22 Nisan 2018 Pazar

Sosyalist solun günceli


Furkan Seyhan
Furkan Seyhan
İstanbul Üniversitesi - furkan.seyhann@gmail.com

Yazılara genellikle kısa bir önsöz içerikli paragrafla başlanır ya da en başta en son söylenecek olan söylenir. Bu sefer bir değişiklik yapalım ve yanlış bir soruyla başlayalım.

Günümüz Türkiye’sinde solun ağırlık vermesi gereken teori midir yoksa pratik mi?

Peki, yanlış soruyla başladığımız bu yazıya ezbere bir yanıt verelim.

Bu ikisi birbirine karşı değil, tam tersine diyalektik bir bütünlük içinde birbirini besleyen ve geliştiren ilişkilerdir.

Bugün Türkiye solu bu dediğini güncel siyasette uygulayabiliyor mu?

Soruyu cevaplamadan önce “evet” yanıtı vermek için olması gerekenleri yazalım. Öncelikle sol, bir köşeye çekilip yapılanlara bakılarak eleştiride bulunup ve bunun karşılığında bir şey üretmemek yerine ülke siyasetine dair girdiler yapabilmeli. Bu girdiler tabiki sadece güncele bağlı verilen ani tepkiler şeklinde değil daha çok teori-pratik-teori diyaletiği üzerinden yapılmalıdır. Bunu biraz somuta dökecek olursak Haziran sonrası Türkiye’de sosyalist solun siyasete müdahale şeklinin değişmesi. Burada son zamanlarda kimi sol çevrelerce bu müdahale şeklinin değişmesi direk reformizm veya revizyonizm olarak adlandırılmakta dikkat etmemiz gereken nokta teori-pratik adımından sonra pratikten (Haziran) çıkarttığımız dersleri teoriye uygulamaktır. (tabiki marksizme uygun bir biçimde)

Eğer soruya evet cevabı veremiyorsak bugün sol ne yapıyor? Kısaca yanıtlamaya çalışırsak; en basitinden bugün piyasaya çıkan siyaset, sosyoloji, iktisat gibi alanlarda çıkan her beş kitaptan en az üçü ya liberal gelenekten gelen ya da marksist bir makyaj yapılmış popülist kitaplar olduğunu görürüz. Sayıya bakılarak karar verilemeyeceğini bilerek özellikle bu örneği kullandım çünkü sayılsal olarak zaten kötü durumda olan sol kitap basımı aynı zamanda nitelik olarak, barajın çok altında. Bugün radikal demokrasi ile ideolojik manada hesaplaşan kaç kitap var?

Bunun yanında pratik siyasal mücadelede sol ne kadar aktif? Bugün barış sesini yükselten “Barış Bloku”nda solun ne kadar etkin olabildiği ortada. Buranın bir nevi öncülüğünü alan HDP’nin Eş Genel Başkanı Demirtaş alanlarda çıkıp rahatlıkla Nato’dan barış isteyebiliyor. Peki sol bunun karşısında ne yapıyor?

Bu olanlar karşısında ne yapacağımızı tartışmadan önce kısa bir solun tasnifini yapmamız gerekiyor. Bugün ulusal ve liberal sol kalmamıştır. Niteliksel olarak kimi durumlarda siyasete müdahale edebiliyor olsa dahi gün geçtikçe zayıflıyor ve bunun doğal sonucu olarak bugün niceliksel olarak bitme noktasına gelmişlerdir. Bugün sol ikiye ayrılmıştır; dünyada Syriza ve Podemos, Türkiye’de Hdp’nin temsil ettiği radikal demokrasi ve sosyalist sol.

Radikal sol ne yapabileceğini bize seçimden sonra göstermiştir. Seçim sürecinde yaptığı sol popülizm karşısında gösterdiği pratikler ne kadar sol olmadığını göstermiştir. Zaten radikal demokrasiden sosyalist çıkarmaya çalışmak, zamanında simyacıların çeşitli karışımlarla altın yaratmasına benzer. Bununla beraber radikal demokrasi seçim sürecinde hamlesiz kalan sosyalist solun boş alanını doldurmuştur. Ama bu alana sahip çıkamayacağı bugünden bellidir. Natodan barış isteyen, emperyalizme ve kapitalizme cepheden tavır alamayan, laikliğe bakışı fluu olan bu hareket sosyalist solun alanında fazla uzun duramayacağı açıktır. Bu zamanı uzatıp kısaltacak olan sosyalist solun tavrı olacağına göre sosyalistler bu alana müdahale etmelidirler. Peki sosyalistler bugün bu alana müdahale edecek güce sahipler mi ?

Bir şeyi kabullenmemiz lazım bugün Türkiye’de sosyalist sol ne yazık ki yoktur varsa da sürünmektedir. Bu bizim moralimizi bozmamalı tam tersine umutlandırmalı. Yalçın Küçük’ün çok güzel bir tespitini paylaşmakta yarar var: “Bu topraklarda, sol, hiçbir zaman toptan öldürülememektedir. Sol’da, ölüme yaklaştığı anda fışkırma damarı var. Tazeleniyor”*. Yalçın hocanın bu tespitinin güncelde en güzel kanıtı Haziran direnişidir. Halk nezlinde her şey bitmişken yeşeren bir umuttur Haziran. Sosyalistler bunun inancıyla görevlerine başlamalıdırlar.

Sosyalistlerin acilen ilk görevi Türkiye sosyalist solunu en baştan kurmaktır. Bundan kastımız yeni bir örgüt ya da cephe değildir. Kendi önüne asgari bir program koyarak bunu disiplinli bir şekilde uygulayan ve bunu yaparken pratiğini, teorik bir tabanda yükselten bir sosyalist soldur.

Aslında bu yazının buraya kadar olan kısmında o kadar orijinal bir şey de yok. Hatta açık konuşmak gerekirse sol uzun zamandır bu yazıda da olduğu gibi belirli tespitler yapıyor ama sonunu hep bişeyler yapmalıya bağlıyor. Genç Gazete’de İbrahim Kurbanın “Yapmalıcılar”** yazısı tam da bu noktayı işaret ediyor. Artık bize bazı olaylar karşısında demogoji yapan, bizi gaza getiren, hareket etmeye çağırıp doğrultu göstermeyen yazılara ihtiyacımız yok.

Bu yazının yazılma amacıda budur. Sol bir yerden başlamalı, ne yapması gerekiyorsa.

Emperyalizmin ortadoğuda tutunmak için çıkarıdğı savaşlar karşısında sol bugün barış sesini yükseltmeli ve bunu kendi teorik tabanı üzerinde yükseltmeli. Ve önümüzde 1 Eylül Dünya Barış Günü gibi bir imkan vardır. Burada bir daha “Barış Bloku”na katılıp katılmama tartışmasına girmeden, kimle ortak miting veya gösteri yapılırsa yapılsın.

Sosyalist sol pankartlarına “Barışı NATO değil, biz getireceğiz” yazmalı ve temel slogan olarak “Emperyalistler değil direnen halklar kazanacak “ olarak örgütlenmeli.

Radikal demokrasi ile hesaplaşma ise, işte budur hesaplaşma.

*Yalçın Küçük, SOL Müdahale 1.basım Kasım 2007 sayfa:11

**http://gencgazete.org/yapmalicilar/