23 Ekim 2017 Pazartesi

Toplumsal Cinsiyet ve Laiklik


Murad Karabulut
Murad Karabulut
Ankara Üniversitesi

Toplumsal cinsiyet Türkiye için birçok tekil göstergenin tersine hala daha anlaşılamamış ve yeni kalmış bir konudur. Birçok konuyu anlıyoruz ama iş toplumsal cinsiyete geldi mi her seferinde yeniden başlıyoruz. Bu yüzdendir ki bu yazıda biraz daha birikimsel ilerleyecek ve toplumsal cinsiyet nedir sorusuna bir yıl önceki bir yazıya atıfla geçireceğim(1). Yalnız laiklik konusunda bu kadar rahat olamayacağım.
Laiklik Türkiye için eylem ve kavramlar bakımından yeni bir konu değildir. Her seferinde yeniden başlamak zorunda kalmayız. Hatta öyledir ki başladığımız yer çoğu zaman laikliğin maalesef ki liberal bir tanımından başka bir şey değildir. Anabritannica ve Büyük Larousse ansiklopedilerinden cımbızlanmış, tercihen kullanılmış ya da kötü çevrilmiş “Laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır” sözü ne Türkiye’nin eylemleri açısından anlaşılırdır ne de kavramların okunması açısından yol göstericidir. Kaldı ki bugünün Türkiye’si Anayasa’sında laik bir devlet olarak geçerken selalar ile kurtarılmış bir demokrasi(!) ile ayakta kalmaktadır. Laiklik bu yüzdendir hiçbir zaman tarihte yukarıdaki cümle kadar gri bir alanı tanımlamamıştır. Özellikle kapitalist ülkelerde işçilerin sömürüye boyun eğmesi ve iş cinayetlerini kader, fıtrat olarak görmesi olarak sönümlendirici ve hak arayışlarının önünü kesici bir rol olarak din vurgusu iktidarın ve üretimin devamı açısından önemlidir. Laikliğin tarihsel-diyalektik anlamda ise bir tanımı yapılacak olursa en başından beri dünya ve din işlerinin birbirinden ayrılması olarak önümüze çıkacaktır. Türkiye’nin kuruluş paradigmalarında da laiklik böyle tanımlanmıştır.(2)
Her ne kadar birbirinden ayrı şeyler olarak sunulsalar da toplumsal cinsiyet ve laiklik birbirine içkindirler ve birçok alanda bunları somut olarak görebiliriz. Toplumsal cinsiyetin cinsiyetler arasında ve cinsiyetler içerisinde rol ve kalıpları toplumsal olarak ürettiğini tekrar hatırlarsak bunu en çok dini değerlere atıfla yaptığını görebiliriz. Özellikle dini bir yönetim anlayışına sahip ülkelerde ya da bunu kendisine hedef haline getirmiş bir iktidarın olduğu ülkelerde(Türkiye) bu böyledir. Kadının ve erkeğin sadece “özel olan politik” hayatları içerisinde değil kamusal alanlarda da bu toplumsal kurallara tabi tutulduğunu görüyoruz.
“Cumaya gitmeyen erkekler bacımsınız”(3) paylaşımını yapan bir imamın kafasındaki erkeklik ve kadınlık tanımlarını anlayabilmek ve buna karşı tepki verirken bütünlüklü bir şekilde tepki vermek önemlidir. Erkekliği direk dini yükümlülükler üzerinden kuran kadını ise erkeklerin dini yükümlülüklerini yapmadığı zaman oluşan bozulmuş bir cinsiyet olarak gören bir kafa yapısı. Bu kafa yapısına karşı tepki verirken “kadınlığı erkeklik üzerinden tanımlayamazsın” gibi eksikli bir cümle ile ya da “dini yükümlülükler hakkında neden yorum yapıyorsun, işini yap geç” gibi kör bir cümle gibi tekil tekil tepki vermemeliyiz. Bunların ikisini birleştirmek zorundayız. Neden mi?
MEB’in ilkokul öğrencileri için hazırladığı Arapça kitabı kadının ve erkeğin hem kendi bedenleri üzerinde bir tahakküm aracı olarak hem de kamusal alandaki işbölümünü dini değerlere atıfla yapılandırıyor. Kadın (anne olarak) kız çocuğu ile evde bulaşık yıkarken baba da erkek çocuğu ile pazarlık yapmaya çıkıyor. Aynı şekilde kadının başının bağlı ve erkek çocuklarının takkeli görsellerinin olması da dini değerler üzerinden yapılandırılıyor. Böylelikle toplumsal olarak yeni kuşaklara toplumsal cinsiyet normları daha baskın olarak din üzerinden öğretiliyor.
Toplumsal cinsiyet kurallarının üretimi dini bir şekilde yapılabileceği gibi dini değerlere atıfta bulunmadan toplum tarafından farklı süreçlere atıfla idealize edilmiş kadın ve erkek figürleri ile de yapılabilir. Yalnız dini değerlere atıfla özellikle devlet eliyle yapılandırılan toplumsal cinsiyet kuralları insanların gelişiminde diğer yapılandırmalara göre daha kabul edilebilir ve daha keskin hatlar içerebilir. Bu ikisinin birlikte geliştiği süreçlerde ise özgür düşünceden ve eylemlerden söz edilemez. Bir tanesine tepki verip diğerine tepki vermemek ise bütünlüklü çerçeveyi kaçırmak olacak bunun sonucunda da tekil ve sınırlı birkaç cezalandırma ile muhtelif (!) olaylar geçiştirilecek ama genel çerçevede daha hızlı istedikleri yere (şeriata) doğru yol alabilecekler. Cami imamını görevden aldıktan bir gün sonra MEB’in Arapça kitapçığı(4) basması buna örnektir.
Toplumsal cinsiyet ve laiklik mücadelesi ve okuması birlikte yapılmalı, özellikle din tarafından şekillendirilen toplumsal cinsiyet kalıplarının keskinliğinin kendilerine peygamber rolü verenler tarafından eylemsel olarak her gün yeniden bilendiği unutulmamalıdır.

1)http://gencgazete.org/toplumsal-cinsiyetlenmis-bedenler-ve-siyaset/ Yazıda yenilenecek yerler toplumsal cinsiyet nedir sorusunun içeriği ile ilgili değil daha çok ataerkil sistem ve patriyarkal devlet ile ilişkili olan taraflardaki eksikliklerdir. Bu yüzden toplumsal cinsiyet nedir sorusuna hem buradan hem de en ufak bir internet aramasından ulaşabilirsiniz.
2)Türkiye’nin kuruluş paradigmaları bu yöndedir ama burada tarihsel dönem içindeki eylemlerini tartışmayacağız.
3)http://ilerihaber.org/icerik/iman-a-y-hayirli-cumalar-cumamiz-mubarek-olsun-cumaya-gitmeyen-erkekler-bacimsiniz-60895.html
4)http://ilerihaber.org/icerik/mebin-ilkokul-ogrencileri-icin-hazirladigi-arapca-kitaplarinda-seriat-propagandasi-61200.html