Tarih Anlatımından Uzaklaşmak



Gerçek ya da bilimsel tarih yazımı ve yazılmış fakat manipülatif ana akım tarih okumasının yüksek etki düzeyi düşünüldüğünde kıyıya köşeye bırakılmış gerçeklerin aktarımı önemlidir.

Gerek kadınların modern toplumun inşaası yolunda kendilerinin ve insanlığın özgürleşmesi için verdikleri mücadeleler, gerek sosyalistlerin onurlu tarihi, gerekse de üniversitelerin aydınlanma çağından beri iktidarlarla giriştiği mücadelelerin ve aklın tarihi hepsi hatırlanmalı ve anlatarak hatırlatılmalıdır.

Gelgelelim yetersiz olduğumuz şeyler de vardır ve esas sorunsal yetersizliklerimizi besleyen ana olgunun üretimlerimizde fazlaca tarih anlatımına yer vermemiz hatta zaman zaman tarih anlatımının dışına çıkamamamızdır. Öyle ki tarih anlatımı var olan geriliğin unutulması veya halı altına süpürülmesi biçiminde bir rahatlamaya, sözgelimi “üniversiteler zaten teslim olmaz” türünden varsayımlara götürebilecek bir işleve bürünme riskine açıktır.

Böyle düşünmemizin sebebi içinde bulunduğumuz dönem bakımından ezilenlerin, işçilerin ve halkların mücadelelerinin onların ayağını bastığı kurumlarla birlikte kesintiye uğraması hatta gerilemesiyle ilişkilidir.

İnsanlığın aydınlanma yolunda attığı adımlarının simgesi diyebileceğimiz üniversite kurumları da kendi ülkemizden başlamak üzere artık başkalaşmış, bir bakıma yeni içerik ve özelliklerle kendisini yeniden yapılandırmıştır. Tarihle uğraşacaksak (ki uğraşmalıyız) en başta daha dar ve özgül dönemleştirmelerin yanı sıra kapsamlı dönem tanımlamalarına girişmemiz bahsettiğimiz geriliğin yol açtığı tutukluk durumlarına çözümler geliştirmek açısından iyi bir başlangıç olacaktır. Bu bakımdan her fırsatta bahsini ettiğimiz tarihsel süreklilik içerisindeki bir kırılma ya da moment diyebileceğimiz 80-90 arasını ve bunun etkilerini yeterli düzeyde tahlil edebiliyor muyuz? Üniversiteler başta olmak üzere çeşitli kurum ve kesimlerin direnme, gericiliğe karşı harekete geçme eğilimlerini kendi onurlu duruşumuzun basit bir uzanımı olarak görmüyorsak daha kapsamlı analizlere ihtiyacımız var demektir.

Üniversiteler dedik, biz gençliğin eylem ve düşüncelerinin yoğunlaştığı merkez budur diyorsak buradan devam edelim. 80’li yıllarda sadece iktisadi planlama bakımından değil, aynı zamanda devlet, kültür, siyaset ve toplum gibi pek çok olgunun yeniden biçimlendirilmesi anlamına gelen neoliberalizmin, üniversiteler üzerinde de ciddi yadsınamaz etkileri olduğu açık bir gerçek. Sadece yine çok önemli olmakla birlikte çok değerli akademisyen ve hocalarımızın işlerinden edilmesi değildi salt anlamda bu etki. Daha genel ve ihraçların da sermaye tarafından tercih edilmesine yol açan bazı dönüşümlerden söz edecek olursak;

1- Akademik birikimin yeniden yapılanma sürecine karşı frenleyici ve engelleyici etkilerinin bertaraf edilmesi, yani akademinin hareketsizliğe zorlanması girişimi,

2- Üniversitelerin, yani toplum için çalışan ve üreten bireylerin yetişmesi gereken kurumların bu özelliğinin hızlı bir tasfiyesi,

3- Birikimin tasfiyesine eşlik eden ve onun yerini alan daha farklı bir karakterin ya da temanın bu kurumlara entegrasyonu. Yani bir tür kariyer ve iş edindirme kurumu olarak üniversitelerin yeniden kuruluşu,

4- Üniversitedeki eğitim sürecinin gerçek bilimsel bilgiyle birey arasına giren dolayımlar kazanması. Okulu uslu uslu bitir, karşılığında diplomanı al elin iş tutsun mantığının yerleşmesi. Bu açıdan siyasal iktidar ile emek değerini yükseltmeye çalışan birey arasında arabuluculuk üstlenen, genç birey ve iktidar arasında mübadele ve müzakere işlevi gören bir “üniversite”nin oluşturulması,

4- Üniversite öğrencisi okusun “adam” olsun. Öyle kavga gürültüyle, yok efendim memleket meseleleriyle çok uğraşmasın konseptine dönük aşırı yönelim. Devamsızlık adı altında 18 yaşını geçmiş reşit yurttaşların kendine yetemeyecek, hayatını planlayamayacak olgunluktan uzak kişiler olduğunu varsayan ve öğrenci gençliğin kendine olan güvenini deyim yerindeyse çiğneyen bir anlayışın yerleşmesi,

 

5- Yoksullaşma ihtimalinin öğrencilerin özgür düşünceye ve politik ilgi alanlarına yönelmeleri karşısında bir koz olarak kullanan bir tür garabetin oluşumu,

 

Ve daha pek çok geriletici dönüşüm 80’le üniversitelere yerleştirilmiştir. Kapsamlı bir dönem analizi dedik. Elbette, hadi yaptık işte demek hele ki bir köşe yazısına bu misyonu atfetmek yersiz olacaktır. Ancak böylesi bir çabaya üniversiteler özelinde katkı sunmak için bir adım atmış veya giriş yapmış olabiliriz. Bitirmeden evvel söyleyelim. Evet “Üniversiteler teslim olmaz!”. Fakat hangi üniversiteler ve ne şekilde? Eğer yukarda saydığımız özellikler yersiz ve abartılı bulunmuyorsa bize yeni bir şey lazım. Bu yeni şeye ilişkin görüşlerimizi sonraki yazılarda açmak ümidiyle.

İlgili Haberler