20 Kasım 2017 Pazartesi

Saray, Futbol ve Taraftarlık


Futbol, Anadolu toprakları içerisinde her zaman, dünyanın geri kalanının aksine, tamamen ticari değil, politik bir konu olmuştur. Türk ve Müslümanlara futbol yasağı kaldırılıp Fuat Hüsnü Kayacan’ın Black Stockings’i kurmasından, günümüzdeki taraftar tutuklamalarına kadar, her zaman -özellikle- futbol ‘birilerinin’ dilek ve isteklerine göre şekillenmiştir. Birilerinin politik ilişkileri tarafından kulüpler şekillendirilmiş ve hatta, kulüpler içerisindeki Türkiyeli oyuncuların ve teknik direktörlerin de kaderiyle oynamışlardır.
En bilindik örnekleriyle sıralarsak, günümüzde Beşiktaşlıların çok sevdiği ama ne yazık ki MIT ile ilişkileri ve bir çok bilinmeyen yönü olan Seba’nın göklere çıkarılmasından, ilişkileri çökmeden önce mutlu bir şekilde hayatlarına devam eden Fettulah Gülen – Fenerbahçe (Şike davası) ve Fettulah Gülen – Galatasaray ilişkileri, Mehmet Ağar – Galatasaray ilişkileri vb. birçok ilişkiyle dönmüş olan şikeler, yolsuzluklar, ‘ayak kaydırmalar’ gibi durumlar yaşanmıştır.
Günümüze dönersek, Saray Rejimi’nin bu durumdan çıkarı nedir? Başlangıçta, hayatın her alanında kendi paralel kahramanlarını, tarihlerini, zaferlerini yarattıkları gibi kültür ve spor alanında da kendi gerçekliklerini yaratmalılardır. Örneğin, Ankaragücü’nü oyuncağı haline getirmek isteyen ve bu uğurda Ankaraspor’u da harcayan Melih Gökçek’in çabaları yetersiz kalmıştır ama sonraları Osmanlıspor’la istediklerine kavuşmuşlardır, öte yandan İBB gibi zamanında İnci Sözlük’ün -Saray Trollü yetiştirme merkezi olmadığı dönemler- bir troll için Bozbaykuşları kurduğu takım günümüzde ligin kadro açısından şampiyonluğa oynayabilecek takımlarından biri haline gelmiştir. Bu değişim, hangi futbol simülasyonu oyununda denerseniz deneyin, imkansıza yakın sonuç alacağınız ya da oyun içersinde yılları alacak bir süreç olmasına rağmen bizde gerçekte birkaç sezon içersinde gerçekleşmiştir. Bunun tesadüfi bir durum olmadığı açık ve nettir. Sarayla, Dursun Özbek’e kadar -ki Galatasaray’ın ‘fahri kayyumu’ olduğu söylentileri ortalıkla dönerken- birbirine düşman olan Galatasaray camiasının bu sezona kadar yaşadığı düşüş, cemaatle arası Fenerbahçe’nin bozukken ama Saray’ın sıkı fıkıyken Fenerbahçe’nin yaşadığı düşüş, Beşiktaş’ın Fikret Ormana kadar yaşadığı düşüş de bunun bir diğer örnekleridir.
Konunun maddi anlamda çıkarlarıysa, son günlerde yaşanan ‘yabancı kuralı’ konusuyla alenen ortaya konmuştur. Birileri, kötü futbolcuları, yüksek fiyatlara satıp komisyon alamadığı için sızlanmaya başlamış, saraya yakın tüm futbolcular adeta ağız birliği yapıp ‘bize top oynatmıyorlar duvarı’ önünde ağlayarak ibadet etmişlerdir. Bir sonraki TFF başkanı olacağı söylentileri ayukka çıkan Başakşehir başkanı Göksel Gümüşdağ da bu konularda açıklamalar yapmaya başlamıştır. Hatta, Lucescu gibi kariyerli bir hoca bile, kendi oynattığı takımlarda nerdeyse hiç o ülkenin oyuncularını kullanmazken, buradaki takımlarda oyuncu bulamadığından şikayet edip formda oyuncuları kati suretle almayıp nedense servis edilmiş izlenimi uyandıran bir takımla sahaya çıkmıştır. Burada bazılarının o çok hassas milli duyguları incinmiş değil, ceplerinin bir kaynağı kurumuş, bazılarının da itibarı zedelendiği için ağız birliği yapmışlardır ve istediklerine de bir telefonla ulaşmaları çok kısa sürecektir.
Kulüpler kadar,bir başka konu günümüzde daha da belirgin bir biçimde gözümüze çarpmaktadır; taraftarlar. Geçmişte, günümüzde olduğu kadar baskı altına alınmamış, siyasi otorite için bir tehlike olarak görülmemiştir ancak; Gezi’den sonra Çarşı grubunun sindirilmeye çalışılması ve 1453 Beşiktaş’ı kurmaları, mecliste birbirlerine tekme tokat dalanların Passolig uygulamalasını, 6222 ile çıkarmasından, Göztepeli taraftarların gözaltına alınışı, Nuriye – Semih pankartı yüzünden Beşiktaşlılara açılan soruşturmalarına kadar her şey taraftarlar üzerine de yoğunlaştığının göstergesidir. Kendi rejimini oturtmak için yarattığı kültürün içerisinde, kendi istediği taraftarlık biçimi de olacaktır tabii ki Saray Rejimi’nin. Rıdvan Dilmen, ‘tutturmuşlar bir İzmir Marşı diyecek’, Konyaspor eski başkanı da bunu tekrar edecektir. Tribünlerde sessiz sakin maç izleyeceği, fahiş fiyatlarla sadece zenginin sporu haline getirilecek, yaşanan herhangi bir problemle ilgili sesini çıkaramayacak ama patlamalarda ölenler ıslıklanacak, kendisine yakın olanlar sucuk ekmek, yakın olmayanlar gaz yiyecektir. Yakın gruplar beleş bilet bulacak, uzak gruplar beleştepelerden izleyecektir. Her kesimden insanı bir noktada buluşturabilecek sayısız alanlardan biri olan tribün, saray rejiminin istediği ‘sevimli’ kimliğini kazanacaktır. Güvenlik bıçakları görmeyecek ama Passolig’i olmadığı için Down Sendromlu çocuklar maçtan uzaklaştırılacaktır.
Özetle, sevdiğimiz armalar bizden uzaklaştırılacak, fikirlerimizi, bizim gibi düşünen ve bir araya gelebildiğimiz sınırlı yerlerden biri olan tribünler, bizlerden temizlenecek, eğer yöneticiler, Saray’la ters düşerse kulübümüz yerlerde sürünecek ve asla taraftarı olmayan o takımlar yerlerini alacaktır ama unutulmamalıdır ki saraylar, saltanalar gibi bir gün süslediğiniz tribünler de çökecektir.