12 Aralık 2017 Salı

Türkiye’de Basın Özgürlüğü Mücadelesi


Berkay Sagol
Berkay Sagol

İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi – berkaysagol@gmail.com


Basın özgürlüğünün güçlendirilmesi için dünya çapında çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşu Sınır Tanımayan Gazeteciler, 2017 yılının Nisan ayında yaptığı açıklama ile Türkiye’nin 180 ülke arasında 155. sırada yer aldığını açıkladı. Bu sıralamaya göre Türkiye’nin basın özgürlüğünde “Kara Liste” olarak adlandırılan ülkelerin arasına girmesine sadece 4 sıra kaldı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ise 2016 yılının son gününde açıkladığı raporda, 780 gazetecinin basın kartı iptal edildiğini, 839 gazeteci yaptıkları haberler nedeniyle açılan davalarda hâkim karşısına çıktığını ve 189 gazetecinin de sözlü ve fiziksel saldırıya uğradığını belirtmişti.

Ayrıca, Washington’daki ‘Freedom House’ ise yayınladığı raporda, Türkiye’nin basın özgürlüğü açısından ‘yarı özgür ülke’ konumundan ‘özgür olmayan ülke’ konumuna düşürüldüğünü açıklamıştı.

Tutuklu gazeteciler konusunda ise Türkiye, Dünya’nın en büyük gazeteci hapishanesine dönüşmüş durumda. Öyle ki Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Ekim ayında yaptığı açıklamada 156 gazetecinin ve medya çalışanının tutsak olduğunu açıkladı. Bu gazetecilerin bir çoğu henüz yargılanmamış durumda bulunuyor. Yargılanan gazeteciler ise hepimizin 5 aydır yakından takip ettiği Cumhuriyet Gazetesi davası gibi içi boş deliller ile yargılanmaya çalışılıyor.

22 Aralık 2016 günü gözaltına alınıp tutuklanan Ahmet Şık ise bunların en önemli örneklerinde biridir. Yazdığı “İmamın Ordusu” isimli kitabı daha basılmadan yasaklanan Ahmet Şık, tam 11 aydır tutuklu bulunmakta ve hepimizin bildiği gibi ona yöneltilen net bir suçlama bulunmamakta. Ahmet Şık’ın ilk Cumhuriyet davasında yaptığı savunma ise tüm gazetecilere ve tutuklulara bir ders niteliğinde.

Bugün ülkemizde AKP/Saray rejimine karşı ise en önemli mücadele başlıklarından biri, hatta en önemlisi basın özgürlüğüdür. Kemal Kılıçdaroğlu’nun belge açıklama örneğinde gördüğümüz gibi bazı yandaş kanallar sadece “4 dakika” içerisinde belgelerin sahte olduğunu söyleyebiliyor ve dahası “ticaret sonuçta ülkenin yararına” gibi bir takım yalanlarla dolu cümleler kurabiliyor.

Reza Zarrab davasında ise hemen saldırıya geçerek, “İşte Sarraf kumpası”, “Sarraf şantaja teslim” gibi başlıklar atması ve tüm bu olanlardan sonra New York Times gazetesinin ise bu konu hakkında Türkçe bir duyuru yapması ülkede ki yandaş basının ne denli aciz durumda olduğunun en büyük göstergesidir.

Türkiye’de Gençlik hareketi, aleviler, Kürtler, laiklik mücadelesi, LGBTİ mücadelesi ne kadar önemli ise basın özgürlüğü mücadelesi de o derece önemlidir.