23 Ekim 2017 Pazartesi

Saraydaki Tiran’ın 12 Eylül’ü


Eren Cem Göksülük
Eren Cem Göksülük
erencemgoksuluk@gmail.com - Hacettepe Üniversitesi

Malumunuz bu aralar bazı isimleri sahip oldukları sıfatlarla birlikte anmak suç kapsamına giriyor. O yüzden hepimizin bildiği o şahsiyeti, yazı boyunca ona en yakışan sıfatla yani ‘’Tiran’’ ile belirteceğim.

Öncelikle neden böyle bir başlık seçtiğimin üzerinden gidelim. ‘’Saraydaki Tiran’ın 12 Eylül’ü’’ başlığı yazı boyunca da sürekli karşılaştıracağım Karl Marx tarafından yazılmış ‘’Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i’’ kitabından bir uyarlama mahiyetindedir. Nasıl ki Marx kendi deyimiyle ‘’Basit ve kaba bir adamı’’ ve diktatörlüğünü inşa ediş sürecini konu edinmişse bende kimi benzerlikler taşıdığını düşündüğüm bu süreci bizdeki daha basit ve daha kaba adamla karşılaştırarak anlatacağım.

Karşılaştırmaya geçmeden evvel kimi bazı hatırlatmalar yapalım. Brumaire, büyük Fransız Devriminin takviminin ikinci ayıdır. Bu ayın 18’i ise yani 18 Brumaire, tarihe Napolyon Bonaparte’ın Cumhuriyeti devirip tek başına iktidara geçtiği bir dönem olarak geçmiştir. Marx’ın Trajedi olarak adlandırdığı bu girişim, 50 yıl bile geçmeden bu sefer Napolyon’un yeğeni Louis Bonaparte tarafından 1848’de kurulan 2.cumhuriyete yönelik olacaktır. İlkinin trajedisi, aynı oyunu oynamaya çalışanların öznelinde bu sefer bir komediye dönüşecektir. Ve Marx bunu o meşhur sözleriyle kitabın girişinde şu şekilde ifade eder:

‘’Hegel, bütün büyük tarihsel olay ve kişilerin iki kez ortaya çıktığını söyler bir yerde. Fakat şunu eklemeyi unutmuş; ilkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak.’’

Şimdi Louis Bonaparte’ı diktatörlüğe taşıyan süreç ile onun bizdeki karşılığı üzerine yapacağımız karşılaştırmaya geçebiliriz. Tabi yazının fazla uzamaması açısından önemli bazı durumları kısa kısa belirterek geçmekte yarar var. 1848 devrimi ve onun ardından gelen genel seçimde Louis Bonaparte ismi dolayısıyla adaylığını koymuş ve milletvekili seçilmiştir. Onun vekilliği sırasında meclis, cumhurbaşkanın doğrudan doğruya halk tarafından seçilmesini kararlaştıran bir Anayasa hazırlamıştır. (Bkz. Bizdeki 2007 Anayasa değişikliği referandumu) Bunun üzerine Louis Bonaparte adaylığını koymuş ve kazanmıştır. (Bkz. 10 ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi) Tabi Louis Bonaparte bir kez cumhurbaşkanı seçildikten sonra bir daha inmemek için çeşitli yollar aramıştır. İlk olarak soldan gelen hareketlere saldırarak ve onları yıldırmaya çalışarak işe başlamıştır. (Bunu bizde tüm 12 yıllık süreç olarak okuyabildiğimiz gibi son olarak çıkarılmaya çalışılan ‘İç Güvenlik Paketi’ kapsamında da okuyabiliriz.)Tüm bunlardan sonra Louis Bonaparte herkesin bekler duruma geldiği darbesini yaparak diktatörlüğünü, bir yıl sonrada imparatorluğunu ilan etmiştir.

Tüm bu sürecin benzerliği, üstüne bir de başkanlık sistemi tartışmalarını düşünürsek, bizdeki sürecinde bir diktatörlüğe evrilmesi olasılık dahilindedir. Bu yönüyle tablo vahim. Yalnız tarih bize sadece olaylar arasında benzerlik kurmamızı öğretmez, son sözü daima dövüşenlerin söylediğini de öğretir. Ahmet Arif’in o meşhur dizesinde dediği gibi ‘’Bu havalarda dövüşenlerde vardır’’.

Teşbihte hata olmaz diyerek bu karşılaştırmayı bir nihayete kavuşturalım. Yukarıda anlattığım haliyle ve olayların da iki kez gerçekleştiğini hatırlatarak ekleyelim; Belki bizdeki daha karikatürize ve sığ da olsa Napolyon Kenan Evren kılığında, Louis Bonaparte’da saraydaki Tiran kılığında sahneye çıkmıştır. Ve daha kötü, daha katlanılmaz bir şekilde.

Marx, Louis Bonaparte’ın henüz imparatorluğunu inşa etmediği bir süreçte kaleme aldığı kitabı şu cümleyle bitirmiştir: ‘’İmparatorluğun hırkası, Louis Bonaparte’ın omuzlarına konduğu gün, Napolyon’un tunç heykeli, Vendome sütunundan yuvarlanacaktır.’’ Dediği gibi de olmuştur. Benzer bir şekilde Tiran’da diktatörlüğün paçavrasını üstüne aldığında, Kenan Evren’in samandan heykeli yıkıldı. Fakat bundan sonrası için tarihin tekerrürü pek olmayacak gibi, Saraydaki Tiran’ın sonu ne Louis Bonaparte’a olduğu gibi şehirdışına kaçış ne de Kenan Evrene olduğu gibi samandan heykelin yıkılışı olacak. Cemal Süreya’nın dizelerine ekleme yapıp diyecek olursak ‘’Onu o gün halkın elinden Tanrılar bile kurtaramayacak’’.