12 Aralık 2017 Salı

Şiddet ve Direniş -6: Hayatı Kendi Elleriyle Yaratan Kadın: Çilem Doğan’ın Hikayesi


“Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir…

Her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü.

Bir gök gürlese diyorum, bir sağanak patlasa.

Bitse bu sessizlik, bu kirli yapısallık bitse…

Gidenler nerede kaldılar, özledim gülüşlerini…

Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki,

Onlardı kadınları güzelleştiren…

Hangi duvar yıkılmaz sorular sorular doğru ise ve bir gün gelirsek hangi kent güzelleşmez…

Birlikte yeniden gülüşlerimizle elimizin değdiği her şeyi güzleştirmek dileği ile…”

diye başladı Çilem Adana Karataş Kapalı Kadın Cezaevi’nde kadınlara yazdığı mektubuna. Gençliğimizden, güzelliğimizden, umudumuzdan, cesaretimizden, direncimizden, kadınlığımızdan kucakladı bizi.

33 yaşında bir anne, tarım işçiliği yapan bir ailenin çocuğu,bir evlat hepsinden de öte bir kadın Çilem Doğan. Yaşam hakkını savunan bir kadın, tıpkı kendisine silah zoruyla tecavüz edilen Nevin Yıldırım gibi, tıpkı kendisini ve çocuğunu korumak için sürekli şiddet gördüğü kocasına direnen Yasemin Çakal gibi, tıpkı kocası tarafından sürekli kendisine eziyet edilen Emine Yıldırım gibi , tıpkı eski sevgilisi tarafından darp edilen ve öldürülmeye çalışan Çiğdem Uysun gibi . Peki bu kadınları ortak kılan şey neydi? İnsan olmaları mı , bir anne bir çocuk olmalarımı ? Yoksa kadın olmalarımı ? Hayır onları ortak kılan şey bu kadınların yaşadıkları şiddete ve baskıya karşı direnmeleri ve yaşam haklarını savunmalarıydı.

Çilem evliliğinin 28.gününden itibaren şiddet görmeye başladı. İki buçuk yıl süren evliliğinin neredeyse her gününde şiddete maruz kaldı.Eşi tarafından sürekli dövülüyor ve psikolojik şiddete maruz kalıyordu. Şiddetin boyutu öyle büyük bir hal alıyorduki birgün eşi tarafından başı ağrıması üzerine hastaneye götürmek için evden çıkartılıp bir göl kenarında dövüldükten sonra göle atıldı. Artık günler onun için dayanılmaz derecede zor geçiyordu. Bu gördüğü şiddetin yanında eşinden aynı zamanda ölüm tehditleride alıyordu. Maruz kaldığı her ağır dayak sonucunda karakola giden Çilem her defasında barışıp geri geliyor ya da ailesinin yanına gidiyordu. Şiddet gittikçe artıyor Çilem artık günlerini karakolda geçiriyordu. Çilem’in gördüğü şiddet karşısında dokuz kez koruma tedbiri kararı çıkmasına rağmen devlet tarafından hiç bir şekilde korunamamıştı. Bu çıkarılan kararlara rağmen hala şiddet devam ediyordu. Eşi tarafından fuhuşa zorlanması ise Çiğdem için bir dönüm noktası oldu. Çilem’i fuhuş yapması için zorlayan ve buna karşı geldiği içinde şiddet gördüğü sırada , Çilem hayatını kurtarmak için öz savunma yaptı ve o gün yaşamını tekrar kazandı.

Ama yaşamını kazanması yetmemişti Çilem’in. Mücadelesi hala devam ediyordu çünkü özgürlüğü elinden alınmıştı ; hemde onu korumak için söz veren devlet tarafından. Hayatta kalabilmek için öldürmek zorunda kaldığından dolayı müebbet hapis cezası ile yargılandı. Bu sırada Çiğdem “Hep dört duvar arasında kalacak olsam da bundan sonra kadınlar için mücadele edeceğim. Çıkarsam gerekirse şehir şehir dolaşacağım, kadın haklarını savunacağım” diyordu.

Yaptığı savunmalarda tüm kadınların sesi oluyordu Çilem. Hakime sorduğu soru aslında bu ülkenin en büyük yarasını açığa vuruyordu “Hep mi kadınlar ölecek hakim bey?” Bu sorunun cevabı yoktu.Kadınlar her gün omuzlarında bir diğer kadının tabutunu taşıyordu bu ülkede. Erkeklerin tahrik indirimi alıp cezalarının indirildiği ya da serbest bırakıldıkları bir adalet sisteminde Çilem meşru müdafaa hakkını kullanarak hayatta kalmıştı. Daha sonraysa Çilem’in ve tüm kadınların mücadelesiyle bu ceza önce haksız tahrik indirimi ile 18 yıla , ardından da iyi hal indirimi ile 15 yıla düşürüldü.15 yıl hapis cezası almış olmasına rağmen, umudunu yitirmedi Çilem ve kadınlara“15 yıl bir son değil, daha mücadelemiz bitmedi” dedi. Biliyordu çünkü içeride bir Çilem olsada dışarıda milyonlarca Çilem vardı ve bu Çilemler onun tahliye edilmesi için dayanışma içerisinde, ülkenin her yanında sokaklara dökülüyor, imza kampanyaları yapıyordu. Bu zaman zarfında Çilem cezaevine girdiğinden beri yarım bıraktığı lise eğitimini tamamlamaya çalıştı ve kadın mücadelesi hakkında neler yapabileceğini düşündü. Sonrasında 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için kaleme aldığı mektupta, “Söz veriyorum başımı önüme eğmeyeceğim. Dört duvarlar korkutmayacak beni,yalnız olmadığımı biliyorum.” dedi Çilem ve kadınlarla omuz omuza içerde dayanışmaya devam etti. 20 Haziran 2016 günü özgürlüğüne ve kızına kavuştu Çilem, kefalet karşılığında tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi.

Gerici baskılarla bizleri sindirmeye çalışıp, bir yandan da bizleri güçsüz olduğumuza, yalnız olduğumuza inandırmaya çalışanlar kadın dayanışmasının ne denli güçlü olduğunu ve kadınların neler yapabileceklerini gördüler.Çilem her kadının kendini şiddete,tacize, tecavüze kısacası her türlü zorluğa karşı koruyabileceğini gösterdi.

Çilem hayatını kendi elleriyle tekrar yarattı. Kendine inanan, erkek tahakkümüne hayatının hiç bir alanında asla boyun eğmeyen ve çevresinde kadın dayanışmasını yaratan bir kadın yarattı. Bizler kadınların tabutlarını omuzlarımızda taşımaya alışmayacağız. Çilem gibi Nevin gibi ve daha niceleri gibi yaşam hakkımızı savunmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Kadınız biz güçlüyüz Çilem gibi, onurluyuz Nevin gibi , cesuruz Emine ve daha niceleri gibi. Çünkü kadınız biz ; bizler direnenleriz yaşamak için dünyayı değiştirenleriz ve bu yolda asla yalnız yürümeyeceğimizi biliyoruz.