19 Haziran 2018 Salı

Üniformalarıyla Görünmez Olanların Filmi: Ekmek ve Güller


Yalım Aydın
Yalım Aydın
Orta Doğu Teknik Üniversitesi

Yürürken biz, yürürken günün güzelliğinde,

Milyon karanlık mutfak, bin loş atölye,

Dip köşe aydınlanır apansız bir güneşle,

Şarkımızı duyan insanlar için: “Ekmek ve güller! Ekmek ve güller!”

Dizeleriyle başlıyor James Oppenheimer’ın ünlü şiiri ‘’Ekmek ve Gül’’ün İlkay Meriç tarafından yapılan çevirisi. Bu şiir, 1912 yılının ocak ayı ile mart ayı arasında sürmüş olan Ekmek ve Güller Grevi’nden esinlenerek yazılmış. Ekmek ve Güller Grevi, kadın ağırlıklı bir grevdir ve bunun en temel sebebi bu grevi yapan işçilerin tekstil sektöründe çalışıyor olmalarıdır. Yirmi yedi farklı milletten işçilerin katıldığı grev, bütün baskılara rağmen 30 Mart 1912 tarihinde kazanımla sonuçlanmış ve gerek ABD’deki gerekse diğer ülkelerdeki işçi hareketleri için bir dönüm noktası olmuştur.  

Sosyalist kimliğiyle bilinen yönetmen Ken Loach da bu grevi filmleştirerek, kalıcılığına ve nesilden nesile aktarımındaki kolaylığa katkıda bulunmuştur. Film 2000 yılında çekilmiştir ve yönetmenin Britanya coğrafyası dışında çektiği nadir filmlerden biri olduğu belirtilmektedir. Bazı eleştirmenlere göre sinema tarihinde kendine hak ettiği değer verilmemiş olan filmlerden olan Ekmek ve Güller için ‘’üniformalarıyla görünmez olanların filmidir’’ desek yanlış olmaz. Meksika’dan ABD’ye ‘’kaçak’’ statüsünde yerleşen Maya, filmin ana karakteri. Büyük çoğunluğu göçmen olan çalışma arkadaşları ile birlikte Maya, büyük bir temizlik şirketinde, sağlık güvencesinden ve sendikal haklardan kısıtlanmış bir şekilde çalışmaktadır. Patronları işçilerinin kaçak olması nedeniyle onları istediği gibi kontrol edebileceğine inanmakta, hatta işçilerin maaşlarından sırf bu yüzden komisyon almaktadır. İşçiler, bir sendika görevlisiyle toplantı gerçekleştirdiğinde patronun bundan haberi olmuş ve sendikanın işçilerden alacağı paraların kendisinin aldığından daha fazla olacağını, bunun yanında kaçak statüsünde olmalarının büyük bir problem olduğunu daha çok deneyimleyeceklerini belirtmiştir sendikalı olmaları halinde. Film, en başta bahsettiğim grevden aldığı adına son derece sadık. Olayı olanca gerçekliğiyle yansıtmasının yanında, eylem gerçekleşen bir sahnede yer alan pankarta ‘’1912’deki pankart’’ belirtmesi bile yapılıyor. Grevi yansıtmasının yanında işçilerin geçim sıkıntılarına, düşük ücretlerine vurgu yapıp bu nedenle eylem yapılmasının gayet insani ve tabi olduğuna da ikna ediyor kitleleri Ken Loach.

Filmi grevden bağımsız tutan etkenlerin başında aşk geliyor diyebiliriz. Baş karakter Maya’nın sendika lideri Sam ile aşk yaşaması, filmin salt politik olarak nitelenmesine engel olan etkenlerden yalnızca biri. Bunun yanında Maya’nın ablası Rosa’nın kendi hikâyesi ve grev yapan işçilerden birinin gözaltına alındığı polis merkezinde polisler tarafından sorulan ‘’Adın ne?’’ sorusuna verdiği Emiliano Zapata cevabı da filmi özel kılan detaylardan.

Tarih boyunca pek sık karşılaşılmayan ‘’Marksist Sinema’’ örneklerinden olduğu belirtilen Ekmek ve Güller filmi, işçilerin, emekçilerin iktidarından yana olanların kesinlikle izlemesi gereken bir film. Öte yandan üreten sınıfların iktidarını sakıncalı bulanların veya konu hakkında fikir sahibi olmayanların da düşüncelerini şekillendirmesi, değiştirmesi açısından izlemesi gereken bir film olduğunu söyleyebilirim.