22 Nisan 2018 Pazar

Şiddet ve Direniş -5: Ömrünü mücadeleye adayan bir kadın: Şirin Tekeli


”Kadınların tarihine ve yüzyıllık kazanımlarına saygıyla”

Şirin Tekeli, felsefeci bir çiftin çocuğu olarak 1944’te Ankara’da dünyaya gelir. 1962 yılında Ankara Kız
Lisesi’ni bitirene kadar burada yaşar. Daha sonra annesinin dil öğrenmesini istemesi ve lise döneminde Sartre, Camus gibi varoluşçuluk akımının temsilcilerinden etkilenmesi sebebiyle 1962‘de Fransa’ya yüksek öğrenim görmeye gider. Ancak gerek Fransa’nın o dönemki hareketli siyasal hayatı, gerek hukuk eğitimini sevememiş olması onu Lozan Üniversitesi Siyaset bölümü öğrencisi olmaya iter. Bu yıllarda Tekeli, artık Fransızcayı iyi biliyordu. Ülkemizde henüz çevrilmemiş olan kadın hakları konusunda  felsefi bir çalışma yürüten Simone de Beauvoir’ın eserlerini okuyabiliyordu. Beauvoir’in yaşadığı dönemde kadınlar sadece ”döl yatağı” olarak adlandırılırken Beaviour kadınların tüm bu yok sayılmalarına karşı eserlerinde ve yaşamının her anında kadının varlığını bu düzenin yüzüne vurmuştu. Dolayısıyla eserleri okuyan Tekeli bu kadının mücadelesinden çok etkilendi. Bundan dolayı da Tekeli’nin feminizmle tanışması bu tarihlere rastlar diyebiliriz. 1967’de mezun olup İstanbul’a döndüğünde İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde asistan olarak işe başlar. O yıllarda dünyada ve ülkemizde yükselen sol düşünce, akademide de kendini gösteriyordu. Bu düşünce ortamına kayıtsız kalmayan Şirin Tekeli ve arkadaşları üniversite yaşamını demokratikleştirmek amacıyla 1975’te TÜMAS (Tüm Üniversite, Akademi ve
Yüksek Okulları Birliği )’ı kurarlar. Buradaki kadınlar, toplantılarda erkek meslektaşlarından daha az ve çekinerek söz aldıklarını fark etmeleri sonucunda TÜMAS içinde bir kadın komisyonu kurarlar. Şirin Tekeli bu durumu TÜMAS’ın feminist hareketi resmen tanımadan el yordamıyla feministleşmesi olarak yorumlar. Buradaki kadınlar çok iyi yabancı dil bildiklerinden Amerika ve Avrupa’daki kadın hareketlerini ve  kadın mücadelesi hakkında yazını yakından takip ediyorlardı. Tüm bunların etkisiyle Tekeli doçentlik tezini ‘kadınların siyasetteki yeri’ ile ilgili yapmaya karar verdi. Ancak bu kararı en yakın arkadaşları tarafından bile gülünç bulundu, Böyle gayri ciddi bir konu siyaset gibi ciddi bir alanda tez konusu olamaz şeklinde eleştirildi. Kendisini destekleyen tek bir arkadaşı vardı; Anayasa Hukukçusu Bülent Tanör. Tanör’ün desteklemesinin sebebini 1971 yılından sonra üniversiteden atılarak
yurt dışında yaşamaya başlaması ve buradaki kadın hareketlerine tanık olması olarak görür Tekeli. Tekeli’nin tezi yayınlanacaktı ve akademi çevrelerinde ne kadar değerli olduğu anlaşılacaktı, eğer ülkemiz bir darbe ile daha
sarsılmasaydı… 1980 darbesi üniversitedeki özgürlük ortamını mahvetmiş, öğrencileri ve öğretim görevlilerini siyaset-dışılatırmış, TÜMAS’ı kapatmış, düşünce ve araştırma özgürlüğünü budamış, bilim yerine yalnızca resmi ideolojiyi kabul ettirmişti ve bunu sistematik hale getirmek amacıyla YÖK’ü kurmuştu. YÖK’ü ve akademinin maruz kaldığı baskıyı  kabul etmeyen ve bir siyaset bilimci olarak sözü diğer akademisyenlerden  bir kadın olduğu için daha  fazla kesilen Tekeli ise bu durumu protesto amacıyla istifa etti ve doçentlik tezini istifa ettikten sonra yayınladı. Üniversiteden istifa ettikten sonra kollarını YAZKO için sıvar ve derginin kadın komisyonunda yer alır. Kadın komisyonu çalışmalarına feminizmi öğrenmek amacıyla çeviriler yaparak başlar. üniversiteden ayrıldıktan sonra çoğu kadınlar ve demokrasi ile ilgili 25 kitap çevirdi . Tekeli  İlk çevirdikleri kitap ise Juliet Mitchell’in Kadınlık Durumu’dur. Yaptıkları çeviriler, feminist terminolojinin Türkçe ile tanışması ve kaynaşması bakımından ilktir. Bu küçük ‘bilinç yükseltme grubu’ bir yandan teorik çalışmalarına devam ederken bir yandan da kamuoyunu etkileyecek eylemlilikler düzenler. 1984’te 4 bin kadının imzasının meclise taşındığı “Dilekçe” kampanyası, 1987’de düzenlenen “Dayağa Karşı Yürüyüş” eylemi, “428. Maddenin iptali” kampanyası (Ceza Kanunundaki bu madde tecavüze uğrayan kadını suçlu, tecavüzcüyü beraat etmeye hakkı olan kişi konumunda görüyordu), sokaklardaki tacize karşı “Mor iğne kampanyası”, “Geçici kadın müzesi” bu eylemlerden sadece birkaçıdır. Bu eylemler şüphesiz Türkiye’deki kadın hareketinin teorik alandan pratik alana taşınmasına öncülük etmiş ve kadınların örgütlü mücadelesini yükseltmiştir.

Tekeli, bu eylemler gibi ülkemizdeki pek çok demokratik ve kadın kuruluşların örgütleyicilerinden , İHD, KA-DER, KADIN ESERLERİ KÜTÜPHANESİ, KAHUDEV ve  daha bir çok kadın örgütün kurucularındandı ama Aksu Bora’nın tarif ettiği gibi hiçbirinin annesi değildi. Onlar üzerlerinde vesayeti yoktu, onların sahibi değil onlara karşı sorumluydu. 73 yaşında yaşamını yitiren Tekeli  ömrünü bilime ve mücadelesine adamış bir kadındır. Tekeli ölümünden sonra bile varlığıyla mücadelesini devam ettirmiş; bedenini Çapa tıp fakültesine bağışlamıştır. Şirin Tekeli yaptıklarıyla, bıraktığı eserleriyle ve çalışmalarıyla hala kadınların mücadelesinde yaşamaktadır. Tekeli’nin de söylediği gibi ”Kadınların tarihine ve yüzyıllık kazanımlarına saygıyla…”