23 Ekim 2017 Pazartesi

Toplumsal cinsiyetlenmiş bedenler ve siyaset


Murad Karabulut
Murad Karabulut
Ankara Üniversitesi

“İnsanlar için dualar ve beddualar icat etmekten başka
Ne yapabiliriz Zeyna? ” (*1)

Her gün birçok defa aynanın karşısında kendimize baktığımızda gördüğümüz bir şey hakkında hiç bu kadar düşünmüş müydük? Siyah saçlı, yeşil gözlü, mahalledeki teyzelerin kendi akrabalarına görücü sırasına koydukları bir sevgilimizin elini tutarken ya da kısa, kıvırcık saçları ile karşımızda duran çıt dese kırılacak bedenini süzdüğümüz sevgilimize bakarken; onların bedenleri üzerinde duyduğumuz arzular, istekler, heyecanlar dışında neler düşündük. Örneğin lise yıllarında ya da üniversite yıllarında hepimizin bir şekilde katıldığı bir piknik vardır. Yeşil, çam ağaçlarının ortasında tahta bir sıranın üzerine oturduğumuz ve bir yerden de sevdiğimiz kadına ya da adama baktığımız, eve döndüğümüzde kafamızın ağrımasını oksijen fazlalığından değil de onun bir kere bakmasına yorduğumuz bir piknik. Aynı piknikte tahta, kahverengi masaların üzerinde duran içecekler ve yiyecekler… Bu arada söylemiş miydim? Klavyemin kulakları vardır. Evet, şu anda yazıyı okuyan erkeklerin şu şekilde konuştuğunu duyar gibiyim: “Ahh, annem ne güzel börekler, kekler yapardı” ya da “Evet ya Zeynep’in yaptığı pasta çok güzel olmuştu.” Yazıyı okuyan kadınlar ise şu şekilde konuşabilirler: “Ahmet benden tarçınlı kek istemişti ve ben de akşam birincisinin olmadığını düşünerek iki defa kek yapmak zorunda kalmıştım. O da içecekleri almıştı ve biz ayrı bir masada oturmuştuk.”

Yukarıdaki cümlelerde anılarımızdan ve özlemlerimizden daha fazlası var. Bu cümlelerin içerisinde toplumsal cinsiyetlenmiş işbölümünün bedenler üzerindeki tahakkümü ve tam tersinden rahatlığı var. Öncelikle “Farklı kültürlerde farklı biçimlerde tanımlanan sosyal olarak kurulmuş erkeklik ve kadınlık kategorilerini ve her iki gruba atfedilen sosyal olarak empoze edilmiş yükümlülük ve davranışları”(*2) toplumsal cinsiyet olarak tanımlıyoruz. Yani yukarıda kadınların kendilerini sevdikleri erkeğe tanıtırken keki mükemmel yapma isteği onların toplumda ev içi emekleri ile kendilerini var edebilme özelliği ile erkeklerin kadınlara bu siparişi verebilmelerindeki özgüven; bunlar dışında pikniğe katılan erkeklerin bir içecek alarak piknikteki tüketimin yapay, emek harcamadan karşılanan kısmında rol oynamasıdır. Önemle üzerinde durulmalıdır: Toplumsal cinsiyet karşılıklı roller ve yükümlülükler ilişkisidir. Bir örnek daha verelim ve kısaca bu karşılıklı rolleri ve yükümlülükleri kafamızda daha çok oturtalım.

Herhangi bir toplumsal alanda tartışan bir çiftte sesini yükselten kadının şiddet görmesi ve susması salt kadının toplumsal cinsiyetlenmiş bir beden olarak rolüne ayak uydurması değildir. Şiddet uygulayan karşısındaki erkeğin de toplumda ve ev içerisinde erkekliğinin devamı olarak hegemonik üstünlüğünü kadına devam ettirebilmesi ve toplumdaki cinsiyet ayrımını ve evdeki cinsiyet ayrımının işbölümüne bağlı olarak erkekler lehinde tekrar kurmasını sağlaması açısından toplumsal cinsiyetlendirilmiş bir bedene sahip olmasıdır. Yani, kadının şiddet gördükten sonra evde ve toplumda susması gibi erkeklerin de şiddet göstererek (ataerkil) toplumda meşruiyet kazanma kaygıları vardır. Toplumsal cinsiyet karşılıklı roller ve ilişkiler bütünüdür, bir tarafı olumsuz anlamda kabullenme ve boyun eğmeye zorluyorsa karşı tarafa da onu bu tür hallerde şiddet uygulamaya zorluyor.

Toplumsal cinsiyetin karşılıklı bir yapısının olduğunu gözden kaçırmak bizi hatalara sürükleyebilir. Bunlardan bir tanesi toplumsal cinsiyeti sadece toplumsal cinsiyetlenmiş bir beden olarak kadın bedeni üzerinden tartışmaktır. Buradaki hata kadın bedeni üzerinde kurulan yükümlülüklerin, toplumun kadınlardan beklentileri, aynı şekilde erkek bedeni üzerinde de kurulduğunu yani aynı toplumun erkekleri de toplumsal cinsiyetlenmiş bedenlere hapsettiğini unutmaktır.

Toplumsal cinsiyetlenmiş bedenler içerisinde hapsolan ve kendilerini oldukları gibi yani toplumun beklediği rol ve yükümlülükleri doğal olarak üstlenmeyen eşcinsel bireyleri unutmak ise ikinci hatadır. Toplumsal cinsiyetlenmiş bir kadın bedeni vurgusu yapacak ise aynı toplumun bir takım kadını cinsiyetlendirirken diğer bir takım kadınları cinsiyetlendiremediğini ve onları da “ötekiler” olarak nasıl dışarıda bıraktığını, toplumsal kurallar, toplumsal ahlak(!) ve kalıplar ile işkence çektirdiğini de açıklamak gereklidir. Feminizim, marksizim ve kadın sorunun birleştirici bir vurgusu yapılırken Walby’nin ataerkillik kuramının özel ataerkillik alt başlığına atıfla kuracağınız aile içi gönüllü hizmet ilişkileri sizi heteroseksüel kavramlara sıkıştıracak ve aile içerisi derken de Parsons’un kapitalist toplumlar için öngördüğü çekirdek aile modelinde iyice hapsolacaksınız.

Üçüncü hata, toplumsal cinsiyetlenmiş bedenlerin karşılıklı yapısının bir de içeride yani tekil tekil iki farklı cinsiyetin içerisinde de karşılıklı ilişki içerisinde olduğunu unutmaktır. Yani heteronormatif toplumsal cinsiyet kalıpları içerisinde ötekileştirilen, dışlanan eşcinsellerin de bedenleri toplumsal cinsiyetlenmiş bedenler gibi kalıplara uydurulmak istenmekte, örneğin gey bir birliktelikte “pasif” olanın toplumsal cinsiyetlenmiş bir kadın bedeni gibi sürekli ağda yapması gerektiği, ellerinin yumuşak olması gerektiğini, daha nazik hareketler yapması gerektiğini dikkate almayacaksınız. Aynı şekilde lezbiyen kadınların da kendi içerisindeki rollere göre diğerinin daha kısa saçlı olması, bol kazaklar giyerek göğüslerini belli etmemeye çalışması da dikkate alınmayacaktır.

Dördüncü olarak toplumsal cinsiyetlenmeyi bedenleri üzerinde kadınlar ve erkeklerden somut olarak net daha fazla hisseden transseksüeller. Kadın ve erkeklerin rol ve yükümlülüklerinin bir ilişki biçimden çok daha fazlasını bedenleri üzerinde neşterlerle uygulayan insanlar. Toplumsal cinsiyetlenmiş kadın bedenleri derken kendilerini toplumsal cinsiyetlendirilmiş bir bedene sahip olmaya çalışsa ve bunu gerçekleştirse dahi topluma kabul ettiremeyenleri de konuşmak gerekecektir.

Bunlar dahil ve bunları aşkın olmak üzere atlanılan, değinilmeyen, unutulan ve dikkatten kaçan toplumsal olarak cinsiyetlenmiş birçok beden üzerinde daha tahlil yapabiliriz. Bunları işgücü piyasası içerisindeki konumlarına, aile içi ilişkilerine, yataktaki içe girmeli ilişki hegemonyası üzerine kadar bile sınıflandırabilir ve üzerine çok meraklı (!) gibi analizler yapabiliriz, hatta yetmezse kafalarını sabitleyerek pornografik şeyler bile izletilebilir, değiştirmeye çalışırız (!).

Unutmamak gerekir ki toplumdaki her şeyi, ceteris paribus, iki tipte meraklı insan inceler: bir, onları her şekilde inceleyerek kontrol altına almaya çalışan ve iki, onları inceleyerek özgür kılmak için üzerlerine inşa edilen demir parmaklık gibi kalıpları sökmek isteyen. Biz ikinci kısımdaki insanlar olarak belli demir kalıplarını bir Zeyna gibi sökmek istiyoruz.

Sökmek işlemi bir hareket halini yansıtır. Yani sökme işlemi bitinceye kadar ve biz sosyalistlerin huyu kurusun yerine yenisini inşa edinceye kadar hareketliliğimiz durmaz. Yenisini inşa ettiğimiz zaman bile değişen çerçeve içerisinde tekrar onu yenileriz. Bugün de kadınlarımızın öncülüğünde yapmak istediğimiz tam olarak budur. Hatta sökme işlemi başlamış ama yerine tam olarak ne konulacağı üzerinde kafa karışıklığı vardır. Bu kafa karışıklığını sökme işleminde kullanılacak alet seçimi ve gücün niteliğinin belirlediğini şimdiden söyleyelim.

Sökmek işlemi üzerine düşünmeye başlamamız belli bir felsefik alanı işaret ediyor ama sökme işlemine geçmemiz ise başlı başına siyasetin kendisidir. Düşünme alanından çıktığımızı ve devinmeye başladığımızın göstergesidir. Elbette devinirken en kısa sürede sonuç almamız en az gücü harcamayı istemek ve geri kalan gücümüzü de diğer işlerimize yansıtmayı düşünmemizi gerektirir. Buradaki alet seçimi de diğer aletler arasında bize en fazla faydayı sağlayacak ve bizim en iyi kullandığımız alet olmalıdır ki en kısa süre anlamını tamamlasın.

Alet seçimi tercihi toplumsal cinsiyetlenmiş bir beden olarak kadın çalışması olması gücümüze oranla doğrudur. Tercih kolektif de olsa tekil de olsa içerideki güce göre şekillenir. Yalnız seçilen alet toplumsal cinsiyet başlığında sökülmek istenen çerçeveye küçük kaçmıştır. Çerçevenin sökümü sırasında elimizdeki aletten çok daha fazlasına ihtiyacımız vardır. Bunu da aynı taslak çerçevede karşılıklı iç eğitimler ile sağlayabiliriz. Tartışarak, tartıştırarak, tartışılacak bir zemin yaratılarak. Özellikle aletlerin çerçeveye küçük kaçtığı çalışmalarda ve daha fazla güce ihtiyacımız varken kaybedeceğimiz tek bir bilgi olmamalıdır. Çünkü önümüzde yapmamız gereken bir iş ve bellidir ki aletlerimizde ihtiyacımızdan daha azı vardır. O zaman elimizdeki aletlere göre hareket etmeli ve sökeceğimiz çerçeveyi de buna göre belirlemeliyiz.

Şuradan başlayalım:

“Ferman tarihinse
Göğe doğru uzanan bu beden de bizimdir icabında” (*3)

Dip Not: Bu yazı toplumsal cinsiyet üzerine yazılmış temel bir yazı olma özelliği taşımaktadır. Toplumsal cinsiyetin ne olduğunu anlatma kaygısı güder. Bunun dışında Walby’nin kurumsal ataerkillik tanımından sonra kurumsal ataerkilliğin üretiminin ana örgütleyicisi olarak ele alınan patriyarkal devlet anlayışı ve bu devlet anlayışının oluşturduğu toplumsal cinsiyet eşitsizliği, salt bu devlet anlayışı nedenlerin hepsini kapsamamakla birlikte, ele alınmamıştır. Aynı zamanda bu yazı, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, LGBTİ hakları, LGBTİ mücadeleleri ve ortaklaştırılacak başlıklarımızın yazıldığı gibi “Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin süreçleri ve sonuçları LGBTİ bireyler ve kadınlar için farklıdır.” temelinde olmadığını ve bu sağlıksız temelden yola çıkılarak devamındaki üç dört cümledeki tespitlerin yetersizliğini de görmezden gelmesi bakımından kör bir yazıdır. Bunu başka bir yazının konusuna bırakmak anlamında işgücü piyasası içerisinde kadınlar ve LGBTİ bireylerin düşey ve yatay hareketliliğinin benzerlikleri açısından kısır ama sade bir örnek olarak bknz: Neoliberalizm deneyi videosu.

*1 – Zeyna bir ankette kadın mahkûmların en sevdiği TV dizisi kahramanı seçilmiştir – dipnotu şiire dâhildir. Didem Madak / Pulbiber Mahallesi, Syf 24, yedinci basım, Metis Yayıncılık

*2 – Tony Bilton, Kevin Bonnet, Pip Jones, Tony Lawson, David Skinner, Michelle Stanworth, Andrew Webster / SOSYOLOJİ, Syf 129, İkinci Baskı, Siyasal Kitabevi

*3 – Didem Madak / Pulbiber Mahallesi, Syf 21, yedinci basım, Metis Yayıncılık