanı Ankara’da evrimi anlatacak. Evrim Ağacı ve ODTÜ Biyoloji ve Genetik Topluluğu’nun ortaklaşa düzenlediği konferansın detaylarını öğrenmek için etkinlik danışmanlarından Özgür Gür ile görüştük.

 

-Merhaba Özgür, bu sene 10-11 Şubat tarihleri arasında Aykut Kence Evrim Konferansı’nın 12.sini düzenliyorsunuz. Akademik çevreye özverili bir çalışmanın ürünü olarak katkı sunduğunuz bu konferansta bu yıl bizleri neler bekliyor, biraz içerikten ve konuklardan bahsedebilir misin?

Merhaba Eda,

Öncelikle özverili çalışmanızla öğrenci organizasyonlarının sesi olmanızdan dolayı teşekkürlerimizi sunmak isterim. Aykut Kence Evrim Konferansı’nın 12.si düzenlenmekte.  Türkiye’de evrimsel biyolojiyi dogmatik düşüncelerin karşısında inatla savunan ve yayan çok önemli bir bilim insanı olan Aykut Kence Hoca’mızın başlattığı bu konferans dizisi önceleri yurt dışında ve içinde yeni gerçekleşen araştırmaların konuyla ilgili insanlarla buluşturulmasını ve de evrimsel biyolojiye dair giriş yapmak isteyen insanların katılabileceği bir kapsamdaydı. Topluluk danışmanımız  Aykut Hoca’mızı kaybetmemizin ardından adını vererek andığımız konferansımız giderek güçlenen ekibiyle çok daha büyük bir kitleye hitap etmeye başladı.

Eda özellikle birkaç noktaya parmak basmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Günümüzde bilimin bir meta haline getirilip “pazara sürüldüğü” bir ortamda bizler bilimin saf meraka dayalı temeline ve bilimin halkla buluşmasının en tabii doğru olduğunu savunuyoruz. Bu bağlamda konferansımızın giderlerini karşılamak amacıyla ki yetmese dahi “piyasa konferanslarının” aksine olabildiğince düşük ücretlerle organize etmeye çalışıyoruz. Ekibimiz ODTÜ Biyoloji ve Genetik Topluluğu ve Evrim Ağacı bünyesindeki öğrenci arkadaşlardan, Mehmet Somel gibi alanında başarılı akademisyenlerden oluşmakta. Ekibimizdeki insanlar da bilimi, doğruyu herkesle buluşturabilmek mottosuyla, bunca yoğun baskıya rağmen büyük bir öz veriyle emek veriyor. İnanın aylar boyunca en yoğun zamanlarımızda dahi gerektiğinde uykudan feda edip konferans hazırlıkları için koşturuyoruz.

Bir diğer önemli nokta ise konferansımızın çıkış noktalarını oluşturuyor. Konferansı Kemal Kurdaş ve A Salonları’nda eş zamanlı olarak gerçekleştiriyoruz. Kemal Kurdaş Salonunda evrimsel biyolojiye dair temel konular ve de biyoloji harici bilimlerdeki etkileşimlerine dair konuları incelerken A Salonu’nda ise evrimsel biyoloji alanında yapılmakta olan yeni çalışmalara ve araştırma konularına değinmeye çalışıyoruz. Böylelikle hem evrimsel biyolojiye dair bir giriş yapmak isteyen insanları hem de konu özelinde birikime sahip olup geliştirmek isteyenleri bir araya getirmiş oluyoruz. Evrimle ilgili olan bini aşkın insanın bir arada olduğu bir etkinlikte nice güzel bağlar kurulabiliyor bu şekilde.

Bu sene de misyonlarımız doğrultusunda Avrupa, Amerika ve Türkiye’den 20’ye yakın hocayla konferansımızı gerçekleştireceğiz. Bunların yanı sıra Türkiye’de Bilim ve Evrim konulu bir çalıştay ile Bilim ve Evrim’in Türkiye eğitim sistemindeki yerine, halkın içindeki yerine, bilim – evrim karşıtı politikalar sonucu nasıl bir durumda olduğumuzu ve neler yapabileceğimizi konuşmayı amaçlamaktayız.

-Konferansın bilimin diğer alanlarıyla etkileşime girdiğini söyleyebilir miyiz?

Elbette!

Evrim tıpkı yer çekimi gibi bir doğa gerçeği. Biyolojik bilimlerin yanı sıra her türlü bilimde evrimin iz düşümlerine yansımak mümkün. Sosyal bilimlerden tutun mühendislik bilimlerine kadar. Sosyal bilimlerde duygularımızın, toplumsal dinamiklerimizin kökenlerine dair açıklamalardan robotiğin daha hızlı gelişmesine olanak veren evrimsel algoritmalara kadar uzanan bir spektrumdan bahsediyoruz aslında.  Katı, sınırcı bilimin terk edileli çok uzun zaman olduğu bilinen bir gerçek. Multi disipliner ve kolektif çalışmaların bilimin seyrinde en önemli yol olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Keza biz de konferansımızda evrimin diğer bilimlerdeki yeriyle de alakalı yoğun bir yer vererek bu amaç doğrultusunda emek verdiğimizi söyleyebilirim.

-Ülkemizde giderek bazı temel bilimsel bilgilerin çarpıtıldığını, özellikle ‘evrim’in hedef tahtasında olduğunu düşünürsek böyle bir etkinlik bilimin yoksunlaştırılmasına ve yıpranmışlığına yeniden can katıyor diyebiliriz. Bu konferans dışında bilimi halka ulaştırmak konusunda ne gibi faaliyetlerde bulunuyorsunuz?

Bizlerin de tüm umuduna bakarsanız aslında evrim gerçeğinin anlaşılması, bilimsel metotlar doğrultusunda konuşulabilmesi.  Liyakatın, bilimselliğin değil sorgusuz bağlılığın merkeze geldiği bir ülkede bu etkinlik umudunu yitirmemişlerin de birleşmesini sağlıyor aslında.

Evrim Ağacı ve diğer bilim platformlarının tam bu ihtiyaca yönelik ortaya çıktığını düşünüyorum. Milyonlara ulaşan bu yapılanmalar sanal dünyada sansüre inat tüm gerçekler ulaşma imkanı sağlıyor bunun haricinde bizler de sınıflardan, amfilerden , müfredattan çıkarılan evrim gerçeğini her yere taşıyoruz. İstenen her yerde sunumlar, toplantılar düzenleyerek akademiyi sokağa kuruyoruz aslında. Türkiye Evrimle Tanışıyor seminerleri de bu minvalde bir inanca sahip gençlerin azmiyle gerçekleşiyor.

Bir diğer örnek de evrimin gözle görülebilir en güzel örneklerini taşıyan Doğa Tarih Müze’lerine yapmaya çalıştığımız geziler. Yıllardan beridir MTA Doğa Tarihi Müzesi’ne gerçekleştirdiğimiz geziler. Elbette bilim karşıtı politikalardan nasibini alan müzemiz Primat Evrimi, Jeolojik Devirler gibi büyük öneme sahip bölümlerin kaldırılmasıyla beraber büyük zarar görmüş olsa da Primat Evrimi standlarını konferansta kurarak, gerekli malzemeleri temin ederek anlatma konusunda dirayet gösteriyoruz. Avrupa Evrimsel Biyoloji Cemiyeti desteğiyle bir Primat Evrimi müzesi kurulacağının müjdesini de sevinçle verebilirim!

-Peki bilimsel bir gerçek olarak ‘evrim’in sakıncalı bulunmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu tür müdahaleler bilime emek verenleri nasıl etkiliyor?

Bilimin tarihini incelediğimizde her zaman baskıcı iktidarların hedefinde olduğunu görebiliyoruz diye düşünüyorum. Ancak özellikle bazı dini düşünceler ve ideolojik temellerle aykırı olduğunu düşünüldüğü için uygulanan bilim karşıtı politikalar maalesef ki günümüzde tümüyle reddetmeye kadar ilerledi.

Aslında bu politikaların geçmişini 1980 sonrasında yoğunlaştığını söylemek mümkün. Küçük adımlarla başlayan bu süreç öncelikle evrimin halihazırda yoğun bir şekilde eğitimdeki yerinin azaltılması, evrim çalışanların desteklerinin azaltılması gibi süreçlerle izlemiş.  2002 yılından itibaren ivmelenerek devam eden bu bilim karşıtı politikalar yayınlardaki evrim sansürüyle, evrim çalışanların mobbinge uğramasıyla, halka ulaştıranların tehditlere maruz kalmasıyla hızlanarak devam ediyor. 2008’de Tübitak’ta son anda basımdan alınan Evrim sayısı da bunun önemli bir göstergesi. Yapılan çalışmaların engellenmesi ve Doğa Tarihi Müzesi’ne yapılan müdahaleler de önemli noktalar. Zaten içi boşaltılmış olan evrimin tümüyle kaldırılmasını da malumun ilamı olarak yorumluyorum.

-Son olarak, Türkiye’de bilimin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Ne gibi düzenlemelerle geliştirebilir?

Aslına bakarsanız yasaklamalarla ilginin önüne geçemiyorlar, tam tersi körüklüyorlar bile! Baskıcı dönemler bilimin en özel buluşlarıyla, sanat ürünleriyle bezelidir. Bu yüzden sanıyorum umutla bakıyorum yapılan her şeye. Bizlerin bu noktada yapması gereken bir şeyler yapmak isteyenleri ortak noktalar eşliğinde toplamak, karanlığa karşı beraber saf almaktır diye inanıyorum. Anlatılmayan her yere gidebilmeli, bilimsel bilgiyi her yere ulaştırabilmeliyiz. Bunları yaparken yöntemimizin büyük öneme sahip olduğunu ve eleştirilebilir, geliştirilebilir, sorgulanabilir bir düzlemde hareket etmemiz gerektiğine inanıyorum.

-Bize vakit ayırdığın için teşekkür ederim Özgür, konferansı heyecanla bekliyoruz.

Ben teşekkür ederim, bilimselliği temel alan akademinin daim olduğu, barışın dilinin hakim olduğu sansürün değil gerçeklerin anlatıldığı günlerde buluşmak dileğiyle…