Saraylara savaş, kulübelere barış*

Bu yazı bir pet şişenin, bir bayrağın, bir çarşafın ve onlarca feryadın üzerine yazıldı.
Bir pet şişe; önce içindeki su yüzlerine vurularak ölen gencecik bir insanın yakınlarını sakinleştirdi. Sonra aynı yakınları tarafından “Başkanlık olsaydı bunlar olmazdı” deyip bir de yüzsüzce cenazeye katılan zatın üzerine fırlatıldı. İyi de yapıldı.
Bir bayrak; yine gencecik bir insanın arkasından doğup büyüdüğü evin yoksulluğunu gizlemek için asıldı duvara.
Bir çarşaf; hatta onlarcası sokak aralarına gerildi. Gencecik insanlar keskin nişancılara kurban gitmesin diye.
Onlarca feryat. İkisi cenazeden. Biri haykırıyor, yeğeninin arkasından yazın bunları diyerek “Kardeşi kardeşe kırdırıyorlar”. Yine bir başka cenazede soruyor bir yakını ölen gencin ardında saf tutmuş zata “Başkan yaptırsak olmayacaktı değil mi bunlar?” diye.
Sonuncusu nerede, ne zaman olduğunu bilmediğim bir teyzenin feryadı. Karşısındaki polislere bağırıyor; “Saray’ın bekçisi bunlar, Saray’ın faturalarını biz ödüyoruz, bizi öldürüyor bunlar” diye.
Türkiye seçim öncesi Tayyip Erdoğan’ın “400 vekil verin bu iş huzur içinde çözülsün” tehditlerindeki huzursuzluğu yaşıyor.
Burada bir parantez açıp devam edelim.
Uzun süredir yönetmekten aciz bir iktidar, karşısında güç gördüğü her uğrakta bocalıyor ve yönetememe krizi daha da derinleşiyor. Bu yönetememe halinin başlangıcı Haziran direnişi, AKP açısından sonun başlangıcı olabilecek uğrak da 7 Haziran seçimleridir.
Seçimin en büyük kaybedeni ise Tayyip Erdoğan’dır. Tayyip Erdoğan seçim meydanlarına çıkmış oy istemiş kendini ve başkanlığını oylatmış, kaybetmiştir. Her AKP’linin başka başka şeyler söylediği, Tayyip Erdoğan’ın hiç konuşamadığı günleri herhalde hepimiz hatırlıyoruzdur. Bu tabloyu yaratan tek başına alınan oy oranları, seçim akşamı oluşan tablo değil seçime gidilen süreçte Kaçak Saray kapatılsın, yolsuzluklar soruşturulsun gibi taleplerle yükselen AKP ve Saray karşıtlığıdır. Bu tablo seçim sonrasında kalıcılaştırılamamış, somutlanacak adımlar atılamamıştır. Geçtiğimiz birkaç ayın en büyük boşluğu da, eksiği de budur.
Saray ve AKP, bu tablonun sürdürülemediği, belirleyenin yine kendisi olmaya başladığı bir dönemde eline geçen ilk fırsatı değerlendirdi. Bu tablonun yaratıcılarına Tayyip Erdoğan ve AKP tarafından, iktidarlarını fiili olarak devam ettirebilmek için savaş açıldı.
Savaşın tarafları bellidir. Bir taraf da Saray diğer taraf da çarşaflarıyla, pet şişeleriyle, bayrağıyla, feryadıyla bir halk.
Taraflar belli ise yapılacak da bellidir.
Sokak aralarına gerilen çarşaflara, istense de yoksulluğu gizleyemeyen bayraklara gerek kalmaması için kurulacak eksen bellidir. O eksen yukarda sözünü ettiğimiz teyzenin feryadıdır. Sorumlu Saraydır. Pet şişelerin adresi doğru adrestir.
Kalıcı bir barış da kardeşlik de ancak Saray’a karşı açılacak “savaş”ı birlikte vermekle mümkündür.
Savaş, Saray’la yoksul halk arasındadır. Ve yoksul mahallelere huzur ancak Saray’ın “yıkılması” ile gelecektir.
[divider style="solid" top="20" bottom="20"]
* Fransız Devrimin ünlü sloganı

İlgili Haberler