Ülkesi Akdeniz: Ahmet Erhan

‘’Sana artık Ahmet Erhan diyorlar/ Akdeniz 1958.1.72.60 kg. evli. Karısı hamile. iki paket sigara. sabah dokuz akşam yedi. –sahi ne vardı başka? / Evet, diyorlar ve ekliyorlar: / Önüne geleni öpme isteğiyle dolu bir insancıllık / Sonunda götürse götürse çiçek götürür kendi mezarına / Gibi deli, gibi meczup, gibi şeyda’’

1980 sonrası şiirimizin lirik-toplumcu şairlerinden olan Ahmet Erhan, 8 Şubat 1958 Ankara doğumlu.  1970’li yılların o devrimci havasını Ankara’da yaşadı ve yine tam da o yıllarda girdi Gazi Yüksek Öğretmen Okulu’nun Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne. Diğer şairlere nazaran erken başladı şiirlerini yayımlatmaya ve 1975 yılında Militan dergisinde toplu şiirlerini yayımlatarak başladı şiir serüveni; daha 17 yaşlarında bir şair olarak.

Şair, ilk şiirleri dahil diğer tüm şiirlerinde o yılların karışık atmosferini, bireyin toplum içindeki yalnızlık ve muğlaklığına atıfta bulunarak değerlendirdi. 1981 yılında ‘’Alacakaranlıktaki Ülke’’ kitabıyla Behçet Necatigil Şiir Ödülü’ne layık görüldü. Aynı zamanda bu kitap ve ödül sayesinde tanınmaya başlandı edebiyat çevrelerince. Kitabın ismi o dönemin genel yapısını özetler nitelikteyken, içerik bakımından da bireyin tedirginlik ve karamsarlığının, umutsuzluğunun, ıssızlığının ve daha nice koyu harflerle çizilebilecek durumlarını ele alıyordu. Aynı kitapta bulunan şairin ‘’Bugünde Ölmedim Anne’’ şiiri, dönemin eleştirmenlerince kitabın duygu atmosferini iyi özetleyen bir şiir olarak gösterilirken aynı zamanda da yine o dönemin kendine içkin kimi duygusal gerilimlerine ortak oluyordu.

‘’Yüreğimi bir kalkan bilip, sokaklara çıktım / Kahvelerde oturdum, çocuklarla konuştum / Sıkıldım, dertlendim, sevgilimle buluştum / Bugün de ölmedim anne / Kapalıydı kapılar, perdeler örtük / Silah sesleri uzakta boğuk boğuk / Bir yüzüm ayrılığa, bir yüzüm hayata dönük / Bugün de ölmedim anne’’

Şiirlerindeki ses, imgeler, ince söyleyiş tarzları yaşamın kendisi kadar çeşitliydi Ahmet Erhan’ın şiirlerinde. Derin, boğucu imgeler ya da karmaşık sembolik anlamların ötesinde, hayatın çeşitli kılcal damarlarındaki mevzilerden, uğraklardan en naif, cüretkarlıktan uzak bir mütevazilikle sesleniyordu hayata. Döneminin diğer şairlerinden ayrıldığı ve ona özgün olan biçim ve söyleyiş tarzı biraz da buradan geliyordu. Çoklu sözcük seçimi ve son derece incelikli duruş sergileyen şiiri buna ön ayak oluyordu. En ince denebilecek şiirlerinde bile en yüksek perdeden sesleri yakalayabilmesi bu sebeptendir belki de ve bu güç bir iştir; Ahmet Erhan bunu başarıyordu.

‘’Bir trenin camında uzayıp giderken dünya /  Yakalanmayan görüntüler mutluluklardır belki / Acılarsa, uzun uzun beklenilen istasyonlara benzer / İki uzaklık arasındadır insanlık tarihi / Gitsem bütün akşamlar geç, sabahlar erken / Kalsam bu kent alnıma yeni çizgiler ekler’’

‘’Her duyguda bir ikigen sonsuzluğu / Ne yapsam birbiriyle hiç kesişmeyen / Kendimi savurduğum sular da / Anaforlanarak geri dönüyor birden / Yalnızlık diye bir sözcük, üç heceli / Sen kaleminle bir daha geç üstünden’’

Ahmet Erhan için Akdeniz’in bölgesel ya da ilk anlamıyla coğrafi bir tanımı yoktu; onun için bir kültürdü Akdeniz. Bu durum çoktandır yanlış anlaşılıyor. Şiirine sığdırdığı, içre kıldığı Akdeniz’in hem kendinden menkul hem de ona, o kültüre dair; onun izleğinde ne varsa kendi düşün dünyasına da onları sığdırarak yazıyordu Ahmet Erhan. Akdeniz’e dair biçtiği özgün anlamlılıkları çoğul ya da bütüncül bir yaklaşımla özümseyemeyecek olsak da şunlar söylenebilir zannediyorum; şiirini beslediği, geçmişini ve bugününü içinde bularak bir çıkışa yöneldiği, bu çıkıştan kültürel, metaforik yepyeni anlamlar çıkardığı bir ikincil belki üçüncül boyuttan getiriyordu kelimelerini. Kendi deyimiyle ise Milattan Önceki Şiirler şiirinde ‘’ve her şey akdeniz’in bilincine varmakla başladı’’ diyerek, bahsettiğimiz anlamın bir uzantısını göstermiş oluyordu bizlere.

‘’ Sustu ölüm. Sustu yaşam. Bir yorgunluk / Beni anlamasanız da olur artık / Sekiz Şubat Bindokuzyüzellisekiz. Ölün nedeni: Bilinmiyor. Ülkesi: Akdeniz ‘’

‘’akdeniz’e dönüyorum, güz kuşlarının / kanat vuruşlarına adımlarımı ayarlayarak / akdeniz’e dönüyorum, dumanlı bir kentin / irin püskürten bacalarını yüreğimden kazıyarak’’

Ahmet Erhan’ın alkolle olan yakın ilişkisi çoğu kimselerce bilinen bir şey. Bu durumun özetine birçok kere şiirlerinde de rastlıyoruz. Bireyin içinde yaşadığı boğuntuları, alkolle yıkayarak içinden çıkılması güç bir kaosa dönüştürüyor şair. Buna bir tür intihar girişimi bile diyebileceğimizi düşünüyorum. Edip Cansever’in ‘’Ve alkol olmasaydı biz ölümsüz kalırdık’’ dediği gibi, ölümsüzlüğün dayanılmaz bir acı olduğu düşüncesine ulaşıldığında, alkol, kurtarıcı bir kimliğe bürünüyordu onun için.

‘’ ‘Rakı vardı, şarap vardı ve o kadar çok / Ben yalnızlık komasına girdiğimden beri’ / ‘Ellerim beynime alkol serpiyor boyuna’ ‘’

Ahmet Erhan ölümseyerek bakıyordu dünyaya kendi deyimiyle fakat nihilist de bir yapısı yoktu. Hayat dışında bir insan olduğunu düşünmüyorum. Bu durum hem okuyucular hem eleştirmenlerce uzun bir dönem farklı algılandı. Belki de bu sebeptendir ki karamsarlıkla eleştirilmesine karşılık, son şiirlerinin hemen hepsinde ‘’hayat’’ kelimesi geçen tüm sözcüklerin ‘’h’’ harfini büyük yazarak kendisine yöneltilen eleştirilere bir bakıma cevap verdi.

‘’ ‘Hayat, seni çok seviyorum’ / ‘Ölümseyerek bakıyor dünya biz gülümseyelim.’ / ‘Mekanınız Hayat olsun.’ ‘’

Şairliği birçok kişi, birçok şekilde değerlendirmiştir bugüne kadar. Ben şairin ömrünün, şiiri kadar olduğunu düşünürüm; şiirinin köklerince yaşar şair. Ne kadar kalıcı, ne kadar güzel yazdıysa o kadar. Yakınlarının söylediklerine göre şairlerin ölüm günleriyle değil, doğum günleriyle anılmasını isteyen bir şairdi Ahmet Erhan da. Bu düşüncesi onu bana biraz daha yakın hissettirir ve bu sebeple bu yazının Ahmet Erhan’ın doğum gününe denk düşürülmesi biraz da bu sebeptendir.

Ahmet Erhan’ı 5 sene önce Ağustos ayında bedenen kaybettik. ‘’Hiç şüphe yok ki Ankara’da öleceğim ben’’ demesine karşın Silivri’de yürüdü sonsuzluğa, kendi deyimiyle sürgün olduğu yerde. Şimdi Ankara Karşıyaka Mezarlığı’ndan duyuruyor sesini, şair Ahmet Arif’in oğlu, heykeltıraş Filinta Önal’ın yaptığı, üzerinde ‘’Ülkesi Akdeniz’’ yazan mezarlığından.

‘’Yağmurda ölürüm, su çeker bedenim / Bir yer altı ırmağı olur gömülünce / Ben bu dünyada bir tek Hayat’ı sevdim / Karşılıksız aşkların lümpenliğince(…) / Yağmurda öleyim, su çeksin bedenim / Kan! En dayanıklı tüketim malımızdır, onu kimse yıkamaz.’’

İlgili Haberler